Matteo Pasquinelli’nin, Verso Books tarafından 2023 yılında yayımlanan çarpıcı eseri “The Eye of the Master: A Social History of Artificial Intelligence” (Ustanın Gözü: Yapay Zekânın Toplumsal Tarihi), günümüzün en çok tartışılan konularından biri olan yapay zekânın kökenlerini tarihsel ve sosyal bir perspektiften yeniden inşa ediyor. Pasquinelli’ye göre yapay zekâ (YZ), sadece teknoloji firmalarının sunduğu parlak algoritmalardan veya dâhi mühendislerin zihninden çıkan yeniliklerden ibaret değil. Onun temelinde yatan asıl dinamik, sınıflar arası mücadele, emeğin sosyal örgütlenişi ve toplumsal bilgi birikimi.
Teknoloji nasıl bir toplumsal mücadele alanına dönüştü?
Kitabın ismindeki “usta” kavramı, Karl Marx’ın Kapital’de dile getirdiği toplumsal üretim ilişkilerinin görünmez denetleyicisine işaret ediyor. Pasquinelli’ye göre bugün yapay zekâ algoritmaları, kapitalist üretim ilişkilerini sürdüren ve derinleştiren modern “ustanın gözü” haline gelmiş durumda. Bu “göz”, toplumdaki emeği, bilgiyi ve kolektif zekâyı gözetleyerek yöneten yeni güç ilişkilerini sembolize ediyor.
Emeğin bilgisi makineleşirken neyi kaybettik?
Pasquinelli’nin çalışmasında öne çıkan en önemli tezlerden biri, “emeğin makine teorisi” olarak tanımladığı özgün yaklaşımıdır. Bu teoriye göre makineler ve dolayısıyla günümüzün yapay zekâ sistemleri, emeğin zaten var olan sosyal ve zihinsel organizasyon şemalarını taklit ederek gelişmiştir. Charles Babbage’ın 19. yüzyıldaki hesaplama makinelerinden günümüzün derin öğrenme algoritmalarına kadar uzanan süreçte, işçilerin ve çalışanların bedensel ve zihinsel emeğinin makinelere aktarılması, emeğin görünmez hale gelmesiyle sonuçlanmıştır.
Pasquinelli, endüstri çağından günümüze kadar gelen otomasyon süreçlerinin, aslında sadece manuel emeği değil, zihinsel emeği ve kolektif zekâyı da nasıl gasp ettiğini anlatıyor. Böylece, makinelerin ve YZ’nin, insanlığın ortak birikimi olan bilgiyi nasıl sessizce kendi tekeline aldığını ve bunun sonucu olarak emeğin giderek daha değersiz kılındığını ortaya koyuyor.
Endüstriyel çağdan sibernetik çağa: Yapay zekânın kökleri
Kitap, yapay zekânın kökenlerini iki tarihsel dönemde inceliyor:
1. Endüstri devrimi ve otomatik hesaplama makineleri
19. yüzyılda İngiltere’de, Charles Babbage’ın tasarladığı ilk mekanik bilgisayarlar, basit birer mühendislik başarısı değil; kapitalist üretim ve emek denetimi sisteminin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Bu makineler, emek sürecini ölçen, denetleyen ve yeniden yapılandıran araçlar olarak tasarlanmıştır. Karl Marx’ın “genel zekâ” kavramının kökenlerine inen Pasquinelli, emeğin ortak bilgisinin ve işbirliğinin makineler aracılığıyla kapitalistlerin denetimine nasıl geçtiğini vurguluyor.
2. Sibernetik devrim ve yapay sinir ağları
Kitabın ikinci kısmı, İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme, Amerikan sibernetik hareketinin doğuşuna ve gelişimine odaklanıyor. Warren McCulloch ve Walter Pitts tarafından geliştirilen ilk yapay sinir ağlarının, biyolojik bir ilhamdan çok, askerî ve yönetimsel amaçlarla, toplumsal algının ve emeğin kontrol altına alınmasına hizmet ettiğini anlatıyor. Yapay zekânın günümüzdeki temelini oluşturan derin öğrenme (deep learning) algoritmalarının ilk biçimlerinin, aslında toplumsal kontrol ve gözetim araçları olarak şekillendiğini savunuyor.
Yapay zekânın sınıfsal ve toplumsal kodları
Pasquinelli’ye göre, yapay zekânın temel mekanizması biyolojik zekâyı taklit etmek değil, toplumsal işbölümünü dijitalleştirmek ve algoritmik olarak yeniden üretmektir. Böylece günümüzün YZ sistemleri, sadece teknik araçlar değil; sınıf, ırk ve cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üreten toplumsal mekanizmalara dönüşüyor.
Bu noktada Pasquinelli, yapay zekânın iddia edildiği gibi “tarafsız” olmadığını, tam tersine toplumsal ayrımcılık ve eşitsizlikleri sürekli olarak yeniden ürettiğini vurguluyor. Algoritmalar, sosyal ilişkileri ve eşitsizlikleri, görünmez ama son derece etkili yollarla sürekli yeniden kodluyor.
YZ tartışmalarını toplumsal tarih ışığında yeniden düşünmek
Kitabın son bölümünde Pasquinelli, yapay zekânın geleceğini sorguluyor ve bugün sıklıkla dile getirilen “makinelerin insanları aşacağı” yönündeki spekülatif tartışmaları eleştiriyor. Ona göre asıl tehlike makinelerin bizi aşması değil, insanlığın kolektif zekâsının ve emeğinin yapay zekâ sistemleri tarafından sürekli biçimde tüketilip dönüştürülmesi, bunun sonucunda da emeğin giderek görünmezleşmesi ve değersizleşmesidir.
Sonuç yerine: Yapay zekâ neyi temsil ediyor?
“The Eye of the Master”, teknoloji tartışmalarına sosyal ve politik bir derinlik kazandıran, yapay zekânın yalnızca bir teknik yenilik değil, tarih boyunca sürmüş sınıfsal bir mücadelenin günümüzdeki yansıması olduğunu ortaya koyan önemli bir çalışma. Pasquinelli’nin kitabı, dijital çağda yaşanan dönüşümleri anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı niteliğinde.
Bugün yapay zekâyı tartışırken, makinelerin gücünden çok, onların görünmez kıldığı insan emeğini ve bilgiyi hatırlamak gerekiyor. Pasquinelli’nin eserinin sunduğu temel uyarı da tam olarak burada yatıyor: Yapay zekâ, toplumun kolektif zekâsını ve ortak bilgiyi tüketen bir araç olmaktan çıkıp, toplumun yararına kullanılabilecek bir araç haline dönüştürülebilir mi? Bu soru, geleceğimizin en kritik tartışmalarından biri olmaya aday görünüyor.
Fotoğraftan kanseri tahmin eden yapay zeka: Yüzünüz kaç yaşında?
Yapay zeka tarikat türleri: Sen hangi çıldırmış kampa dahilsin?
