Cumartesiydi. Ellerinde dalga karanfillerle, özenle çoğalarak gelmişlerdi meydana. Çokluğun içinden değil, azlığın sesinden yükselen bakışlarını nakış edip gözlerine, gelmişlerdi. Ellerinde kaybettikleri oğullarının kızlarının fotoğrafları ile, yetmişlerdi. Tuz ve ılık rüzgardan yapılma beton rengine çömelerek, gözleriyle direnmişlerdi önce, serilmişti sorguları etrafa. Isrardan olmaydı sözleri, dikenden olma. Gelip meydanın gölgesine dikmişlerdi “oğullarımız, kızlarımız nerde”leri defalarca.
“Galatasaray Meydanı 2018’den beri ilk kez Emine Ocak’ın cenazesi için açıldı”. Ses boğuk bir radyo kanalından ürkülüyor da kendini belli etmiyor gibiydi. Hislerin kendinden menkul yankılanan sıralarında, saatlerin nabzını yoklama günleriydi. Yılgınlığın da en az direniş kadar bereketli olduğu topraklarda, sesin ve yankının açtığı yolda bile isteye, kötünün üstüne yürümekten başka çaresi olmayanların öfkesiydi bu.
“Cumartesi annesi 89 yaşında hayatını kaybetti”.
Gazete kupürü değildi yansıyan dimağa. Yılların yasını tutup içmiş elleri ellerdi, gözleri gözler. Desenlenen ellerine takıştırdıkları dahi soğumuyordu bir kez olsun. Bir kez olsun zalimin önünde ufalanmıyordu. Isıcacık bir yaz günü yumdu gözlerini uzun bir var oluşa, elleri ellerdi. Hasan’ını göğsüne bir kez bile iliklemeyi unutmadan. Gövdesinde kaybını duyan ve unutarak durulmayan analara katarak yüreğini, bir kez olsun vazgeçmemişti ki yola çıkmaktan. Bu dünyanın içinde, bile isteye var olmayı seçtiği noktaya armağan ederek direnişin rengini gitti.
Şimdi, bungun günlerin içinde sayısız kez yükselen gülümseyişi, taşların hafızasına yaslanıyor. Takıp takıştığı takıların renkleri, kalabalığın arasına serpilerek sarmalanıyor. Göz göze gelenler, renkleriyle gülümsüyor birbirine orada. Sıcağın dalgasına serpiliyor tuz. Tülbentler yakaya asılı, omuzlamak için diğerini. Acının biraz olsun durulabilmesi bundan, kırığın bir nebze yatışabiliyor oluşu bundan.
Bugün yakınlar, uzaklardan da yakın. Bağdaş çöküyorlar türkülerini ıslatıp. Söz veriyorlar birbirlerine, terk etmemek üzere günleri ve dünleri. Berileri ve öbürlerini. Yasları dağılsın diye değil, yakınlar çoğalıp serçe kanadında göğerebilsin diye.
“Biz vazgeçersek bu ülke kaybedenlerin cenneti olmaya devam edecek. Biz vazgeçersek bu ülke yakınlarını arayanlar ve adalet isteyenlerin cehennemi olmaya devam edecek”.
Bir yaz günü, asfaltın göğü inlettiği bir dua gibi aramızdan ayrıldı elleri…
Kazkafanın Kitabı üzerine: Bir başkasının kaleminden kendini yazmak
