₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Krizler çağında mekânı yeniden düşünmek

Krizler ve Dönüşümler Çağında Mekânsal Çalışmalar*, günümüz kentlerinin karşı karşıya kaldığı ekonomik, çevresel, toplumsal ve teknolojik krizleri mekânsal bir mercekten irdeleyen, disiplinler arası bir derleme olarak öne çıkıyor. Kitap, mimarlık, şehir planlama, coğrafya ve sosyal bilimleri bir araya getirerek, mekânın fiziksel bir yapı olmanın ötesinde, kamusal ilişkilerin, bilgi rejimlerinin, iklimsel baskıların ve toplumsal dönüşümlerin kesişim noktasında yeniden şekillendiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle eser, hem kuramsal derinlik sunuyor hem de çağdaş kentlerin krizler karşısındaki dönüşümünü bütüncül bir şekilde analiz ediyor.

“Kent, kamusallık, ekoloji ve dijital kültür ekseninde yeni bir mekânsal düşünme çağrısı”

Kitabın ilk bölümü olan “Kentsel Krizlere Çözüm Olarak Mekânsal Dönüşüm: Mekânsal Planlama Kuramları”, Gamze Kazancı ve Aliye Ahu Gülümser tarafından kaleme alınmış. Yazarlar, modern şehirlerin yaşadığı ekonomik ve toplumsal krizleri tarihsel ve kuramsal bir perspektifle ele alırken, mekânsal planlama kuramlarının bu krizlere nasıl yanıt verdiğini tarihsel bir perspektifle sunuyor. Sanayileşme sonrası dönemde ortaya çıkan krizlerin, mekânsal planlama kuramlarının gelişimiyle nasıl iç içe geçtiğini gösterirken, bu kuramların dönüşüm, yenileme ve müdahale biçimlerini yalnızca teknik değil toplumsal bir pratik olarak ele aldığını vurguluyor. Bu bölüm, çevre bilimleri, sosyoloji, ekonomi ve kentsel planlama  disiplinlerinden  gelen  bilgileri  bir  araya  getiren  çok  disiplinli  araştırmaların,  kentsel  büyümenin  karmaşık  dinamiklerinin  daha  derinlemesine  anlaşılmasına  ve daha ayrıntılı, etkili kentsel müdahalelerin geliştirilmesine olanak tanıyan, krizlere yanıt üretmedeki tarihsel ve kavramsal rolünü anlamada güçlü bir temel sunuyor.

Başak Lâle’nin “Mekân ve Zaman: Temsilin Dünü ve Bugünü Özelinde USModernist Arşivi Üzerinden Bir İnceleme” başlıklı ikinci bölüm, mekân-zaman ilişkisinin temsillerini modernist mimarlık ve arşiv üzerinden inceliyor. USModernist arşivi, modernist mimarlığın estetik kodları, epistemik dayanakları ve tarihsel sürekliliğini anlamak için kullanılırken, Lâle mekânı yalnızca fiziksel bir alan değil, modernlik ideallerinin, tarihsel belleğin ve kimlik inşasının sahnesi olarak ele alıyor. Mekân üretiminin büyük bir hızla metalaşma sürecinde olduğu günümüzde,  temsilin,  geçmişe  kıyasla  auradan  bağımsız  bir  imaja  indirgendiği  sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu analiz, mekânın epistemolojik boyutlarını ve temsil süreçlerini açığa çıkarıyor.

Üçüncü bölüm, Aslı Ulubaş Hamurcu’nun “Enfokrasi Çağında Kamusallık ve Kentlerin Dönüşümü” çalışmasıdır. Hamurcu, dijital çağda kamusal alanın geçirdiği dönüşümü ele alıyor ve Habermas’ın kamusallık kuramını günümüz bilgi rejimleriyle karşılaştırıyor. Dijitalleşmenin, sosyal medyanın ve bilgi akışının kamusal alan üzerindeki etkisi incelenirken, kentlilerin dijital mecralarda geliştirdiği etkileşim biçimlerinin kamusallığı nasıl yeniden şekillendirdiği tartışılıyor. Bu bölüm, çağımızın kamusal alan sorunlarını kavramsal olarak derinleştiriyor.

Dördüncü bölümde Aslıhan Atılgan, Seben Aşkın Kütükçü, Cansu Sözer ve Can Boyacıoğlu, “Neoliberalizmin Sosyo-Mekânsal Krizinde Pastiş Kentler” başlıklı çalışmalarında neoliberal politikaların kentleri nasıl benzeştirici bir estetik ve planlama mantığıyla dönüştürdüğünü ele alıyor. Pastiş kent kavramı, neoliberalizm altında ortaya çıkan mekânsal ve kültürel krizleri ifade ediyor: Tarihsel doku ve yerel kimlik yerine evrensel tüketim biçimleri ve standartlaşmış yapı formları öne çıkıyor. O yüzden denebilir ki çözüm; küçük  ölçekli  krizlerin  farkına  varmak ve bu krizlere reaktif çözümler üreten yeni bir yaratıcılık tanımlamanın kendisidir. reaktif müdahalelerle  oluşmuş  her  yavaş  dönüşüm  önerisi  çözümün  kendisi  hâline  gelirken  demokratik  kentsel  mekân  üzerine  bir  hareketlilik  üretir.  Çalışma açısından  denebilir  ki  çözüm,  küçük  ölçekli  krizlerin  farkına  varmak ve bu krizlere reaktif çözümler üreten yeni bir yaratıcılık tanımlamanın kendisidir. Bu bölüm, neoliberal kentsel dönüşümün mekânsal, kültürel ve toplumsal boyutlarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Gökçe Uzgören’in “Kent Meydanları Üzerinden Toplumsal (Yeniden)Üretimin İzini Sürmek: Lefebvre’nin Mekânsal Üçlü Kavramsallaştırması Bağlamında San Marco Meydanı’nın Dönüşümü” başlıklı bölümü, Lefebvre’nin mekânsal üçlemesini (temsil mekânı, mekânsal pratik, mekânın temsili) San Marco Meydanı özelinde tartışıyor. Uzgören, mekanın, kamusal alanların ve meydanların yalnızca bir fiziksel mekân olmadığını, toplumsal etkileşimin, tarihsel belleğin ve kolektif kimliğin yeniden üretildiği bir sahne olduğunu vurguluyor.  San Marco Meydanı örneği üzerinden mekânsal analitik bir inceleme ortaya koyan çalışmada mekânın dışsal ilişkiler ile bağlamı olmayan fiziksel bir unsurdan öte toplumsal bir ürün  olduğu  ve  tarihsel  süreç  içerisinde  birçok  farklı  faktörün  karşılıklı  ilişkisi ile yeniden üretilmekte olduğu sonucuna varılmıştır. Bu analiz, mekânın toplumsal, tarihsel ve sembolik boyutlarının birbirine nasıl bağlı olduğunu gösteriyor. Bu bölümde Uzgören, tarihsel süreç içerisindeki toplumsal değişim süreçlerini analiz  ederken  kullanılabilecek  olanaklardan  birinin  de  tarihsel-coğrafi  bir  bağlamda  üretim  sürecine  odaklanılan  mekân olduğunu, Lefebvre’nin mekânsal üçlemesi perspektifiyle San Marco Meydanı üzerinden tartışıyor.

Altıncı bölümde Parvin Heidari ve Hande Apak, yüksek yapılarda “İklime Bağlı Doğal Havalandırma Stratejileri: Kullanıcı Konforu Perspektifinden Bakış” başlıklı çalışmalarıyla, iklim değişikliğinin mekânsal tasarım üzerindeki etkilerini inceliyor. Yazarlar, doğal havalandırmanın kullanıcı konforu ve enerji verimliliği açısından önemini vurgularken, yüksek yapıların sürdürülebilir tasarım stratejileriyle nasıl donatılabileceğini ortaya koyuyor.

Serkan Bayraktaroğlu’nun “Kentsel Sürdürülebilirlik Bağlamında Eko-Sosyal İnovasyon” başlıklı yedinci bölümü, ekolojik ve toplumsal krizleri bütüncül bir çerçevede tartışıyor. Bayraktaroğlu, kentlerin sürdürülebilirliğe yalnızca teknolojik yeniliklerle değil, toplumsal adaptasyon ve davranış değişimi ile ulaşabileceğini savunuyor. Eko-sosyal inovasyon yaklaşımı, kentlerin hem ekolojik hem toplumsal dayanıklılığını güçlendiren kritik bir araç olarak öne çıkıyor. Şehirlerde  sürdürülebilir  inovasyon  ve  dönüşüm  için  elverişli  koşulların yaratılması amacıyla politika yapıcılar, uygulayıcılar, araştırmacılar ve toplum paydaşlarının nasıl bir ortak çaba göstermesi gerektiği ile ilgili perspektifler tartışılıyor.

Betül Şahin’in “Yer Temelli Sürdürülebilirlik Geçişlerinde Sınır Unsuru Olarak Katılımcı Tasarım Eylemleri” başlıklı bölümü, sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma, katılımcı demokrasi ve yerellik temalarını merkeze alıyor. Yer temelli yaklaşımlar, mekânsal karar alma süreçlerine toplulukların dahil edilmesini sağlayarak dönüşümün hem meşruiyetini hem de kalıcılığını güçlendiriyor. Şahin, katılımcı tasarım eylemlerinin sürdürülebilirlik geçişlerinde kritik bir sınır unsuru olduğunu vurguluyor ve sürdürülebilirlik geçişlerine ilişkin ağ çözümlemesi,  sistem  tasarımının  aktör  katılımları  ve  kurumsal  otoriteyle  yakın  bir biçimde nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor.

Son olarak Ceren Yegen ve Ali Murat Kırık’ın “Dijital Bir Mekân Olarak Sosyal Medyada Beden İmajı: Kullanıcıların Perspektifinden Bir Değerlendirme” başlıklı bölümü, sosyal medyayı mekânın yeni bir biçimi olarak ele alıyor. Dijital platformlarda beden imajı, kimlik inşası ve temsiliyet süreçleri üzerinden yapılan analiz, mekân kavramını fiziksel sınırların ötesine taşıyor ve dijital kamusallığın mekânsal boyutlarını gözler önüne seriyor. Çalışma, sosyal medya platformlarını birer ‘dijital bir mekân’ olarak ele almakta ve sosyal medyanın, gençler ile yetişkinlerin beden algılarına ilişkin etkisini incelemektedir. Araştırmada ulaşılan sonuçlar, sosyal medyanın, bireylerin beden imajı ve algıları üzerinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Krizler ve Dönüşümler Çağında Mekânsal Çalışmalar, çağdaş mekânsal dönüşüm tartışmalarına hem kuramsal hem pratik düzeyde önemli katkılar sunuyor. Kitap, kentlerin krizler karşısındaki dönüşümünü disiplinler arası bir mercekten ele alarak mekânın toplumsal, teknik, dijital ve ekolojik boyutlarını bir araya getiriyor. Kentlerimizi, meydanlarımızı, yüksek yapılarımızı ve dijital mekânlarımızı yeniden anlamak isteyen her okur için bu eser, derinlikli bir rehber niteliği taşıyor.

*Krizler ve Dönüşümler Çağında Mekânsal Çalışmalar (ed. Parvin Heidari, Gökçe Uzgören, Enver Tatlısu; Akademisyen Yayınevi, 2025)

İzmir Duvarı: Bir sınır değil, ilişkisel bir diyalog imkânı

Yeniden kamuculuk: Rant devri biterken yerel yönetimler için radikal siyasa manifestosu

Öbür taraf