₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Rubio Münih’te konuştu, Avrupa ayakta alkışladı: “Beyaz imparatorluk” geri mi dönüyor?

Münih Güvenlik Konferansı’nda (14 Şubat 2026) ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Avrupa’ya yaptığı çağrı, salonda yükselen alkışla karşılandı; ancak New Statesman yazarı James Schneider’e göre bu çağrı, “kurallara dayalı düzen” söyleminin ötesine geçen, ırksal ve medeniyetçi bir “Batı bloğu” tasarımını işaret ediyor. Schneider, Rubio’nun konuşmasını, ABD’nin evrensel değer iddiasını geri plana itip “Batı”yı daha dar—kimlik, kültür ve demografi ekseninde—yeniden tarif ettiği bir dönüm noktası olarak okuyor.

Schneider’in aktardığı çerçevede Rubio’nun mesajı iki katmanlı: Bir yandan Avrupa’yla “tarihi ittifak” vurgusu yapılıyor; diğer yandan bu birlik, göç, enerji politikaları ve “kültürel süreklilik” başlıkları üzerinden “içeride tahkimat, dışarıda ortak güç projeksiyonu” fikrine bağlanıyor. Rubio’nun iklim politikalarını “climate cult” gibi ifadelerle hedef alması ve kitlesel göçün “toplumsal uyum” ve “kültürün devamı” için risk olduğuna dönük sözleri, Schneider’in metninde “medeniyetçi konsolidasyon”un işaretleri olarak değerlendiriliyor. 

“Kurallara dayalı düzen”den “medeniyet bloğu”na

Schneider’in yorumuna göre, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD gücü, uluslararası hukuku ihlal edebilen pratiklerle “evrensel değer” retoriğini birlikte taşıyan bir çelişki üzerinden işledi. Bu ikili dil, müttefikleri ikna eden bir “ahlaki sözlük” üretiyordu. Schneider ise Trumpizmle birlikte bu performansın terk edildiğini; “insanlık adına” konuşma iddiası zayıflarken, “Batı”nın sınırları ve çıkarlarının daha çıplak biçimde tarif edildiğini savunuyor. 

Göç, enerji ve “mağduriyet” siyaseti

Yazı, Rubio’nun söyleminde “Batı’nın gerilemesi”nin dış nedenlerden çok “ahlaki zayıflık”, “suçluluk”, “dışarıdakilere müsamaha” gibi iç etkenlere bağlandığını aktarırken, bunun bir “medeniyet mağduriyeti” hikâyesiyle kurulduğunu ileri sürüyor. Bu noktada Schneider, siyasal kuramcı Corey Robin’in reaksiyoner siyaset okumasına atıfla, hiyerarşinin “kendini savunma” diye sunulmasını merkeze alıyor. 

“Çin’le yönetilebilir rekabet”, Küba’ya sert disiplin

Schneider’in metninde dikkat çekici örnek, rekabetin odağını Çin’den ziyade Küba üzerinden göstermesi: ABD’nin uzun süreli ambargo/siege (kuşatma) siyaseti, enerji ve finans kanallarıyla “disiplin” kurma kapasitesinin laboratuvarı gibi okunuyor. Bu bölüm, Trump yönetiminin ikinci döneminde Latin Amerika-Karayip hattında Monroe Doktrini’ni güncelleyen bir hiyerarşi kurulduğu iddiasıyla birlikte ilerliyor. Bu tür iddialar, yazının yorumlayıcı yönü olarak değerlendirilmelidir. 

Avrupa neden alkışladı?

Schneider’e göre Avrupa’nın alkışı, sadece “ortak köken” vurgusunun yarattığı duygusal çerçeveyle açıklanmıyor; de-endüstriyalizasyon, tedarik zinciri kırılganlığı ve stratejik bağımlılık kaygıları, Rubio’nun ekonomik eleştirileriyle temas ediyor. Ayrıca Avrupa’nın halihazırda sertleşen sınır rejimi, “dışsallaştırılmış caydırıcılık” ve göçmen acısının bürokratik normalleşmesi, Schneider’in ifadesiyle bu “teklif”e zaten uygun bir zemin üretiyor. 

“Renk çizgisi”nin güncel biçimi

Yazı, W.E.B. Du Bois’un “renk çizgisi” (colour-line) kavramsallaştırmasını günümüze taşıyarak, 21. yüzyılda bunun yaptırım rejimleri, göç duvarları ve güç projeksiyonu üzerinden yeniden üretildiğini öne sürüyor. Schneider’in vardığı sonuç: Avrupa’nın önündeki soru “ABD mi Avrupa mı” ikiliğinden çok, “insanlıktan çıkarıcı bir ırksal/medeniyetçi projeye eklemlenip eklemlenmemek.” 

 

ICE böyle katletmeyi nereden öğrendi?

Aynı öfke, farklı eşik: 2019’dan 2022’ye İran sokakları