₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Orban’ın yenilgisi, Kürt meselesi, NATO zirvesi ve seçimler: TİP ne yapacak?

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Parti Sözcüsü Sera Kadıgil ve İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, düzenledikleri basın buluşmasında ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı; Macaristan’da Orban’ın yenilgisi, Kürt meselesindeki son süreç, Temmuz’daki NATO zirvesi ve seçimlere ilişkin olası senaryolar toplantının öne çıkan başlıkları oldu. Buluşmada ayrıca Ahmet Şık’ın yeni kitabı Ayna / Hêlî tanıtıldı.

Türkiye İşçi Partisi’nin basınla bir araya geldiği buluşmada, partinin son dönemde izlediği siyasal hat, uluslararası gelişmeler karşısındaki tutumu ve Türkiye’deki siyasal krize dair değerlendirmeleri gündeme geldi. Ahmet Şık’ın Ayna / Hêlî başlıklı yeni kitabının tanıtımının da yapıldığı toplantıda, konuşmalar yalnızca kitapla sınırlı kalmadı; NATO zirvesi, seçim güvenliği, muhalefetin pozisyonu, Kürt meselesi ve bölgesel gelişmeler üzerine kapsamlı bir çerçeve çizildi.

Toplantının açılışında konuşan Erkan Baş, Türkiye’de gündemin olağanüstü bir hızla değiştiğini, bu nedenle uzun süredir basınla hangi başlık altında bir araya geleceklerine karar vermekte zorlandıklarını söyledi. Bu kez Ahmet Şık’ın kitabını vesile ederek hem kitaba hem de memlekete ve dünyaya dair değerlendirmeleri birlikte paylaşmak istediklerini belirten Baş, TİP’in bir yandan mahallelerde, işyerlerinde ve okullarda öz örgütlenmeleri güçlendirmeye çalıştığını, diğer yandan da uluslararası ilişkilerini büyüten bir döneme girdiğini anlattı. Baş, seçim merkezli siyaset anlayışının sınırlarına dikkat çekerek, siyasetin yoksulların ve emekçilerin doğrudan öznesi olduğu yeni bir hat kurulması gerektiğini vurguladı.

Baş, konuşmasının devamında Trump, Netanyahu ve benzeri aktörlerin temsil ettiği çizgiyi “uluslararası kara düzen ittifakı” olarak tanımladı; Türkiye’deki iktidarın da bu hattın bir parçası olduğunu savundu. Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO zirvesine dikkat çeken Baş, TİP’in önümüzdeki dönemde NATO karşıtlığını ve emperyalizm karşıtı mücadeleyi temel siyasal başlıklardan biri haline getireceğini söyledi. Askeri harcamaların doğrudan emekçilerin yaşamına yansıdığını belirten Baş, iktidarın ücret, emekli maaşı ve sosyal haklar söz konusu olduğunda “kasa boş” dediğini, NATO yükümlülüklerinde ise aynı sınırı kabul etmediğini ifade etti.

Toplantıda söz alan Ahmet Şık ise Ayna / Hêlînin ortaya çıkış sürecini anlattı. Şık, kitabın başlangıçta TİP’in Kürt meselesine yaklaşımını anlatmaya dönük bir rapor olarak tasarlandığını, daha sonra kitaplaştırıldığını söyledi. Çalışmanın yeni bir tez iddiasından çok, Osmanlı’nın son döneminden bugüne uzanan Kürt meselesini tarihsel ve siyasal bağlamı içinde toparlayan, okura derli toplu bir çerçeve sunmayı amaçlayan bir çalışma olduğunu vurguladı. Şık, gazetecilik birikimiyle hazırladığı kitapta, Cumhuriyet dönemi, darbeler, Susurluk, çözüm girişimleri, AKP dönemi ve çatışmalı süreçler dahil olmak üzere yakın tarihin birçok kırılma anında Kürt meselesinin belirleyici bir eksen oluşturduğunu göstermeye çalıştığını belirtti.

Orban’ın yenilgisi ve Türkiye’ye çıkarılan ders

Basın buluşmasının soru-cevap bölümünde ilk öne çıkan başlıklardan biri, dünyadaki otoriter sağ dalga ve bunun Türkiye’deki rejim tartışmalarıyla ilişkisi oldu. Bu çerçevede yöneltilen soruya yanıt veren Erkan Baş, Macaristan’dan gelen haberin kendilerini sevindirdiğini açıkça söyledi. Baş, burada asıl önemli olanın yalnızca kimin kazandığı değil, Viktor Orban gibi isimlerin temsil ettiği otoriter hattın yenilgiye uğraması olduğunu belirtti. Orban’ın özellikle Trump’ın açık desteğine rağmen kaybetmesini dünya halkları açısından olumlu gördüklerini söyleyen Baş, uluslararası “kara düzen ittifakı”nın unsurlarının her yenilgisinin Türkiye’deki benzer rejimlere karşı mücadele bakımından da önem taşıdığını ifade etti.

Macaristan başlığı üzerinden Türkiye’ye dönük çıkarımların ne olduğu sorulduğunda ise Baş, meselenin yalnızca dışarıdaki seçim sonuçlarına sevinmekten ibaret olmadığını, Türkiye’de iktidar alternatifi olmanın topluma sahici biçimde anlatılması gerektiğini vurguladı. Bu tartışmaya Ahmet Şık da dahil olarak, Macaristan örneğinin tek başına açıklayıcı olmadığını, Türkiye’de asıl dönüm noktalarından birinin 7 Haziran 2015 sonrasında yaşanan kırılma olduğunu söyledi. Şık’a göre Türkiye’de iktidar, savaş siyaseti, baskı ve kriminalizasyon yoluyla toplumu yeniden dizayn etti; Kürt siyasetinin tasfiyesi, seçilmişlerin hapsedilmesi ve muhalefetin geriletilmesi bu sürecin parçası oldu. Bu nedenle Şık, “Macaristan nasıl kazandı” sorusundan önce “Türkiye’de biz neyi kaybettik” sorusunun yanıtlanması gerektiğini savundu.

Seçim rejimi tartışması

Soru-cevap bölümünde Türkiye’de seçim rejiminin geleceğine ilişkin değerlendirmeler de öne çıktı. Seçim güvenliği, adaylık süreçleri ve olası yeni düzenlemeler üzerine yöneltilen soruya yanıt veren Erkan Baş, Türkiye’de artık yalnızca sandık güvenliğinin değil, seçim yapılıp yapılmayacağının ve yapılacaksa hangi koşullarda yapılacağının tartışıldığını söyledi. Baş, iktidarın son yıllarda seçme ve seçilme hakkını fiilen askıya alan bir çizgiye ilerlediğini savunarak, Can Atalay örneğini açık bir anayasa ihlali olarak andı. Baş’a göre iktidarın istediği model, rakiplerini de kendisinin belirlediği göstermelik bir seçim düzeni; bu nedenle muhalefetin yalnız seçim dönemlerinde değil, bugünden başlayarak seçim hakkını ve siyasal zemini savunan ortak bir mücadele hattı kurması gerekiyor. Ayrıca AKP ve MHP’nin önünde siyasi partiler ve seçim mevzuatına ilişkin yeni değişiklik hazırlıkları bulunduğunu düşündüğünü de dile getirdi.

Kürt meselesinde son sürecin yansımaları

Bir başka soru, Kürt meselesinde son dönemde gelişen sürecin siyaset, medya ve toplumda nasıl karşılık bulduğuna; Meclis’teki temasların somut bir sonuç üretip üretmediğine ve bundan sonra nasıl bir seyir izleyebileceğine ilişkindi. Bu soruya yanıt veren Ahmet Şık, barış ihtimalinin kendisini heyecanlandırdığını, son bir buçuk yılda savaş nedeniyle tek bir insanın dahi ölmemiş olmasının çok kıymetli olduğunu söyledi. Buna karşın devletin ve iktidarın çözüm yönünde gerekli siyasal iradeyi ortaya koymadığını savunan Şık, özellikle Kürt hareketinin toplumsal tabanında başlangıçta oluşan heyecanın, somut adımlar gelmedikçe zayıfladığını ifade etti. Yurttaşların gündeminde bugün en çok yoksulluk, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının bulunduğunu söyleyen Şık, Kürt meselesine ilişkin her tartışmanın da bu toplumsal zeminden bağımsız ele alınamayacağını belirtti.

Somut adım ve siyasal irade sorunu

Komisyon çalışmaları ve olası demokratikleşme adımlarına ilişkin soruya verdiği yanıtta Şık, bugün için çok temel bazı adımların dahi atılmadığını söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala gibi isimlerin özgürlüklerine kavuşması için yeni bir yasal düzenleme gerekmediğini; asıl meselenin siyasi irade eksikliği olduğunu vurguladı. Cumartesi Anneleri üzerindeki polis ablukasının kaldırılması gibi daha sınırlı ama sembolik adımların bile atılmadığını hatırlatan Şık, bu nedenle iktidarın çözüm yönünde samimi bir yaklaşım sergilediğine inanmadığını söyledi. Ona göre Türkiye’de eşitliği ve evrensel hukuk normlarını önceleyen gerçek bir devlet modeli kurulmadan Kürt meselesi dahil hiçbir temel sorunun kalıcı biçimde çözülebilmesi mümkün görünmüyor.

Devlet içindeki farklı güç odaklarının bu süreçte nasıl pozisyon aldığına ilişkin soru üzerine de Ahmet Şık, devletin yekpare bir yapı olarak ele alınamayacağını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet, MİT ve yargı içinde farklı eğilimler bulunduğunu; süreci destekleyenler kadar desteklemeyenlerin de olduğunu belirtti. Ancak buna rağmen karar mekanizmalarının giderek daha fazla merkezileştiğini, emir-komuta zincirinin tek bir siyasi merkeze bağlandığını ifade etti. MHP’nin pozisyonunu da bu çerçevede değerlendiren Şık, Devlet Bahçeli’nin ve MHP’nin bağımsız bir parti refleksinden çok, devletin ihtiyaç duyduğu anlarda devreye giren bir aparat işlevi gördüğünü savundu. Şık’a göre iktidar bloğu içindeki çatlaklara ilişkin yorumlar bu nedenle çoğu zaman abartılı kalıyor.

Soru-cevap bölümünde bölgesel gelişmelerin ve ekonomik çıkarların bu süreçteki rolü de gündeme geldi. Ahmet Şık, meselenin yalnızca Türkiye’nin iç siyasal dengeleriyle ya da Ortadoğu’nun jeopolitiğiyle açıklanamayacağını; Suriye, Irak, İsrail’in bölgesel hegemonya arayışı, kalkınma yolu projeleri ve sermaye çıkarları gibi başlıkların da birlikte düşünülmesi gerektiğini söyledi. Güvenlikçi devlet anlayışının, savaş iklimi ve ekonomik projelerle birlikte yeniden üretildiğini belirten Şık, bu nedenle barış, demokrasi ve emek mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını savundu.

Basın buluşması genel olarak, Türkiye İşçi Partisi’nin önümüzdeki dönemde hem toplumsal örgütlenme hattını güçlendirmeye hem de NATO karşıtlığı, seçim hakkı, demokrasi ve barış başlıklarında daha görünür bir siyasal mücadele yürütmeye hazırlandığını gösterdi. Ahmet Şık’ın Ayna / Hêlîsi ise bu toplantıda yalnızca bir kitap tanıtımı olarak değil, Türkiye’nin en yakıcı siyasal meselelerinden biri üzerine tarihsel ve siyasal tartışmayı yeniden açan bir müdahale olarak öne çıktı.

Dr. Bülent Şık’tan çarpıcı rapor: Kurşun, çocukların sağlığını da eğitim hakkını da tehdit ediyor

Özel sektör öğretmenleri taban maaş için sahaya iniyor: “Piyasayı biz belirleyeceğiz”

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →