₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Esas meseleden kaçmanın konforu ya da şiddeti doğru yerden konuşmak

Amerika’daki “school shooting” olaylarına uzun süre biraz da hayret ederek şahit olduk. Türkiye’de okul içinde öğrenciden doğru yaşanan şiddet hikayelerinden daha farklı bir motivasyon, bir yayılma/bulaşma durumundan bahsedildi bugüne kadar. Başka bir ülkeye, başka bir bağlama ait; korkutucu ama “bizim başımıza gelmez” bir konu gibi. Şimdi ise yaşadığımız bir olay karşısında refleks olarak oraya bakıyoruz, benzetmeler kuruyor, anlamlandırmaya çalışıyoruz. 

Fatma öğretmenin öldürülmesinden bu yana okullarda yaşanan şiddet, münferit diye geçiştirilemeyecek bir noktada. Öğretmenlere yönelik saldırılar, öğrenciler arası şiddet, okulun güvenli bir alan olmaması… Ortada çok açık yapısal bir sorun var ama tam da burada önemli bir soru doğuyor: Biz bu konuyu gerçekten nasıl konuşuyoruz?

Şu an konuşulan şey, suça sürüklenen çocuk tartışmalarında sıkça gördüğümüz sosyolojik gerçeklikleri ve sonuçları birer tercih gibi yansıtan; belli bir saç tipi, ten rengi ve ırka dönük nefret söylemine varan tavırlar üreten anlayışın, bu stereotipe hiç de uymayan Kahramanmaraş’taki şiddet faili çocuğun bazı özelliklerini kriminalize etmeye çalışmasıyla ilgili bir yere vardı.

Otizmden cinsel yönelime, saç şeklinden başka özelliklere kadar tehlikeli sularda yüzen bu tartışmalarda, esas sorunun ortadan kaybolduğunu gördük.

Peki neden? 

Çünkü tartışmanın içeriğini belirlemek ve yöntemini kurmak, iktidari bir alanı korumakla doğrudan ilgilidir. Gerçeği eğip bükmek, yapısal sorunları merkezden kaydırdıkça kriz yönetimini daha esnek bir hale getirir, bu konfor, maalesef yalnızca bireysel bir rahatlama değil, aynı zamanda yapısal bir kolaylık da sağlar.

Keza bir şeyin nedenini “çözülemeyen” ya da “ancak büyük bir müdahaleyle çözülebilecek” bir sebebe bağlamak, bireysel ve toplumsal sorumluluk almamayı mümkün kılan bir konfor üretir.

Neyi konuştuğumuz kadar, neyi konuşmadığımızın da politik olduğu gerçeği apaçık ortadadır.

Red herring (Gündem kaydırma)

Tartışma kültürünü sabote eden whataboutism gibi, Red herring de temelde benzer bir işleve sahiptir. En basit haliyle, asıl meseleden dikkatleri başka bir yöne çekerek tartışmanın eksenini kaydırır.

Bu kaydırma çoğu zaman açık bir zemin kaydırma gibi değil, tartışmanın doğal bir uzantısıymış gibi kurulur. Böylece konuşma sürüyormuş hissi korunur, ama aslında konuşulan şey artık konuşulması gereken şey değildir. Sorun tespit edilemez ve  sonuç olarak mesele çözülmez; sadece yer değiştirir.

Depolitizasyon

Tam burada, konuyu politik bir yerden çıkarıp bireysel bir mesele ya da o an, o durum ve sadece o kişiyle ilgili bir olaymış gibi konuşmaya depolitizasyon deniyor. İnsanlar konunun saç, kıyafet, ırk olduğunu düşününce daha kolay taraf oluyor ve bu kutuplaşma toplumları içten zehirlemeye devam ediyor. 

Bu iki kavram birlikte o kadar güzel el ele gezebiliyor ki şiddetin yapısal bir sorun olduğunu, sadece eğitimle çözülemeyeceğini idrak ettirmiyor.

Peki yapısal şiddet derken ne kastediyorum? Bir suç işlendiğinde aklımıza ilk gelen şey faili bulmak, onu anlamak, onu yargılamak oluyor. Bu çok doğal ve anlaşılır. Halihazırda suçu doğuran sebepleri tespit edip ortadan kaldırmak başka bir uzmanlık işi de olmalı.  Ama suçun toplumsallığını düşünmekte bireysel olarak ciddi bir sorumluluğumuz var. Çünkü aynı koşullar, aynı kırılganlıklar, aynı sistemik boşluklar farklı durumlarda farklı görüntüler gibi kendisini tekrar ediyor çoğu zaman. Bireysel bir “cinnet” gibi görünen şey aslında kolektif bir istismarın, ezilmişliğin çıktısı olabiliyor.

Moral panic

Bu noktada bir diğer konu da moral yani ahlaki panik. Çünkü tartışma ve konuşma kültüründeki bu yanlışlar finalde moral paniğe yol açıyor. Moral panik kavramını ortaya Stanley Cohen isimli bir sosyolog koymuş. Kavram hızlıca dolaşıma girdi çünkü özellikle neoliberalleşmeyle birlikte kolektif olanın iktidari anlamda işe yaradığı ender bir mekanizma.  Medyanın ve iktidarın belirli figürleri “tehlike” olarak göstermesiyle nasıl panik üretildiğini gösteriyor. Satanistler, travesti terörü gibi medya çalışmalarının yarattığı paniği hatırlayanlar olur. 

Sonuç olarak görüyoruz ki sorun sadece yanlış şeyi konuşmak değil; doğru şeyi konuşamaz hale gelmek. Gündem kaydığında, meseleler depolitize edildiğinde ve moral panik tüm alanı kapladığında geride ne kalıyor? Konuşma sürüyor ama mesele yerinde duruyor.

Bunun yarattığı sonuçları hem Türkiye’de hem dünyada görüyoruz: okullarda ve kamusal alanda şiddetin artması ve normalleşmesi, şiddetin bulaşıcı bir etki yaratması, inceller gibi çeteleşmelerin bu boşlukta filizlenmesi, sağ popülizmin ve otoriter merkezin tam da bu kargaşadan beslenerek güçlenmesi. Bunlar birbirinden kopuk gelişmeler değil; aynı zeminin farklı çıktıları.

Bu zemini değiştirmek için hem muhalefetin kurduğu dilin hem de sivil toplumun, vakıfların, kanaat önderlerinin neye prim verip neye vermediğinin farkında olması gerekiyor. Dilimizi, savunumuzu, tartışmaları bilinçli bir şekilde politik olanı sabote eden bu iktidarı tavrını yeniden inşa etmeden kurmamız çok önemli. Bu panik ve linç ortamında bazen en büyük katkı yanlış tartışmayı büyütmemek olabiliyor. Kendi alanımızda hangisini yaptığımızı bilmek, öyle umuyorum ki, işe yarayabilir. 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →