₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Adana Zeydan Karalar’dır!

Geçen yaz, bir akşam yemeğinde motor kullanacağım için rakı içmediğimi öğrenince “Ben çocuklara motoru yasakladım, çok tehlikeli,” demiş, benim de bırakmamı tavsiye etmişti Zeydan Karalar. “Ben de çocuklara belediye başkanı olmayı yasakladım,” diye cevap vermiştim. Sonuçta o daha tehlikeli bir meşgaleydi bana kalırsa. Ne yazık ki şimdilik ben haklı çıktım. Hâlâ ben de, oğlum da motora binebiliyoruz, ama Başkan’ı tutukladılar. Hem de temelsizce, hukuksuzca.

Geçtiğimiz Perşembe akşamı, Uğur Mumcu Meydanı’nı dolduran onbinlerin öfkesiyle yüzleşince, ellerinde “Adana Zeydan Karalar’dır” yazılı pankartları, afişleri, tişörtleri görünce, ben de ikna oldum: Madem insan ille de tehlikeli bir iş yapacak, Zeydan Karalar kadar sevilen bir belediye başkanı olmalı. O yüzden katıldım kalabalığa: Adana Zeydan Karalar’dır!

Şimdi diyeceksiniz biliyorum: “Şehri keyfine, hatta fantezilerine göre yöneten, belediyenin tüm icraatlarını kendi marifeti ve başarısı olarak sunan belediye başkanlarıyla hep dalga geçerdin. Başkan imzalarının kentin, belediyenin amblemi gibi her türlü belediye duyurusunda kullanılmasına laf ederdin.” Ama şimdi Zeydan Karalar’ı Adana ile özdeşleştiriyorum; doğru. Aslında başka bir yazıya başlamışken müsaadenizle izah edeyim.

Zeydan Karalar’ın tutuklanması sadece kişisel bir mesele değil. Türkiye’nin geçtiği bu olağanüstü dönemde bu hamlenin siyasi anlamını, neyin habercisi olabileceğini tartışan çok kişi var zaten. Ben başka bir şey anlatmak istiyorum: Tanıdığım kadarıyla Adana’yı ve Zeydan Karalar’ı.

Lise yıllarım Adanalı arkadaşlarla Mersin’i savunduğumuz münazara tadında tartışmalarla geçti. Onlar Adana’nın daha kadim, daha zengin, daha renkli bir kent olduğunu iddia ederdi. Bizse “Ama bizim de denizimiz var, metropolümüz var,” gibi zayıf karşılıklarla direnirdik. Kebapla tantuniyi kıyaslamanın sonucunun belli olduğunu bile bile yine de didişirdik.

Ama sonra Adana, bir zamanlar olduğu gibi en büyükler arasında anılmaz oldu. 2022 verilerine göre, cari fiyatlarla GSYH sıralamasında %2,05 payla ancak 10. sırada yer bulabildi. Türkiye’nin dördüncü büyük şehri olma iddiası, yerini bir gerileyişe bıraktı. Ama bu kan kaybına rağmen Adana, vakur duruşundan bir şey kaybetmedi.

Bunu 01 plakalı bir araba kullanırken şahsen tecrübe ettim. Yıllarca 33 plakalı arabaya bindim ve bir kişi bile plakadan dolayı bir tepki vermedi. Oysa 01 plakalı araba ile Türkiye’nin her yerinde Adanalı olarak halim hatrım ve Adana’nın neresinden olduğum soruldu. Böylece Adana’nın tüm ülkede tanınan ve gıpta edilen kent kimliğini ucundan deneyimleme şansım oldu.

Kent kültürü çalışan biri olarak bunun nasıl mümkün olduğu üzerine düşününce Adana’nın diyalektiğini fark etmeye başladım. Tabii ya Adana hem dağ, hem ova, hem Toroslar hem Çukurova; hem pamuk tarlası, hem tekstil fabrikası; Sabancı’sı da var, İnce Mehmed’i de, ağası da var, marabası da, eşkiyası da.

Zeydan Karalar’a bakınca, bu diyalektiğin insan hâlini görürsünüz, Zeydan Karalar’ın gerçekten de temsili bir Adana olduğuna kani olursunuz.

Zeydan Karalar’da bir ağanın endamıyla karşılaşırsınız ilkin, gösterişli, heybetli bir beden… Ama öte yandan da bir marabanın kavrukluğu, bir emekçinin mütevaziliği o bedene eşlik eder. 2019 seçimlerinden kısa bir süre sonra önceki dönemin borçlarından dolayı makam odasına icra geldiğindeki fotoğrafı hatırlıyorum mesela: O gösterişli odanın ortasında yere bağdaş kurup oturmuş bir büyükşehir belediye başkanı.

Kendisini biraz tanıyınca bunun verilmiş bir poz olmadığını anlarsınız. Adana’ın tüm yer sofralarında yerinin hazır olduğunu görürsünüz. Seçmeni yok başkanın, hemşehrileri vardır. Makamına ziyarete gelen tatlıcı bir esnaf, ondan ricaya gelen bir iş insanı değildir, çocukluğundan gelen bir selamdır. Çünkü dolmuşa binmeyip, yürüyüp arttırdığı parayla alınan tatlının anısıdır o sırada makamda ağırlanan. Seçim afişlerinde o yüzden profesyonel sanatçılar değil, çocukluk arkadaşları belirir. Mecliste muhalefet eden grup başkan vekili değil, “ters ters bakan” bir hemşehrisi vardır.

Adana sıcaklık ile de meşhurdur bilirsiniz. Klimalı otobüslerden, uçaklardan inenleri karşılayan sıcak ve nem gibi sarıverir Zeydan Başkan’ın da sıcaklığı. Çok dinlemiştim Hrant Dink’in sevdiklerine nasıl sarıldığını. Zeydan Karalar sarılınca ne demek olduğunu anladım. El sıkışmanın doğallığında sarılı verince anlarsınız Zeydan Karalar’ın nasıl insanlara bu kadar rahat ulaşabildiğini. Öyle sarılan birine ilgisiz kalamazsınız, uzun süre kızamazsınız. Baksanıza daha geçen sene yeni hatlardan memnun olmadıkları için belediyeyi basan minibüs kooperatifleri Perşembe günü mitinge bedava taşımışlar Adanalıları.

Koca koca bürokratlar, daire başkanlarının referansları başkana, Bey’e değil, Zeydan Abi’ye olur hiç yadırganmadan. Eee tabii böyle olunca belediye yönetimi de az biraz Adana’nın trafiğine benzer. Yavaşladınız mı, önce kornayı, sonra küfrü yiyiverirsiniz, öngöremez, zar zor ayak uydurmaya çalışırsınız.

Sonuçta Adana’yı seversiniz, sevmezsiniz; Adana’ya gıpta edersiniz, Adana’dan korkarsınız ama onu es geçemezsiniz. Adanalı’yı görünce tanır, Adana’ya geldiniz mi hemen anlarsınız. Tıpkı Zeydan Karalar’la karşılaştığınızda olduğu gibi.

O yüzden Adana Zeydan Karalar’dır ve o yüzden Zeydan Karalar’ı tutuklamak diğerlerini tutuklamaya benzemez. Çünkü bilen bilir “Adanalıyık Allahın adamıyık” lafı eril bir argo deyiş değil, hikayesi Çanakkale Savaşı’na giden bir kahramanlık destanıdır.

Kriz geçmedi, gündem değişti: İzmir neyle yüzleşecek?

Homeros’un dizeleri Troya’nın karşısında yankılanacak

Afet kentinin anatomisi: İzmir üzerine bir röportaj serisi