Bugün dünya, neoliberal kapitalizmin yarattığı çok katmanlı bir çöküşün içinden geçiyor. Ekonomik eşitsizlikler, yapısal barınma krizleri, enerji ve gıda güvencesizliği, suyun acımasızca metalaştırılması, kentlerin yalnızca birer rant makinesine dönüşmesi, sosyal devletin tasfiyesi ve demokrasinin köklü aşınması artık istisnai sorunlar değil; sistemin doğal çıktıları hâline geldi. Bu durum, yalnızca neoliberalizmin değil, bizzat kapitalizmin tarihsel sınırına, bir sınır durumuna işaret ediyor. David Harvey’in mekânsal birikim rejimleri analizinden Nancy Fraser’ın toplumsal yeniden üretim krizi teorisine kadar geniş bir eleştirel literatür, yaşadığımız dönemin bir “dönüşüm eşiği” olduğunu tartışmasız biçimde ortaya koyuyor.
Tam da bu eşikte Yeniden Kamuculuk, artık teknik bir kamu hizmeti sunma modeli olmanın ötesine geçerek; toplumsal, siyasal ve ekonomik alanlarda yeni bir kurucu müdahalenin adı olarak beliriyor. Bu yaklaşım, yaşamın her alanının metalaştırılmasına karşı geliştirilen kapsamlı bir toplumsal karşı-hamle niteliği taşıyor. Kritik olan, bu dönüşümün yalnızca ulusal düzeyde, eski bürokratik devletçilik formlarında değil; doğrudan kentlerde ve yerel yönetimler üzerinden şekillenmesi zorunluluğudur. Çünkü küresel kriz, en görünür, en yakıcı ve en yoğun biçimde yerelde somutlaşırken; halkın örgütlülüğü, deneysellik ve katılımcı demokrasi kapasitesi de en çok yerelde güçlenebilmektedir.
Neoliberal çöküşün anatomisi: toplumun, kamunun ve kentin çözülüşü
Neoliberal dönemin kent politikaları, kenti ve kamusal alanı üç temel düzlemde stratejik olarak tasfiye etmiştir.
Mülkiyetin finansallaşması: Toprak, su, enerji, limanlar ve konut stoğu, ulusötesi finansın ve spekülatif sermayenin yatırım nesnelerine dönüştü. Barınmanın bir insan hakkı olmaktan çıkarılıp finansal bir varlık hâline gelmesinin doğal sonucu olarak, bugün dünya metropollerindeki barınma krizleri, nüfusun büyük bir kesimini dışarıda bırakan yapısal bir nitelik kazanmıştır.
Kamunun tasfiyesi ve geri tepme: Su, enerji, atık yönetimi, ulaşım ve diğer temel hizmetler özelleştirildi; ancak Paris, Berlin, Buenos Aires, Napoli gibi kentlerde hem halk tepkisi hem de özelleştirmenin ekonomik başarısızlığı nedeniyle güçlü bir yeniden kamulaştırma (re-municipalisation) dalgası ortaya çıktı.
Demokratik yönetimin çöküşü: Yerel yönetimler, ağır borçlanma mekanizmaları, merkezi vesayet ve karar alma süreçlerinin piyasaya entegrasyonuyla kuşatıldı. Bu süreç, yerel demokrasiyi fiilen anlamsızlaştırmıştır.
Bu tablo, yenilenmiş bir kamusallığa duyulan ihtiyacı basit bir idari reform seviyesinden çıkarıp, doğrudan toplumsal bir yeniden kuruluş meselesi hâline getirmektedir.
Yeniden kamuculuğun kurucu çerçevesi: mülkiyet, demokrasi ve yaşam rejimi
Yeniden Kamuculuk, neoliberalizmin yarattığı bu tahribata karşı sadece teknik değil, siyasal ve ideolojik bir cevaptır. Bu kavramı, klasik devletçilikten ayıran üç temel boyut vardır.
Yeniden kamuculuğun üç temel boyutu
Yeniden Kamuculuk (Re-municipalisation), radikal bir siyasal dönüşümü ifade eder:
Geri alma (Re-municipalisation): Özelleştirilen hizmetlerin (su, enerji, ulaşım) kâr amacı gütmeyen, kamusal bir yapıya kavuşturulması
Yeniden düzenleme (Re-regulation): Hizmetlerin kalitesini ve fiyatlarını, kâr maksimizasyonu yerine sosyal fayda, evrensel erişim ve iklim adaleti ilkelerine göre düzenlemek.
Radikal demokratikleştirme (Radical democratisation): En can alıcı boyut budur. Kamuyu, tepeden inme bürokratik bir aygıttan çıkarıp, kullanıcıların, emekçilerin ve yerel halkın doğrudan katılımıyla yönetilen Ortak Yönetim ve Toplumsal Mülkiyet modellerine dayandırmak. Kamuyu, bir ilişki biçimi olarak yeniden tanımlamaktır.
Bu haliyle Yeniden Kamuculuk, kapitalizmin sınır hali karşısında üç kurucu sütun üzerinde yükselir. Bu sütunlar, hem kuramsal hem siyasal hem de programatik açıdan birbirini diyalektik bir biçimde tamamlamak zorundadır.
Mülkiyetin toplumsallaşması: Ekonomik egemenliğin yeniden tanımı
Toplumsal mülkiyet yaklaşımı, mülkiyeti tek başına devlete devreden eski kamu modelinin ötesine geçen üçlü bir kamusallık önerir:
- Belediye mülkiyeti: Paris’in su hizmetlerini ve Hamburg’un enerji altyapısını yeniden kamu mülkiyetine döndürmesi örneklerinde görüldüğü gibi, stratejik sektörlerde belediye mülkiyeti ve kontrolü yeniden tesis edilir.
- Topluluk mülkiyeti örgütlenmeleri: Boston, Burlington ve Brüksel’de uygulanan Topluluk Mülkiyet Tröstleri aracılığıyla arazi ve konut stoğu, spekülatif piyasa baskılarından çıkarılarak topluluk mülkiyetine devredilir.
- Kooperatifler ve müşterekler: Bologna’daki müşterekler tüzüğü, Danimarka’nın yüzlerce enerji kooperatifi ve Viyana’daki konut kooperatifleri örneğinde olduğu gibi kooperatif ve müşterek mülkiyet modelleri güçlenir.
Bu üçlü yapı, barınmayı, suyu, ulaşımı, enerjiyi ve gıdayı piyasa işlem mantığından kurtararak toplumsal ihtiyaç ve kamusal adalet temelinde yeniden örgütleyen yeni bir mülkiyet rejimi yaratmayı hedefler.
Demokratik eş-yönetim: Halkın kurucu öznesi olarak yerel demokrasi
Yeniden Kamuculuk, demokrasiyi yalnızca temsil mekanizmalarına sıkıştırılmış bir süreç olmaktan çıkarıp, halkın günlük yönetim süreçlerinin kurucu aktörü hâline geldiği bir düzen önerir.
- Porto Alegre modelinde mahalle meclislerinin belediye bütçesini bağlayıcı biçimde belirlemesi,
- Madrid’in Decide platformunda dijital halk oylamalarının karar süreçlerine doğrudan bağlanması,
- Rojava’daki kadın meclisleri ve halk konseylerinin yerel hizmetleri eş-yönetmesi, bu yaklaşımın güncel dünya örneklerini oluşturur.
- Yerel yönetimlerde, karar alma, planlama, uygulama ve denetim süreçlerine çalışanların öz örgütlülükleriyle dahil olması.
Türkiye’de geçmişte Fatsa’da, Gültepe’de Halk Komiteleri’nin kurduğu doğrudan demokrasi deneyimi ve bugün çeşitli büyükşehirlerde uygulanmaya başlayan tematik meclisler, bu yönetsel dönüşümün yerel karşılıkları olarak derinleştirilmelidir.
Sosyalizan kamuculuk: ekososyalist, adil ve dayanışmacı yaşam rejimi
Kamuculuk yalnızca mülkiyetin yeniden tanımlanması veya demokratikleşme değildir; aynı zamanda yaşamın temel dinamiklerinin yeniden örgütlenmesidir. Bu rejim üç kritik alanda somutlaşır:
- Barınma hakkı: Berlin’deki kira tavanı ve kamulaştırma referandumlarıyla, Viyana’nın %60 oranında belediye ve topluluk mülkiyetli konut stoğuyla, Amsterdam’ın güçlü sosyal konut sistemiyle barınma, piyasa-dışı bir hak olarak yeniden tanımlanmıştır.
- Gıda egemenliği: Arjantin’in Recoleta halk marketleri, Porto Alegre’nin üretici kooperatifleriyle doğrudan tedarik modeli ve Havana’nın kamusal kentsel tarım uygulamaları, Ovacık ve sonrasında Türkkiye’nin muhtelif bölgelerindeki kooperatifleşme modelleri, gıda egemenliğinin yerelde nasıl gerçekleştirilebildiğini gösterir.
- Eko-sosyal enerji ve su: Danimarka’nın kooperatif enerji üretimi, Hamburg’un şebeke kamulaştırması ve Paris’in suyu piyasadan geri alma modeli, ekososyalist ve toplumsal ihtiyaç temelli bir enerji-su rejiminin uygulanabilirliğini kanıtlamaktadır.
Yerel yönetimler: yeniden kamuculuğun direniş mevzisi ve kurucu gücü
Tarihsel potansiyel: Yerelden merkez siyasete alternatif blok
Yeniden Kamuculuk, Türkiye’de siyasal muhalefetin ulusal düzeyde sağlam bir zeminde birleşmekte zorlandığı bir dönemde, yerel ölçekte anti-neoliberal bir blok inşa etme potansiyeli sunar.
Sınıfsal Birlik: Kamucu politikalar, barınma, ucuz ve sağlıklı gıda, düşük maliyetli (ya da ücretsiz) ulaşım gibi temel konularda, emeklileri, yoksulları, öğrencileri ve ücretli çalışanları ortak bir çıkar hattında birleştirir. Bu, siyasal mücadeleyi sadece kimlikler üzerinden değil, sınıfsal adalet zemini üzerinden yürütür.
Demokrasi Okulu: Merkeziyetçi, kutuplaştırıcı ulusal siyasete karşı, yerel yönetimler birer demokrasi okulu işlevi görmelidir. Mahalle Meclisleri ve Katılımcı Bütçeleme gibi araçlarla, yurttaşların siyasete olan inancı ve kolektif eylem kapasitesi yeniden tesis edilir. Bu, uzun vadede, ulusal siyasete yayılabilecek yeni bir yönetim tahayyülünün tohumlarını atar. Yeniden Kamuculuk, mevcut merkeziyetçi, bürokratik, rantçı devlet anlayışına karşı, yerinden, katılımcı ve toplumsal fayda odaklı yeni bir siyasal kültürün adıdır. Topluluk temelli ağ örgütlenmelerinin zeminini oluşturmayı hedefler.
Bu yanıyla Yeniden Kamuculuk, siyasal ve toplumsal dönüşümün öncü sahnesinin yerel yönetimler olduğu ilkesine dayanır. Krizler yerelde somutlaşırken, halkın örgütlenme kapasitesi ve kamusal yenilikçilik de yine yerelde güçlenmektedir. Bu nedenle yerel yönetimler, yalnızca birer idari birim değil; yeni bir toplumsal sözleşmenin kurucu odağıdır. Yerel yönetimler, merkezi neoliberal vesayete karşı, toplumsal yaşamın yeniden örgütlendiği birer direniş mevzisi ve kuruluş laboratuvarı olmalıdır. Türkiye’deki toplumcu belediyecilik deneyimleri ve pratikleri, bu kurucu gücün yaratılma sürecinde en önemli toplumsal hafızayı oluşturmaktadır.
Aynı zamanda Yeniden Kamuculuğun başarıya ulaşması, merkeziyetçi ve neoliberal direnci aşacak siyasal irade ve yaratıcı finansal stratejiler gerektirir. Finansal bağımlılığı kırmanın yolu, rantın adil sosyal politikalarla halka yeniden dağıtılmasından geçer:
İlerici yerel vergilendirme: Emlak vergisi, değerli konut vergisi ve boş konut vergisi gibi yerel vergileri ilerici ve kamucu bir yapıda yeniden düzenlemek. Rant gelirlerini, doğrudan sosyal konut ve altyapı projelerine aktarmak.
Kamu-kamu işbirliği (KİK): Kâr odaklı KÖİ yerine, belediyelerin kendi şirketleri, üniversiteler ve kooperatiflerle işbirliği yaparak, toplumsal faydayı maksimize eden projeler geliştirmesi.
Yerel tahvil ve topluluk fonları: Kamucu projelere finansman sağlamak için şeffaf denetim altında, halka açık, düşük faizli yerel tahvil ihracı ve yurttaş katılımıyla oluşturulan topluluk fonlarının kurulması.
Somut yerel kamuculuk programı: uygulama örnekleriyle derinleşen bir çerçeve
Barınmadan enerjiye, sudan gıdaya kadar tüm temel yaşam alanlarında uygulanabilir politikalar geliştirmek bugün hem mümkündür hem de zorunludur.
- Barınma: Barcelona ve Vancouver’daki boş konut vergisi uygulamaları, Brüksel ve Boston’daki Topluluk Mülkiyet Tröstleri ve Zürih’teki belediye–kooperatif ortak konut üretim modeli, piyasa dışı bir barınma rejiminin yerelde nasıl kurulabileceğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye’de de deprem riski altındaki alanlarda piyasa-dışı konut bölgeleri, belediye eliyle kooperatif arsa tahsisi ve kira tavanı uygulamaları derhâl hayata geçirilebilir.
- Gıda: Recoleta halk marketlerinin sağladığı %40’a varan fiyat düşüşü, Porto Alegre’nin kooperatif tedarik modeli ve Havana’nın kentsel tarım ağları önemlidir. Türkiye’de ise Ovacıkla başlayan ve sonrasında farklı yerelliklerde yayılan kooperatifleşme modelleri ve tanzim satış merkezleri daha da büyütülebilir.
- Eko-kamuculuk: Enerji alanında Danimarka’nın kooperatif enerji üretimi modeli, Hamburg’un şebeke kamulaştırması ve Portekiz’in sosyal enerji tarifesi; su alanında Paris ve Brescia’nın yeniden kamulaştırma deneyimleri, belediyelerin ekososyalist dönüşümü başlatabileceğini gösteriyor.
- Finansal bağımsızlık: Vancouver ve Santiago’nun imar artış değer paylaşımı uygulamaları, Toronto’nun sosyal tahvilleri ve Amsterdam’ın doğrudan bazı fonlara erişim modeli, belediyelerin merkezi vesayete karşı mali bağımsızlığını yeniden kurmanın yenilikçi yollarını sunuyor.
Sonuç: Kamu yeniden doğacaktır – yerelden kurulan yeni toplumsal sözleşme
Yeniden Kamuculuk, çürüyen neoliberal düzeni onarmayı değil; bizzat aşmayı amaçlayan, geleceğe dönük bir toplumsal müdahaledir. Bu müdahale, mülkiyetin toplumsallaştığı, demokrasinin halkçılaştığı ve temel yaşam alanlarının piyasa dışı bir yaşam rejimine bağlandığı yeni bir toplumsal sözleşme öneriyor. Ve bu sözleşme, geleceğin yalnızca kamuda değil, toplumcu bir kamusallıkta kurulacağını ilan ediyor.
Bu kurucu ilan, Türkiye’nin yerel yönetim siyasi belleğindeki Toplumcu Belediyecilik deneyiminin kurucu mirasıyla köklü bir süreklilik arz eder. Köklerini 19. yüzyıl Belediye Sosyalizmi akımına dayandıran ve en güçlü ifadesini 1973-1980 dönemindeki “Toplumcu Belediyecilik” ile bulan bu miras, kentsel piyasa mantığına karşı yerelden yükselen karşı-hegemonik bir mücadele alanı yaratmıştır.
Toplumcu Belediyeciliğin özünü oluşturan beş temel ilke (Üretici ve Kaynak Yaratıcı Rol, Tüketim Düzenleyici Rol, Demokratik Katılımcılık, Birlikçi-Bütünlükçü Planlama, Piyasa Düzenleyici Rol), Yeniden Kamuculuk çağrısının yerel yönetimler düzeyindeki gücünü ve uygulanabilirliğini kanıtlayan tarihi referanslardır ve Yeniden Kamuculukla yine 5 temel yaklaşım üzerinden ilişkilendirilebilir:
- Halkçı ve Demokratik Katılımcılık: Merkeziyetçi bürokrasiye ve teknokratik yönetime karşı, Halk Komiteleri gibi mekanizmalarla kentsel kararlara doğrudan katılımı sağlayarak demokrasinin derinleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu ilke, yurttaşın kentin eş-yöneticisi olarak konumlandığı toplumsal sözleşmenin temelini oluşturur.
- Üretici ve Kaynak Yaratıcı Rol: Belediyenin, temel yaşam gereksinimlerini (ekmek, su, ulaşım, konut) piyasa dışı bir rejimde sunmak üzere doğrudan üretim yapmasıdır (Halk Ekmek, Tanzim Satışlar, Kooperatifler…). Bu, suyun, enerjinin, ulaşımın ve gıdanın metalaşmasına karşı temel yaşam hakkının kamusallaştırılması iddiasını güçlendirir.
- Planlama ve Rant Karşıtlığı: Kentleşmenin spekülatif sermaye birikimine değil, halkın ihtiyaçlarına göre kapsamlı bir biçimde planlanması ilkesidir. Neoliberalizmin temel dayanağı olan kentsel rantın toplumsallaştırılması çabası, yeniden kamuculuğun mülkiyetin toplumsallaşması hedefine doğrudan hizmet eder.
- Sosyal Adalet ve Eşitlik: Hizmet sunumunda kâr maksimizasyonunu değil, özellikle yoksul ve dışlanmış mahallelerin ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi esas almıştır. Bu, sosyal yardımdan öte, yapısal eşitsizlikleri gidermeyi amaçlayan kapsayıcı bir kamusallık vizyonudur.
- Açıklık ve Şeffaflık: Yerel yönetimlerin karar alma ve harcama süreçlerinin halka açık, denetlenebilir olmasını sağlayarak yolsuzluğu ve yandaşlığı reddetme ilkesidir.
Türkiye’nin siyasi hafızasında Fatsa’daki doğrudan halk meclisleri ve İzmir Gültepe’deki kooperatifleşme gibi radikal uygulamalarla vücut bulan bu miras, Yeniden Kamuculuk hareketini, krizlerin sonuçlarını yöneten bir “sosyal yardım belediyeciliği” modelinden ayırır. Tersine, kentin ekonomik, siyasal ve mekânsal yapısını kökten dönüştürmeyi hedefleyen kurucu bir yapısal dönüşüm hareketinin çağdaş devamcısı olarak konumlandırır.
Kamu, eski bürokratik devlet modelinden değil; toplumun kolektif emeğinden, müşterek üretiminden ve yurttaşın eş-yönetim iradesinden yeniden doğacaktır.
“Yeniden Kamuculuk” bu nedenle yalnızca bir yönetim modeli değil; Türkiye’nin geleceğine dair kurucu bir iddiadır. Bu iddia, ancak yerelden, toplumcu kamuculuğun inşası ve halkın yeniden örgütlü gücüyle yükselebilir.
Yeniden kamuculuk: Rant devri biterken yerel yönetimler için radikal siyasa manifestosu
Etiketler: yeniden kamuculuk, toplumcu belediyecilik, yerel yönetimler politikası, yeni belediyecilik hareketi, kamusal hizmetlerin kamulaştırılması, toplumsal mülkiyet ve müşterekler, katılımcı demokrasi ve mahalle meclisleri, barınma hakkı ve kira krizi, gıda egemenliği ve kooperatifler, ekososyalist enerji ve su politikaları
KAYNAKÇA
Batuman, B. (2014). Toplumcu bir belediyecilik modeli: “Yeni belediyecilik hareketi” 1973–1977. Mülkiye Dergisi, 34(266), 223–241.
Bozkurt, E. (2020). 2000 sonrası Türkiye’de toplumcu belediyecilik politikalarının değerlendirilmesi: Ovacık Belediyesi örneği (Doktora tezi). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. YÖK Ulusal Tez Merkezi.
Cumbers, A. (2012). Reclaiming public ownership. Zed Books.
De Angelis, M. (2007). The beginning of history: Value struggles and the rise of the global commons. Pluto Press.
DeFilippis, J., Stromberg, B., & Williams, O. R. (2022). Community land trusts and housing justice. Routledge.
Eizaguirre, S. (2021). The new municipalism and the transformation of urban politics: The case of Barcelona En Comú. C. Lefebvre, S. Eizaguirre, & J. Subirats (Ed.), Rethinking local democracy: New municipalism and the transformation of urban politics (s. 45–68). Springer International Publishing.
Fraser, N. (2016). Contradictions of capital and care. New Left Review.
Fung, A., & Wright, E. O. (2003). Deepening democracy. Verso.
Harvey, D. (1989). The condition of postmodernity: An enquiry into the origins of cultural change. Blackwell.
Harvey, D. (2005). A brief history of neoliberalism. Oxford University Press.
Iaione, C. (2015). The Bologna regulation… Italian Journal of Public Law.
Jessop, B. (2002). The future of the capitalist state. Polity Press.
Kılavuz, F., & Yüksel, C. (2017). Yerel yönetimler maliyesi çerçevesinde toplumcu belediyecilik: Fatsa ve Ovacık örneği. Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 8(17), 122–136.
Kishimoto, S., Steinfort, L., & Petitjean, O. (2017). Reclaiming public services. TNI.
Lefebvre, C., Eizaguirre, S., & Subirats, J. (Ed.). (2021). Rethinking local democracy: New municipalism and the transformation of urban politics. Springer International Publishing.
Lefebvre, H. (1996). The right to the city. E. Kofman & E. Lebas (Ed.), Writings on cities (s. 63–181). Blackwell.
Lobina, E., & Hall, D. (2013).Re-municipalisation in the water sector. PSIRU.
Madden, D., & Marcuse, P. (2016). In defense of housing. Verso.
OECD. (2017–2023). Urban policy series.
P2P Foundation. (2016). Commons transition primer.
Peck, J. (2004). Geographies of policy: From transfer to translation. Progress in Human Geography, 28(2), 178–194.
Purcell, M. (2008). Recapturing democracy: Neoliberalization and the struggle for alternative urban futures. Routledge.
Sezgin, S., & Canbulut, T. (Der.). (2021). Toplumcu belediyecilik: 1970’lerden günümüze bir yerel yönetim deneyimi. İletişim Yayınları.
Smith, G. (2009). Democratic innovations. Cambridge University Press.
Somel, A. (2015). Toplumcu belediye: Nam-ı diğer belediye sosyalizmi. Mülkiye Dergisi, 39(4), 199–207.
Subirats, J. (2016). The rise of new municipalism: The role of local governments in the political change. P. K. H. W. R. H. R. D. D. S. (Ed.), Urban Uprisings (s. 71–86). Palgrave Macmillan.

