₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alex Callinicos: Pekin’de Trump için perde kapanıyor mu?

Alex Callinicos, Trump’ın Pekin ziyaretini yalnızca diplomatik bir temas olarak değil, ABD ile Çin arasındaki güç dengesinin değiştiğini gösteren bir sahne olarak okuyor. Callinicos’a göre Washington hâlâ küresel sistemin güçlü aktörlerinden biri; ancak üretim gücü, askeri denge ve Tayvan gerilimi etrafında şekillenen yeni tabloda artık eski rahatlığıyla hareket edemiyor.

Donald Trump’ın Pekin ziyareti, dünya siyasetinde yalnızca iki büyük gücün yeni bir temasından ibaret değil. Britanyalı siyaset kuramcısı Alex Callinicos, Socialist Worker’da yayımlanan değerlendirmesinde bu ziyareti, ABD hegemonyasının gerilediği ve Çin’in daha merkezî bir güç haline geldiği bir dönemin sembolik uğraklarından biri olarak ele alıyor.

Callinicos’un analizine göre bu tabloyu anlamak için 1972 yılına dönmek gerekiyor. Richard Nixon’ın Çin ziyareti, o dönemde Washington’ın Sovyetler Birliği’ne karşı jeopolitik hamlesinin parçasıydı ve ABD’nin küresel üstünlüğünü tahkim eden tarihsel dönemeçlerden biri olarak görülmüştü. Trump’ın Pekin’de verdiği görüntü ise Callinicos’a göre farklı bir dönemi işaret ediyor: Bu kez sahnede yükselen bir Amerika değil, karşısındaki gücü hesaba katmak zorunda olan bir Amerika var.

Nixon’dan Trump’a değişen denklem

Callinicos’un asıl dikkat çektiği nokta, son yarım yüzyılda değişen ekonomik ve jeopolitik denge. 1970’lerde dünya kapitalizminin merkezinde açık ara ABD bulunuyordu. Çin henüz küresel üretim ağlarının belirleyici ülkesi değildi. Bugünse tablo tersine dönmüş değil belki, ama kesinlikle tek kutuplu da değil. Çin, imalat sanayiindeki ağırlığı, ihracat kapasitesi, ticaret ağları ve teknolojik atılımıyla küresel denklemin merkezine yerleşmiş durumda.

Callinicos, ABD’nin Çin’i dünya ekonomisine entegre ederken uzun süre bu sürecin Washington lehine işleyeceğini varsaydığını hatırlatıyor. Ancak onun yorumuna göre Çin, sisteme eklemlenen bir taşeron güç olmak yerine, kendi ölçeğini ve stratejik özerkliğini büyüten bir rakibe dönüştü. Bu nedenle Trump’ın Pekin ziyareti, yalnızca bir liderin dış politika performansı değil; ABD’nin artık rakipsiz olmadığı bir çağın işareti olarak okunmalı.

Pekin’de alçalan ton

Analize göre Trump’ın bu ziyarette alışılmış sert ve buyurgan çizgisinden daha temkinli bir görüntü vermesi de bu güç kaymasının sonucu. Callinicos, Trump’ın Çin’den ekonomik başlıklarda tavizler, özellikle de Amerikan malları için daha geniş alan açılmasını beklediğini; ayrıca jeopolitik gerilim başlıklarında, özellikle de Tayvan meselesinde elini güçlendirecek bir sonuç aradığını ima ediyor.

Ancak yazıda çizilen çerçeveye göre Pekin’de belirleyici olan, Washington’ın ne istediğinden çok Çin’in hangi koşulları öne çıkardığı. Burada Tayvan dosyası yeniden masanın merkezine geliyor. Trump’ın Tayvan’a yaklaşık 12 milyar sterlinlik silah satışı konusunu değerlendirdiğini söylemesi, Callinicos’a göre, yalnızca bir silah pazarlığı değil; Asya-Pasifik’teki askeri dengenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir işaret.

Tayvan meselesi neden bu kadar kritik?

Callinicos’un değerlendirmesinde Tayvan, ABD ile Çin arasındaki stratejik çekişmenin en keskin başlığı olarak öne çıkıyor. Çünkü mesele yalnızca bir ada üzerindeki egemenlik tartışması değil; Pasifik’teki askeri hatların, deniz ticaret yollarının, yarı iletken üretiminin ve küresel güç projeksiyonunun düğüm noktası.

Yazıya göre Washington bu başlıkta geri adım atmasa bile, askeri denge geçmişe göre farklı işliyor. Callinicos, İran’ın drone ve füze kapasitesinin Orta Doğu’daki ABD üslerini kırılgan hale getirdiğini hatırlatarak, benzer bir senaryoda Çin’in Batı Pasifik’teki Amerikan üsleri üzerinde çok daha ağır bir baskı kurabileceğini savunuyor. Bu değerlendirme, ABD’nin askerî olarak “oyun dışı” kaldığını değil; fakat artık maliyet hesaplarını eskisinden daha dikkatli yapmak zorunda olduğunu gösteriyor.

ABD düştü mü, yoksa dengeler mi değişti?

Callinicos’un yazısı, ABD’nin çöküşünü ilan eden kolaycı bir metin değil. Tersine, Washington’ın finansal sistem üzerindeki ağırlığını, küresel ittifak ağlarını ve askerî kapasitesini koruduğunu kabul ediyor. Ancak aynı anda şu noktayı da vurguluyor: Bugünün dünyasında bu güç unsurları, tek başına tartışmasız üstünlük kurmaya yetmiyor.

Bu nedenle Callinicos’un vardığı sonuç keskin: ABD “down but not out”, yani gerilemiş olabilir ama oyundan düşmüş değil. Asıl değişen, artık karşısında ekonomik, teknolojik ve askeri olarak hesaba katılması zorunlu bir Çin bulunması. Trump’ın Pekin’de daha alçak perdeden konuşmak zorunda kalması da tam burada anlam kazanıyor.

Bu tablo dünyaya ne söylüyor?

Bu analiz, yalnızca Washington ile Pekin arasında yaşanan bir gerilim hikâyesi sunmuyor. Aynı zamanda dünyanın geri kalanına, büyük güç rekabetinin yeni maliyetlerini de hatırlatıyor. Tayvan çevresinde büyüyen gerilim, Pasifik’teki askeri yığınak, üretim zincirlerindeki kırılganlık ve bölgesel savaşların küresel ekonomi üzerindeki etkileri, bu rekabetin sonuçlarının yalnızca devlet başkentlerinde kalmadığını gösteriyor.

Türkiye açısından da bu tartışma uzakta yaşanan bir satranç oyunu değil. Ticaret yollarından enerji fiyatlarına, savunma politikalarından diplomatik denge arayışlarına kadar pek çok başlık, ABD-Çin geriliminin yönünden etkileniyor. Bu nedenle asıl soru, hangi gücün daha baskın hale geleceğinden çok, bu rekabetin dünyayı daha güvensiz mi yoksa daha dengeli mi kılacağı.

Güç değişirken barış sorusu büyüyor

Callinicos’un yazısı, Trump’ın Pekin ziyaretini bir “zafer ziyareti” olarak değil, değişen dünya dengesinin daha çıplak biçimde göründüğü bir an olarak okuyor. Bu okuma, küresel siyasette yeni bir dönemin açıldığını söylüyor: ABD güçlü olmaya devam ediyor ama artık tek başına belirleyen güç değil; Çin ise yalnızca yükselen bir ekonomi değil, küresel denklemi dönüştüren stratejik bir merkez.

Bu tablo, dünya halkları açısından otomatik olarak daha adil bir düzen anlamına gelmiyor. Tam tersine, güç merkezleri arasındaki rekabet derinleştikçe barış, kamusal denetim ve uluslararası hukuk ihtiyacı daha da belirginleşiyor. Belki de bugün asıl mesele, hangi başkentin daha güçlü olduğundan çok, bu gerilimin insanlığa yeni bir savaş mı yoksa daha dengeli bir siyasal zemin mi bırakacağı sorusunda düğümleniyor.

Pekin’de kırmızı halı, Türkiye’ye uzanan fatura: Trump’ın Çin ziyaretinden geriye ne kaldı?

Değişen güç dengesi ne anlatıyor?

Bu yazı, Trump’ın Pekin ziyaretini günlük diplomasi başlıklarının ötesinde okuyarak ABD-Çin ilişkilerindeki yapısal değişime odaklanıyor. Alex Callinicos’un değerlendirmesi, Washington’ın hâlâ büyük bir güç olduğunu; ancak artık Çin karşısında eski türden tartışmasız bir üstünlüğe sahip olmadığını öne sürüyor.

Neden önemli?

Çünkü Tayvan gerilimi, Pasifik’teki askeri denge, üretim zincirleri ve küresel ekonomi birbirine bağlı. ABD ile Çin arasındaki rekabet yalnızca bu iki ülkenin değil, dünyanın geri kalanının da güvenlik, geçim ve gelecek koşullarını etkiliyor.

Okuma notu

Metin, Callinicos’un yorumunu haber dili içinde aktarırken bu bakışı doğrudan FİKİR’in kendi görüşü gibi kurmuyor. Ama şu soruyu açık biçimde öne çıkarıyor: Güç dengesinin değiştiği bir dünyada barışı kim, nasıl savunacak?

Garnizon-devletin çıplak mantığı: Soykırımcı İsrail

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →