₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Öfke parlayabilir; siyaset yön kurar: Mutlak butlan tartışması neyi açığa çıkardı?

Mutlak butlan tartışması artık yalnızca bir hukuk başlığı değil. Türkiye’nin önünde duran asıl soru, bu kararın yarattığı öfkenin, korkunun ve güvensizlik duygusunun nasıl bir siyasal hatta akacağı.

Herkes meselenin teknik bir hukuk tartışmasının ötesine geçtiğini görüyor. Ortada yalnızca bir karar yok; siyasal alanın daraldığı, muhalefetin nasıl yanıt vereceğinin belirsizleştiği ve toplumun “bundan sonra ne olacak?” sorusuyla baş başa kaldığı yüksek tansiyonlu bir eşik var.

Bu eşikte ilk soru devlet ve iktidar fikriyle ilgili: Yurttaş, hukuk ve siyaset karşısında korkuyla mı hizaya sokulacak; yoksa sözü, aklı ve ortak hayatı güvence altına alınmış bir özne olarak mı görülecek?

Spinoza’nın sözü bu yüzden bugüne, mevcut iktidarı tarif eden bir cümle olarak değil, iktidarın meşruiyetini ölçen eleştirel bir ilke olarak taşınıyor:

“İktidarın amacı korkuyla yönetmek değil, insanları korkudan özgürleştirmektir.”

Bu cümle, “iktidarın amacı zaten budur” demiyor. Tam tersine, siyasal düzenin neyle meşru sayılabileceğine dair güçlü bir ölçüt koyuyor. Bir siyasal düzen, yurttaşı korkuyla hizaya soktuğu ölçüde değil; insanların aklını, sözünü ve ortak hayatını güvence altına alabildiği ölçüde meşruiyet kazanır.

Türkiye’de siyasal kararların gölgesi büyüdükçe mesele biraz da burada düğümleniyor: Korkuyu büyüten bir yönetme pratiği mi, yoksa korkuyu azaltan, fikre, eleştiriye ve kamusal akla alan açan bir siyaset mi?

Ama bugünkü Türkiye’de yalnızca korkudan söz etmek de yetmez. Çünkü korku tek başına soyut bir duygu değildir. Korku, gündelik hayatın içinde yaşanır. Bir emekli için ay sonunu getirememektir. Bir genç için geleceksizliktir. Bir kadın için güvencesizliktir. Bir kiracı için evini kaybetme ihtimalidir. Bir işçi için ücretini, işini ya da sendikal hakkını kaybetmektir. Bir gazeteci için hakikati yazmanın bedelidir. Bir yurttaş için ise oyunun, sözünün ve itirazının sonuç üretmediğini hissetmektir.

Bu yüzden siyaset, korkuyu yalnızca teşhir ederek kurulamaz. Korkunun, öfkenin ve güvensizliğin beslendiği somut yaşamsal başlıkları karşılamadan gerçek bir çıkış yolu üretilemez.

Tepki siyaseti ile yön kuran siyaset arasındaki fark

Muhalefetin mutlak butlan kararını eleştirmesi elbette gerekli. Böyle bir karar karşısında sessiz kalmak mümkün değildir. Ancak siyaset yalnızca karşı çıkma diliyle kurulamaz. Tepki, doğru zamanda verildiğinde toplumsal enerji yaratır; ama yönsüz kalırsa hızla tükenir.

Burada Hobbes’un uyarısı devreye giriyor: Siyasal toplumu kurma ve sürdürme becerisi, yalnızca pratikten ibaret değildir. Peter Watson, Fikirler Tarihi kitabında Hobbes’un siyasal düzeni kurma ve sürdürme becerisini yalnızca pratik reflekslere değil, belirli kurallara dayalı bir alan olarak gördüğünü aktarır; Hobbes’a göre “Common Wealths”i, yani siyasal toplumu kurma ve sürdürme becerisi, aritmetik ve geometri gibi belirli kurallardan oluşur, yalnızca pratiğe indirgenemez.

Bu cümle, bugünün muhalefeti için sert bir sınav gibi okunabilir. Çünkü mesele yalnızca “neye karşıyız?” sorusu değil. Asıl soru şu: Nasıl bir çıkış yolu kuruyoruz?

Muhalefetin önünde üç başlıklı bir siyasal hamle alanı var: birlik, asgari program ve erken seçim iradesi.

Ama bu üç başlık da soyut slogan olarak kalırsa etkisizleşir. Birlik, yalnızca liderlerin yan yana gelmesi değildir; toplumun farklı kesimlerine “bu krizden birlikte çıkabiliriz” güvenini verecek bir siyasal zemin kurmaktır. Asgari program, bütün ideolojik farkları silmek değildir; hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, sosyal adalet, yerel demokrasi, barınma, geçim, eğitim, sağlık ve gençlerin geleceği gibi başlıklarda ortak bir geçiş hattı önermektir. Erken seçim iradesi ise yalnızca seçim istemek değildir; ülkenin sıkışmış siyasal gündemine meşru, demokratik ve halkın kararını esas alan bir çıkış yolu sunmaktır.

Bunlar yapılmadığında geriye yüksek tansiyon, sert sözler, soyut sloganlar, kısa süreli parlamalar ve ardından gelen dağılma riski kalır.

Öfke haklı olabilir. Ama öfke tek başına yol açmaz.

Korku, öfke ve güvensizlik ancak somut çözümlerle aşılır

Türkiye’de siyasal tartışma çoğu zaman büyük kavramlar üzerinden dönüyor: hukuk, demokrasi, adalet, irade, meşruiyet, rejim, muhalefet. Bunlar gerekli kavramlar. Fakat bu kavramlar somut hayat başlıklarına bağlanmadığında toplumun geniş kesimleri için soyut bir tartışma gibi kalabiliyor.

Oysa insanların gündelik hayatında siyaset çok daha somut yaşanıyor. Kira, gıda, okul, hastane, iş, emeklilik, güvenlik, ulaşım, belediye hizmetleri, ifade özgürlüğü, çocukların geleceği, gençlerin ülkede kalma isteği…

Korku da, öfke de, güvensizlik de buralarda birikiyor.

Bu nedenle siyaset, yalnızca “otoriterleşme” teşhisiyle yetinirse eksik kalır. Toplumun ihtiyacı yalnızca korkusunun adının konması değildir. Toplum, bu korkunun hangi somut politikalarla aşılacağını görmek ister.

FİKİR’in çözüm odaklı kamusal tartışma yaklaşımı tam da burada önem kazanıyor. Siyaset yalnızca krizleri teşhir eden bir dil değildir. Siyaset; toplumsal sorunları birbirine bağlayan, neden-sonuç ilişkilerini kuran ve somut çözüm yolları öneren bir kamusal akıl üretmek zorunda.

Hukuk krizi, geçim krizinden ayrı değildir. Geçim krizi, barınma krizinden ayrı değildir. Barınma krizi, kent hakkından ayrı değildir. Gençlerin geleceksizliği; eğitimden, istihdamdan, özgürlükten ve demokrasi duygusundan ayrı değildir. Yerel demokrasi yalnızca belediye yönetimi meselesi değildir; gıda, su, ulaşım, bakım emeği ve kamusal hizmetlere erişim meselesidir.

Bütünsel ve ilişkisel siyaset dediğimiz şey tam da burada başlar.

Soyut sloganların sınırı

Türkiye’de muhalefet dilinin en büyük risklerinden biri, haklı duyguyu soyut sloganlara teslim etmesi. “Birlik”, “demokrasi”, “adalet”, “mücadele”, “direniş” gibi kavramlar elbette önemlidir. Fakat bu kavramlar somut bir politikaya, takvime, programa ve örgütlü toplumsal hatta bağlanmadığında etkisini kaybeder.

İnsanlar artık yalnızca neye karşı olunduğunu duymak istemiyor. Neyin nasıl kurulacağını da görmek istiyor.

Bu yüzden mutlak butlan kararına karşı siyasal yanıt, yalnızca itirazın tonunu yükseltmekten ibaret kalamaz. Muhalefet bu kararı yalnızca kendisine yönelmiş bir müdahale olarak değil; Türkiye’nin demokratik geleceği için bir eşik olarak ele almak zorunda.

Bu eşik, topluma şu sorulara yanıt veren bir siyasal hat gerektiriyor:

Yargı bağımsızlığı nasıl sağlanacak? Seçilmiş irade nasıl korunacak? Hayat pahalılığına karşı hangi geçim programı uygulanacak? Barınma krizi nasıl çözülecek? Gençlerin eğitim, iş ve özgürlük talebi hangi politikalarla karşılanacak? Yerel yönetimler yalnızca savunulacak mı, yoksa katılımcı demokrasiyle güçlendirilecek mi? Kadınların, çocukların, emeklilerin, işçilerin ve güvencesizlerin hayatını doğrudan etkileyen hangi somut adımlar atılacak?

Bu sorulara yanıt verilmeyen her siyasal çıkış, bir süre sonra yalnızca tepki olarak kalır. Tepki parlayabilir; ama program olmadığında sönmeye de mahkûmdur.

FİKİR’in durduğu yer

FİKİR’in bu tartışmada üstlenebileceği rol, kararların yarattığı gürültüyü büyütmek değil; o gürültünün içinde kamusal soruyu netleştirmek olmalı.

Bugünün sorusu şudur:

Muhalefet bu kararı yalnızca eleştirecek mi, yoksa karardan doğan toplumsal enerjiyi ülkenin önüne demokratik, sosyal ve somut bir çıkış programı koymak için kullanabilecek mi?

Bu soru herhangi bir parti adına değil, kamusal hayat adına önemlidir. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca iktidar-muhalefet gerilimi içinde sıkışmış yeni bir gündem değil; toplumsal sorunlara çözüm üretebilecek yeni bir siyasal ciddiyettir.

Spinoza’nın özgürleştirici devlet fikri ile Hobbes’un kurucu siyaset uyarısı burada birlikte okunabilir. Peter Watson, Spinoza’nın Hobbes’tan farklı olarak karşılıklı yardımı “korku ve gurur kadar doğal” gördüğünü, toplumun amacını insanın farkındalığını genişletmek ve ortak iyilik için işbirliği zemini kurmak olarak düşündüğünü aktarır. Spinoza’nın hükümete dair özgürlük vurgusu da bu çerçevede mevcut iktidarı tarif eden bir cümle olarak değil, iktidarı sınayan eleştirel bir ölçüt olarak okunmalıdır: Devlet, insanları korkuyla itaat ettiren değil, korkudan özgürleştiren bir kamusal düzen olmalıdır.

Bir yanda korkuyla yönetilen değil, korkudan özgürleşen bir toplum ihtiyacı var. Diğer yanda bu özgürleşmenin yalnızca iyi niyetle ya da anlık tepkiyle değil; kuralla, programla, yönle ve ortak iradeyle kurulabileceği gerçeği var.

FİKİR açısından siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi değildir. Siyaset, toplumsal ihtiyaçları görme, onları ortak dile çevirme ve çözüm yönünde kamusal irade üretme işidir.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, yalnızca daha sert bir muhalefet dili değil; daha somut, daha ilişkisel, daha toplumsal bir siyasal programdır.

Korkuyu aşan siyaset, hayatı somutlar

Mutlak butlan tartışması, Türkiye’de siyasal alanın ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha gösterdi. Ama aynı zamanda muhalefet açısından bir imkân da açtı. Bu imkân, yalnızca tepkiyi büyütmek değil; tepkiyi ülkenin önüne konulacak bir demokratik çıkış programına dönüştürmektir.

Bugün Türkiye’de öfke var. Korku var. Güvensizlik var. Belirsizlik var.

Ama siyaset yalnızca bu duyguları ifade etmekle yetinirse, kendi yankısının içinde kalır.

Siyaset, korkuyu özgürlük talebine; öfkeyi ortak iradeye; güvensizliği somut yaşam güvencelerine; belirsizliği demokratik bir programa dönüştürebildiği yerde başlar.

Bugünün eşiği budur.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Bu yazı ne söylüyor?

Bu yazı, mutlak butlan tartışmasını yalnızca mahkeme kararı ya da parti içi kriz olarak değil; Türkiye’de hukuk, demokrasi, muhalefetin siyasal yön kurma kapasitesi ve toplumun somut yaşam ihtiyaçları üzerinden okuyor.

Neden önemli?

Yüksek tansiyonlu gündemlerde tepki üretmek kolay, kalıcı siyasal hat kurmak zordur. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca öfkeyi dile getiren değil; korkuyu, güvensizliği ve hayat pahalılığı gibi somut sorunları demokratik bir programla karşılayan bir siyasal akıldır.

Okuma notu

Analiz, FİKİR’in çözüm odaklı kamusal tartışma yaklaşımından hareketle güncel krizi yalnızca eleştiri konusu değil; birlik, asgari program, erken seçim ve yaşamsal çözümler etrafında kurulması gereken demokratik bir çıkış ihtiyacı olarak ele alıyor.

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →