₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

İşçiler, öğrenciler ve yerli hareketleri halk ayaklanmasıyla Bolivya’yı durdurdu

* Sam Carliner, 28 Mayıs 2026, Truhtout.

Çeviri: Cahide Sarı

Halk isyanı, Latin Amerika’da neoliberalizme, kemer sıkma politikalarına ve ABD emperyalizmine karşı daha geniş bir meydan okumaya dönüştü.

Bir haftadan uzun süredir Bolivya tam anlamıyla topyekûn ayaklanma halinde.
Başkan Rodrigo Paz liderliğindeki yeni seçilmiş sağcı hükümetin neoliberal reformlarına tepki olarak sendikalar genel grev başlattı, köylüler ve yerli halklar ülke genelinde düzinelerce yolu kapattı ve başkent La Paz’da büyük yürüyüşler düzenlendi. Bunlar, ülkeyi durma noktasına getirmiş ve ABD ile uyumlu sağın Latin Amerika’daki işçilere ve toplumsal hareketlere yönelik saldırılarından oluşan daha büyük projeye karşı kitlesel bir direnişi alevlendiren çok daha geniş bir toplumsal hoşnutsuzluğun yalnızca birkaç yansımasıdır.

Halihazırda La Paz’da Universidad Mayor de San Andrés’te misafir öğretim üyesi olarak bulunan sosyal bilimci ve gazeteci Joseph Bouchard, hareketin farklı yapısını şöyle açıkladı: “Bu, Bolivya solundaki geniş yelpazeyi temsil ettiğini düşündüğüm farklı toplumsal hareketler ve gruplardan oluşan bir tür birliktelik. Öğretmen sendikaları ve işçi sendikaları var. Madenci sendikaları var. Herhangi bir hareketin parçası olmadığı halde direnişe katılan sıradan insanlar var. 1980’lerde diktatörlük karşıtı bir hareketin parçası olan bir yerli federasyonu var. [Eski devlet başkanı Evo] Morales’in adamları var… Yani tüm bu gruplar bir araya geliyor ve Bolivya solunun, küskün seçmenlerin, örgütlü ve örgütsüz grupların en büyük temsilini oluşturuyorlar”.

Hareketin farklı bileşenlerden oluşan yapısı geniş bir talep yelpazesini de beraberinde getirmekle birlikte, en yaygın taleplerden biri Başkan Paz’ın istifasıdır ve hareketin bazı kesimleri Paz gönderilene kadar ülkenin süresiz genel grevi sürdürmesi gerektiğini savunmaktadır. Paz’ın görevde yalnızca altı ay kalmış olduğu göz önünde bulundurulduğunda öfkenin boyutu özellikle derindir. 

Bir halk altı ayda nasıl kaybedilir?

Ekim 2025’te Bolivya, sağcı popülist Rodrigo Paz’ı seçerek eski devlet başkanı Evo Morales’in kurduğu solcu MAS (Sosyalizme Doğru Hareket) partisinin 20 yıllık iktidarına son verdi. ‘Herkes için kapitalizm’ vaadiyle yola çıkan Paz, ülkeyi kasıp kavuran ekonomik sıkıntıları çözme sözü verdi. Kampanyası şiddetli iç çekişmeler yaşayan ve bu çekişmelerden kurtulamamış olan MAS’ın çöküşünden de faydalandı. 

Bolivya halkının ekonomik kaygılarına hitap etmesine ve kendisini ülkenin yerleşik (ve çok daha aşırı) sağına kıyasla daha merkezci bir konumda sunmasına rağmen Paz, seçilir seçilmez ülkenin işçilerine ve yoksullarına yönelik saldırılara girişmekte tereddüt etmedi. İlk hamlelerinden biri, büyük servetler üzerindeki bir vergiyi kaldırmak oldu. Ayrıca öğretmenlerin özelleştirme odaklı olduğunu söyleyerek eleştirdiği eğitim politikaları önerdi. 

Ülkeyi şu anda sarsan öfkeyi özellikle iki politika körüklemiştir: 1720 sayılı Kanun, yani birçok kişinin yerli topraklarını tarım işletmelerine ve diğer büyük toprak sahiplerine devretme girişimi olarak gördüğü bir toprak özelleştirme yasası ve akaryakıt üzerindeki sübvansiyonu kaldırarak akaryakıtın tüketici maliyetini neredeyse bir gecede ikiye katlayan 5503 sayılı Kararname. Artan akaryakıt fiyatlarının yanı sıra Paz hükümeti, halkın ‘çöp benzin’ dediği düşük kaliteli ve birçok kişinin karşılayamadığı tamir masraflarına yol açarak araçlara zarar verdiği bildirilen yakıtı ithal ederek Bolivyalıları daha da öfkelendirmiştir.

Öfkenin yayılması uzun sürmedi. Bolivya, Paz’ın başkanlığının henüz birinci ayında, yani Aralık 2025’te de önemli protestolara sahne olmuştu ancak bu protestolar hükümet ile ülkenin en büyük sendika federasyonu Bolivya İşçi Merkezi (COB) arasındaki müzakereler nedeniyle durdurulmuştu. Müzakerelelere rağmen Paz yönetimi neoliberal reformları uygulamaya devam ederek öfkeyi daha da körükledi ve COB’un yanı sıra öğretmen sendikalarını ve üzere diğer sendikaları Mayıs ayı başında grev çağrısı yapmaya zorladı. Hemen hemen aynı dönemde, kırsal kesimdeki yerli toplulukları başkente doğru uzun bir yürüyüşe geçerken diğer köylü ve yerli toplulukları ana yollarda barikatlar kurdu.

Tüm çabalarına rağmen Bolivya hükümeti, 26 Mayıs’ta ülkenin Temsilciler Meclisi protestoculara karşı askerî güç kullanımına ilişkin kısıtlamaları yürürlükten kaldırma yönünde oy kullanmış olsa da ülke çapındaki kaosu henüz bastırabilmiş değil. Oylamadan önce bile devlet, protestoculara karşı askerî güçleri konuşlandırmıştı. Truthout’la konuşan birden fazla yerel kaynağa göre, bu baskı hareketi daha da radikalleştirdi ve bazı protestocular askere karşı kendilerini savunmak için dinamit, taş ve sapan kullanmaya başladı. Sosyal medyada ortaya çıkan haberler de bu durumu doğrulamaktadır.

Truthout’la konuşan Universidad Mayor de San Andrés’te bir tarih öğrencisi, protestocuların göğüs gerdiği baskıcı ortamı aktardı: “Polis, hareketi kimyasal maddeler, plastik mermiler ve bunun gibi şeylerle bastırıyor. Askerler yollardaki barikatları kaldırmaya çalıştı ama onlar gittikten 30 dakika sonra barikatlar daha da fazla insanla yeniden kuruldu”. Sosyalist gençlik grubu Combate Rojo üyesi olan bir başka öğrenci, örgütünün aşırı sağın bir baskı unsuru olarak kullandığı kimlik ifşası nedeniyle isminin gizli tutulmasını istedi ve tutuklamalar ile şiddetin protestoların bastırılmasında yaygın olarak kullanıldığından bahsetti.

Bölgesel sağa ve ABD emperyalizmine bir meydan okuma

Bolivya’daki protestolar yalnızca ulusal bir mesele değildir.  Bu protestoların, ABD’nin Latin Amerika’daki aşırı sağ müttefiklerine kendi çıkarlarını pekiştirmek için bel bağladığı bölgesel bir strateji için etkileri vardır. Bu çıkarlar, Batı Yarımküre’yi yönetimin en önemli stratejik çıkar bölgesi olarak adlandıran Trump’ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde açıkça ifade edilmektedir. Belgede şu ifadeler yer almaktadır: Amaç, müttefiklerimizin kendi ulusal ekonomilerini güçlendirmesi, aynı zamanda ekonomik olarak daha güçlü ve daha sofistike bir Batı Yarımküre’nin Amerikan ticareti ve yatırımı için giderek daha çekici bir pazar haline gelmesidir.

Paz, Bolivya’yı ABD ile sıkı bir şekilde uyumlu hale getirerek yakın zamanda kurulan Amerika’nın Kalkanı’na katıldı. Bu ittifak, çoğunlukla sağcı hükümetlerden oluşan ve misyonu kartellerle savaşmak olan askerî bir birliktir. 21 Mayıs’ta ittifak, Bolivya’daki protestoları kınayan ve protestocuların ‘suçlular ve uyuşturucu kaçakçıları’ tarafından yönlendirildiğini öne süren ortak bir bildiri yayınlamıştır. 

Trump yönetimi altında, uyuşturucu kaçakçılığı iddiaları, Venezuela’ya saldırı ve Başkan Nicolás Maduro’nun kaçırılması, ABD-Meksika sınırı boyunca kalıcı görünen askerî işgal, Karayip Denizi’ndeki teknelere yönelik düzinelerce yasadışı ve ölümcül saldırı ve bir köyde çiftliğin bombalanmasıyla sonuçlanan Ekvador’da büyüyen askerî saldırılar dahil olmak üzere geniş bir yelpazedeki müdahaleci ve militarist politikaları meşrulaştırmak için kullanılmıştır.

Bouchard, ABD’nin protestolara verdiği tepkinin Latin Amerika’da egemenliğin reddi anlamına geldiğini savundu: Bir hükümete oy verebilirsiniz ve sonra eğer vaatlerine ihanet ettiklerini ya da vaatlerini yerine getirmediklerini düşünüyorsanız yaptıklarından memnun olmadığınıza karar verebilirsiniz. Demokrasi böyle işler. ABD hükümeti ve Latin Amerika’daki sağcı müttefikleri temelde hiçbir protestonun asla meşru olmadığını söylüyor, bir hükümete oy verdiyseniz yaptığı her şeyi kabul etmeniz gerekiyormuş gibi”.

Amerika’nın Kalkanı bildirisine imza atan Latin Amerika hükümetlerinden bazıları Bolivya’daki protestoları, kendi halklarının da bunlardan ilham alabileceği kaygısıyla izlemektedir. Bolivyalı işçi sendikalarının genel greve çıktığı hafta, Arjantin ve Şili de kamu eğitimine yönelik saldırılara karşı öğrencilerin öncülük ettiği büyük gösterilere sahne oldu. Hem Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei hem de Şili Devlet Başkanı José Antonio Kast, Paz’ın uyguladığı neoliberal reformları kendi ülkelerinde dayatmaktadır. Şu anda Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın solcu hükümeti tarafından yönetilen Brezilya’da bile, São Paulo’daki üniversite öğrencileri ve öğretmenler grevdeler ve eyaletin aşırı sağcı valisi tarafından dayatılan kemer sıkma politikalarına karşı militan eylemler düzenliyorlar. Brezilya, Arjantin ve Şili’deki protestolar, henüz Bolivya’da ifade edilen yaygın öfke düzeyine yaklaşmış olmasa da işçilerin, öğrencilerin ve daha geniş toplulukların ekonomik baskıya ve aşırı sağ hareketlere karşı mücadeleye katıldığı bölgesel bir eğilimi ortaya koymaktadır.

Truthout’la konuşan tarih öğrencisi, Bolivya’daki hareketin içinde, bu ayaklanmanın Paz’ın gündeminden çok daha fazlasına meydan okuduğunu ileri sürmüştür: “Protestocular Milei’den bahsediyor, [Gazze’deki] soykırımdan bahsediyor. ABD emperyalizmi ve İsrail’e yönelik bu enternasyonalist bağlantı orada. Saklayamazsınız işte. “Bouchard, Bolivya halkının ülkesinin tarihini iyi bildiğini ve bunun hareketi radikalleştirebileceğini ifade etmektedir: “Hükümetleri devirebileceklerini biliyorlar. Bunu daha önce birçok kez yaptılar. Bu taktikler işe yarıyor ve tavizler koparabiliyorlar. Paz hükümetinin oldukça zayıf olduğunu ve daha önce yaptıkları gibi bu taktikleri kullanırlarsa kazanabileceklerini biliyorlar”.

Sam Carliner, ABD dış politikası, jeopolitik ve uluslararası mücadele odaklı serbest gazeteci. Yazıları Teen Vogue, Responsible Statecraft, Salon, Shadowproof, Waging Nonviolence ve diğer yayınlarda yer aldı. Daha önce feminist savaş karşıtı örgüt CODEPINK’te sosyal medya yöneticiliği yaptı. Şu anda sosyalist yayın Left Voice için uluslararası haberler odaklı yazıp editörlük yapıyor. 

Barış kolektif olarak inşa edilir: Kolombiya’da COMUCCOM ve toplumsal tahayyüllerin yeniden inşası

Hareketin anlattığı daha büyük hikâye

Bolivya’daki protestolar yalnızca bir hükümet krizini değil, son yıllarda dünyanın birçok yerinde görülen temsil, yaşam maliyeti ve demokrasi tartışmalarını da görünür kılıyor. Ekonomik kararların kimler adına alındığı ve bu kararların bedelini kimin ödediği sorusu yeniden siyasetin merkezine taşınıyor.

Neden önemli?

Latin Amerika, son yirmi yılda hem güçlü toplumsal hareketlerin hem de neoliberal dönüşümlere karşı kitlesel direnişlerin merkezi oldu. Bolivya’daki gelişmeler, bölgedeki siyasal yönelimlerin geleceği açısından önemli bir gösterge niteliği taşıyor.

Okuma notu

Bolivya’daki olaylar hakkında farklı siyasi aktörlerin ve uluslararası kuruluşların birbirinden oldukça farklı değerlendirmeleri bulunuyor. Bu nedenle gelişmelerin sahadan gelen bilgiler ve farklı kaynaklar üzerinden birlikte izlenmesi önem taşıyor.

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →