Aziz Konukman ile Tasarruf Genelgesinin Röntgeni

Kamu tasarruf genelgesinin yayımlanmasının üstünden neredeyse bir ay geçti. İçinde “zorunlu hallerde” sözcüğünün 15 kez geçtiği bir genelge var karşımızda. Duyurulan tedbirlere rağmen kamu kurumları araç kiralama sözleşmelerinin altına imza atmaya devam ediyor. İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü 61,6 milyon lira, Devlet Su İşleri 12’nci Bölge Müdürlüğü 51,4 milyon liralık araç kiralama sözleşmesi imzaladı. Ya da Hakkâri İl Özel İdaresi Mali Hizmetler Müdürlüğü için Hakkâri Çukurca Hükümet Konağı için 143 milyon 252 bin liralık sözleşme yapıldı. Bunlar geçtiğimiz hafta içinde en çok göze çarpanlar…

Tasarruf önemlerinin Resmî Gazete’de yayımlandığı 17 Mayıs tarihinden bu yana Elektronik Kamu Alımları Platformu’na bakıldığında ise dikkat çekici başkaca ihaleler de göze çarpıyor. Mesela “Türkiye Yüzyılında Dijital Yayıncılık Konferansı” konulu organizasyon… Üç gün sürdü, 10 ülkeden 150’den fazla yayıncı katıldı. Düzenleyici kurum RTÜK’tü, sözleşme tarihi 27 Mayıs 2024’tü. Ankara’daki bir konferans merkezindeki toplantı için bedele 1 milyon 901 bin 300 lira notu düşüldü. Elbette yine bütçenin yanında devede kulak…

Esasen üzerinde hemen hemen tüm uzmanların birleştiği hatta son kertede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da değindiği gibi kamu kaynaklarının etkili ve verimli biçimde kullanılması ve israftan kaçınılması yalnızca belli dönemler için değil her zaman uyulması gereken bir kural.

Ancak bu süreçte tasarruf tedbiri adı altında çalışanların kazanılmış haklarının kısıtlandığı, toplu sözleşme hükümlerinin yok sayıldığını öne sürenler de var.

Fikir Gazetesi, bu haftaki sayısında iktisatçı Profesör Aziz Konukman ile konuştu. Konukman genelgede gözden kaçan detayları tek tek anlattı hatta bir nevi genelgenin röntgenini çekti, önceki genelgelerle arasındaki belirleyici farklara dikkat çekti.

Konukman’a göre tasarruf ne kamu hizmetini üreten personel üzerinden ne yatırım ödeneklerini kısarak ne de meclisi devre dışı bırakarak yapılmamalı.

Aksi tasarruf olmuyor ve Konukman bir anlamda Türkiye’nin bu sürece 20-0 mağlup başladığını söylüyor.

Neden ve nasıl mı?

Yanıtı hemen aşağıda.

“TASARRUF BÜTÇE AÇIK VERİNCE GÜNDEME GELİYOR”

1988 nisan ayından 2021’e kadar on farklı genelgeye bakıldığında hepsi hemen hemen aynı şeyleri söylüyor. Neden sürekli aynı şeyi konuşuyoruz? Öyle mi gerçekten? Son genelgenin diğerlerinden farkları ne?

Bütçemiz sürekli açık veriyor. Bazen neoliberal ideolojide de “denk bütçe” gibi laflar vardır. Aslında IMF de Dünya Bankası da denk bütçenin olamayacağını biliyor, krizlerin sürekli olduğu bir ekonomide. Onlar da bu işten vazgeçti. Artık “Bütçe açığı belli sınırlarda tutulmalıdır” diyorlar. Batı tamamıyla “merkezi bütçe” demezler, “general government” sözcüğünü kullanırlar. Yani genel devlet. Maastricht kriterlerinde de “genel devlet bütçe açığı” denir. Normal bütçe açığı kavramı kullanılmaz. Ama bizde nedense hep merkezi yönetim bütçe açığı vurgulanıyor. Bizimki hep açık veriyor. Maastricht kriterlerine göre bütçe açığının milli gelir içindeki payı yüzde 3’ten fazla olmamalı. Böyle kriterler var. “Kamu borçları yüzde 60’tan fazla olamaz milli gelirin” der.

Bütçe açık verince de tasarruf meselesi ortaya çıkıyor…

“Yahu biz biraz tasarruf edelim, biraz verimli kullanalım bu kaynakları” deniyor. Topladığımız gelirler giderlerimizi karşılamaya yetmiyor. Bunu insan ev bütçesinde de yapar değil mi? Harcamalara iki yaka bir araya gelmediği zaman çekip düzen verilir. Bunu devlet de düşünüyor zaman zaman. Dolayısıyla bütçe açığı veren bir ekonomide tasarruf genelgelerinin gelmesine şaşmamak lazım.

Şaşırtıcı olan ne peki?

Tuhaflık şurada. Son yayımlanan tasarruf genelgesinin giriş kısmında şöyle bir cümle var: “Kamu kaynaklarının maksadına uygun azami tasarruf prensiplerine riayet edilerek kullanılması her kamu kurum ve kuruluş ve görevlisi için hem kuruluş için hem de görevlisi için bir görev ve aynı zamanda bir mecburiyettir” deniyor. Şimdi bunun için genelge hazırlamaya gerek yok.

Zaten olması gereken bir şey…

Kamu hizmeti üretimi diyorsanız ve bunun da bir kanunu varsa… O kanun da 5018 sayılı Bütçe Mali Kontrol Yasası. Zaten bu kanun esas alınarak hazırlanıyor. Hiç böyle genelgeye gerek kalmaksızın zaten siz bunları yapmak durumundasınız. Bu kamu görevlileri ve kamu kuruluşlarını bağlayan bir şey. Kamu hizmeti başka türlü üretilemez. Olmazsa olmaz. Ama görüyoruz ki; buna uyulmuyor. “Uyulmuyorsa ne yapalım?” sorusuna “Bir genelge hazırlayalım” yanıtı veriliyor. Bir de ne yapalım? “Yaptırımlara tabi tutalım”.

“GENELGEYİ OKUYAN ‘AMAN YİNE KLASİK LAFLAR’ DER”

Yaptırıma tabi mi bu genelge?

“Bu tedbirlerin uygulanması hassasiyetle takip edilecek, denetlenecek, raporlanacak ve aykırı hareket edenler hakkında gerekli yaptırımlar uygulanacak” deniyor. Bunları açıkla, ne olduğunu.

Muğlak mı kalıyor?

Zaten bunu okuyan resmi kurumdaki kişiler “Aman yine klasik laflar edilmiş işte” diyecek değil mi? Senin yaptığın tespit gibi bir sürü genelge var ama ortalıkta aynı laflar tekrar ediyor. Şimdi bunu niye anlattım? Genelgenin bizatihi özü aslında kamu hizmetinin tanımı ile ilgili. Kamu hizmetinin olmazsa olmazını genelge bir nevi yeniden tarif etmiş, yeniden bir hatırlatma yapmış. Ama yaptırımlar konusuna hiç değinmemiş. Bu yaptırımlara değinmemesi önemli bir eksiklik. Çünkü o genelgenin uygulanma olasılığını hafifletiyor. Bizim vatandaş biliyorsun yaptırımı çok önemser, çekinir. Ceza, aman ne olur falan gibisinden… Öyle değil mi? Bunlar olmadığı zaman kendi bildiğini yapar. Çok rahatsızlık duymaz. Bir kere ilk olarak bu tespiti yapalım. İkincisi dikkat edersen “Kamu hizmetleri ve yatırım projeleri bütçe sınırları içinde kalınarak ayrılan kaynakların üzerinde harcama yapılmasına yol açılmadan azami tasarruf anlayışında yürütülecektir” deniyor. Şimdi bu da bütçenin tanımı gereği zaten böyle. Neden? Çünkü bu ayrılan kaynakların üzerinde harcama yaparsan TBMM’nin verdiği izni açmış olursun. Zaten 5018’e göre bu ödenek üstü harcama… Yani yasal değil. Bunu hatırlatması çok hoşuma gitti. Bütçe Mali Kontrol Yasası, “Ödenek üstü harcama yapılmaz” yani “Meclisin verdiği başlangıç ödenekleri aşılamaz” diyor. Buna bütçe hakkı diyoruz. Ta 1215 Magna Carta Sözleşmesi’nden bu yana… Bakın 1215 sınıf mücadeleleri sonucunda bütçe bugünkü modern versiyonuna gelmiş.

GENELGE NE KADAR BAĞLAYICI?

Yani artık kralın istediği gibi olmamış…

Kral, padişah kim ne derseniz deyin. Onlar istedikleri gibi harcama yapıyorlardı, istedikleri gibi vergi koyuyorlardı. “Hayır” dediler. “Kardeşim, öyle tek adam bu işlere karar vermez.” Ne yapacağız? Mutlaka ve mutlaka bir bütçe teklifiyle meclise gelinecek, meclis de o icra organına izin verecek. “Tamam kardeşim, bu 100 lira ödeneği harcayabilirsin” diyecek. Hiçbir kurum bu ödeneği ne yapamaz? Aşamaz. Şimdi bizim genelgede bunu hatırlatmış mı?  Ben olsaydım Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sorumluluğunu bir kez daha burada bu genelgede hatırlatmış olurdum. Neyse o hatırlatmayı yapmamış olsun, biz yapalım o hatırlatmayı. Demek ki burada esas ne? Ödenekler aşılmayacak. Ödeneklerin altında kalınacak. Zaten tasarruf demek şu demek. Bir kuruma verilen ödeneğin altında harcama yapmak demek.

O zaman bağlayıcı bir kısmı var…

“Meclisin verdiği bütçe izni aşılamaz” derken evet. Bağlayıcılığı var. Bu bağlayıcı, kanunun açık maddesi… Bunun için genelgeye menelgeye gerek yok.
Ama bir soru var. Tarihine bakalım. Resmî Gazete’de yayınlanmış tarih 17 Mayıs 2024. Ben seni şimdi bütçe istatistiklerine gönderiyorum.
Beraber yolculuğa çıkıyoruz. Bütçe istatistikleri maliyenin web sayfasında bütçe istatistikleri diye yazarsan çıkar karşına. Orada merkezi yönetimin bütçe istatistikleri var. Yani harcamaları, gelirleri ay ay gösteriyor. Program esaslı var. Genel bütçeli idareler var. Tek tek meclisin, cumhurbaşkanının, bütün kurumların var. Özel bütçeli üniversitelerin bütçelerini göreceksin orada. Şimdi sana şimdi bir rakam vereceğim. Sen de şaşıracaksın. Ben bunu kamuoyunda paylaştım. Ana muhalefetin yetkililerine gönderdim. Canlı yayınlarda söyledim. Yahu bir Allah’ın kulu buna cevap vermedi. Acı bir durum bu. Hemen söylüyorum şimdi. Ocak ayı başlar başlamaz bizim cumhurbaşkanı bazı kararnamelerle bazı kurumlara ödenek eklemeye başladı. Meclisin verdiği bütçe izinlerini bizatihi Cumhurbaşkanı’nın kendisi yayımladığı kararnamelerle aşmaya çalıştı. Ocak, Şubat, Mart, Nisan… Yani genelgenin yayınlandığı tarihe kadar. Mayıs’ta da yapıyordur büyük bir ihtimalle. Haziran’da da yapacak. Son yıllarda bunu gelenek haline getirdiler. Arttırıyor. Akıllara şu geliyor. Cumhurbaşkanı niye artırma ihtiyacı duyabilir? Çünkü 5018’in “yedek ödenek” diye bir maddesi var. Orada “Eğer ihtiyaçları karşılamaya yetmezse Meclis’in verdiği ödenekler bir yedek ödenek ayrılır” deniyor. Bu da çok güzel. Kara gün dostu gibi. Ne olur ne olmaz kardeşim yani bilemeyiz. Buraya genel bütçeli idarelerin toplam ödeneğini yüzde 2’sine kadar bir yedek ödenek ayrılabilir. Buradan da cumhurbaşkanı istediği kurumların ödeneğe yetmeyen kurumlarına aktarma yaparak ödeneklerini artırabilir. Böyle diyor. Kardeşim, ocak ayı bütçe geçmiş. Ocak ayında yürürlüğe giriyor. Yahu dur bir dakika kardeşim. Daha dakika bir. Sen bu kurumların ihtiyaçlarını niye kamuoyunda tartışmadın? Niye mecliste yasalaşırken anlatmadın? Diyebilirdin ki “Yahu arkadaşlar bizim bu bütçe Ocak’ta yürürlüğe girecek ama ya bunu Ekim’de kabul ettik. Aradan nereden baksan Kasım aralığı var bunun. Ya ben önden size şunu söylüyorum. Bazı şeylere ekleme yapmak gerekiyor” falan diye bir şey dersin. “Yedek ödeneği ben kullanmak durumundayım” dersin. Bir ölçüde anlaşılabilir. Ocak, Şubat, Mart olacak şey değil. Şimdi rakamı veriyorum sana. Toplam artış 119,7 milyar. Merkezi yönetim bütçesinin içinde kimler var? Genel bütçeli idareler var, cumhurbaşkanının bizatihi kendisi var. Meclis var, Sayıştay var. Var oğlu var, bakanlıklar var. Tamam mı? Şimdi yaklaşık 120 milyar diyelim. Cumhurbaşkanı’nın ödeneği 4 milyar yükselmiş. Yani meclisten aldığı izne 4 milyar eklemiş. Peki baktım acaba Nisan ayına kadar neymiş? Bu rakam Nisan ayına kadar 71 milyarmış. Ocak, Şubat, Mart’ta 71’miş. Nisan’da 71’i 120’ye çıkartmışlar yani yaklaşık olarak.

“TASARRUF TEDBİRLERİNE RAĞMEN 20 MİLYARLIK AÇIKLA İŞE BAŞLIYORUZ ÇÜNKÜ…”

Ve o sıralarda da tasarruf genelgesi konuşuluyor.

Komedi diyorum. Şimdi şunu söylüyorum. Tam o sırada da 100 milyarlık tasarruf paketi açıklanıyor. Yani tasarruf paketi uygulanacak. Değil mi? Öbürkü de harcanacak. Daha harcanmamış. Ya kardeşim aslında sen 20 milyarlık açıkla başlıyorsun. Bütçenin kendisini bir yere koydum. Bütçenin kendisi 11 trilyon 89 milyar. Onu bir yere koy. Daha şimdiden tasarruf tedbirlerine rağmen biz 20 milyarlık açıkla başlıyoruz. Ama tasarruf yap dediğin kurumlara ne dedin? “Bak kardeş, sana verilen bütçe sınırları içinde kalarak harcama yap. Bunun üzerinde sakın harcamaya gitme” diyorsun. Bunun üzerinde harcama yapma olanağı yaratıyorsun. Hani bir laf var, neydi… Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Bu bir skandal. Bu, bütçe hakkının, bak bütçe hakkının gasp edilmesi demek. Ben çağrı yaptım. Ana Muhalefet Partisi’ne, Meclis Başkanlığı’na. Ya olaya el koyun kardeşim. Çünkü bütçe hakkı, halk tarafından size verilmiş ey Yüce Meclis. Ne bileyim ana muhalefet partisi “Yahu dur bu arkadaş ne diyor, Allah Allah” falan demiyor. Sol partiler, sosyalist partiler ne bileyim sendikalar, “Yahu dur ne yapıyorsun?” demiyor. Yani herkes üç maymunu oynuyor. Bu ilk kez oluyor. Öbür genelgelerde bu yok.

Ek ödenek, yedek ödenek daha sonra kullanılacak bir şey değil mi?

Evet. İleride diyelim ki ihtiyaçlar arz etti. Ne oldu salgın oldu değil mi? Ya da ne bileyim deprem oldu. Ne yaparsın? Ek bütçeye gidersin. Yapmadık mı biz? Geçen sene yaptık. Mesela 1,1 trilyonluk ek bütçe getirdik parlamentoya Eylül ayında. Ağustos’ta geldi, Eylül’de yürürlüğe girdi. Yani bütçeyi Meclis bir kez belirledi, Allah’ın kelamıdır değiştirilmez diye bir kural yok. 5018 böyle bir durumda bütçenin ödeneklerin artırılabilmesinin yolunu açıyor ama yine nereye başvuracaksın?

İzni veren parlamentoya…

Cumhurbaşkanı bir kanun teklifi hazırlayacak ek bütçe diyecek ki “Yahu ben kardeşim daha önce böyle bir ödenek demiştim ama yetmiyor ya salgın oldu şu oldu ya da ne bileyim deprem var harcamalar bizim kontrolümüzden çıktı” diyecek. Ödenek eklemesi yapma teklifi diyoruz biz buna. Adı da halk arasında ek bütçe ama resmi adı şu. Mesela gelseydi böyle bir şey resmi adı “2024 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ve Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” olacaktı. O da yok ortada.

Hangi cumhurbaşkanlığı kararı?

Resmî gazetenin şekliyle ilgili bir kararname yayınlamış. Çok kritik burası. Onun 4. maddesinin Ç bendinde “Cumhurbaşkanı bazı kararnameleri yayınlamak zorunda değil” diyor. Peki itiraz edebilir misin? Hayır. Meclisin verdiği bir bütçe iznini eğer cumhurbaşkanı değiştiriyorsa bunun mutlaka Resmî Gazete’de yayınlanması lazım. Bu sıradan herhangi bir durum değil bu. Bütçe hakkını ilgilendiren bir düzenleme, meclisin verdiği harcama iznini değiştiren bir düzenleme. Nereden öğreniyorum ben bunu? Bütçe istatistiklerinden. Ülke istatistiklerine bakınca “Aa” diyorum. Demek ki bu arada bir şeyler yayınlamış, diyorum.

“ZORUNLU HALLER DEDİĞİN ANDA TASARRUF FİLAN OLMAZ”

Genelgelerin benzerliğine dönecek olursak…

Hocam, “Şunlar şunlar getirildi ancak şunlar şunlar hariç. Şu istisna olmak kaydıyla…” filan dediğin an benzerlik başlar. Her şeyi o istisna maddesine sokarlar.
Tasarruf masarruf da olmaz. Mesela “Taşıt kanunu 1-2 sayılı cetveller kapsamında hizmetlere ve koruma altına alınanlara tahsis edilen taşıtlar dışında hiçbir makama taşıt tahsis edilmeyecek” deniyor. Görevin gerektirdiği haller dışında filan dediğin andan itibaren bizim sistem bunu şöyle yorumluyor: “Yahu bırak kardeşim. Niye yaptın derlerse zorunlu deriz” olur biter. Bunun denetimini, menetimini yapamazsın. Bir itirafname niteliğinde aslında. Bu genelge “Ben bunları yapmıyordum, şimdi bunları önlüyorum” genelgesi. Şunlar tahsis edilmeyecek; demek ki edilmiş. Görev dışında kullanılmayacak; demek ki kullanılmış. Genelgenin bunların bir maliyetini çıkartması lazım. Vergi mükellefi olarak diyecek ki; “Yahu kardeş sizden vergileri aldık ama vallahi benim müdürümün pazar yerine giderken aracı kullandı, kafası bozuldu, filana giderken kullandı ya bütün bu maliyetleri size bedel ödettirdik. Ben bunun neyse cezası maddi manevi karşılamaya hazırım. Söz veriyorum ey vergi mükellefleri! Sizin ödediğiniz vergiler düzgün yerlerde harcanacaktır!” diye geniş kapsamlı, hatta mecliste özel oturumlu, TV canlı yayınında bir topyekûn seferberlik mesajı verilse ciddiye alırız bu genelgeyi. Bütün açıklamalar hep yanlış işler yapıldığını zımnen söylüyor. Mesela “Yurt dışında ancak ihtiyaç alınan şeyler yapılacak” diyor. Demek ki yapılmış. Bu zamana kadar ihtiyaç arz etmediği halde.

“YATIRIM ÖDENEĞİ KISMAKLA TASARRUF YAPILMAZ”

Bir de yatırımdan, ödenek kısıntıları var…

Yatırım ödeneklerini kısmak tasarruf değildir. Şimdi tasarruf gibi gözükür ama uzun vadede yatırımın ekonomiye getireceği olumlu yararları düşünürsen uzun vadede bugün o parayı kısıntıya tabi tutup harcamamak ileride o yatırım için daha fazla kaynak ayırmayı gerektirecek. Ve vergi mükelleflerini daha büyük bir sorumluluğa sokacak. Dolayısıyla yatırımlardan tasarruf yapmak, kısıntı yapmak tasarruf felsefesine aykırı. Bu da var.

Taşıt sözleşmesiyle ilgili maddeler…

“Taşıt sözleşmesinde daha önce ya da alım yapıldıysa, anlaşma yapıldıysa diyor süre bitiminde…” diyor. Hocam tasarruf genelgesine geçmeden önce bir sürü anlaşma yapılmış. Tasarruf genelgesi geliyor, siz yapacağınız sözleşmelerin altına imzayı atın. Yani personeli düşündüğünden değil ha! Onlara yapılmış kaynak tahsislerini garanti altına almak için. Burası çok kritik. Kendi çevrelerine tasarruf genelgesi öncesinde bağıtlanmış 3 yıllık sözleşmeler ancak sözleşme bitiminden sonra geçerli hale gelecek. Bunları yaptığın zaman, bütün tasarrufu kim üzerinden yapmış oluyorsun? Kamu hizmetini üretecek personel üzerinden yapıyorsun. Bu olacak şey değil. Yani hocam, beşerî sermayeden yapılan tasarruf aslında toplumun geleceğinden kayıp demektir. Çünkü kamu hizmeti nitelikli emek üzerinden yürür. Kamu hizmetinin niteliğini düşürecek o emekçinin ulaştırma maliyetlerini aşağıya indiriyorum adı altında konforunu bozacak bir şekilde, piyasa koşullarında iş yerine gelmesini sağlamanın kamu hizmeti üretmeyi sekteye uğratacağı inancındayım ben.

Tasarruf paketinde mesela yeni okulların yapımına da sınırlama geliyor.

Evet. Sonra personel alımını emeklilik koşuluna bağlıyor. Olur mu ya? Diploma hizmeti, nüfus artıyor, yeni hizmetler, yeni şeyler. Yani özetle, çok bir kere bu anlamda inandırıcı değil. Kapsam diyor, 5018 sayılı kanun ekli 1, 2, 3, 4 diye gidiyor. Sonra işte KİT’leri katıyor, onlara bağlı kuruluşlarını katıyor. 1 no’lu cetvelin içinde bakanlıklar var. Çalışma Bakanlığı var, şu var, bu var bir sürü bakanlıklar var. Artı Sayıştay var. Meclis var, Cumhurbaşkanlığı var filan. Şimdi akla ne geliyor? Cumhurbaşkanı’nı da kapsamış gibi geliyor değil mi? Ama yok. Bence yok. Dolayısıyla bu genelde onu resmi olarak bakın resmi olarak kapsıyor ama gayri resmî olarak kapsamıyor.

“NİYE MECLİS KAPSAMDA YOK, MUHALEFETİ İDARE EDERİZ DÜŞÜNCESİ Mİ VAR?”

Sayılmayan ne var?

Gerekçesi olmadan kapsamın içinde “TBMM başkanlığı genel sekreterliği hariç” diyor. Olmadı kardeşim. Bakın işte bu ilk kez oluyor. Neden meclis hariç? Ne özelliği var meclisin? Şunu mu düşünüyorsun? Muhalefeti de burada idare ederiz mi diyorsun? Bu daha da vahim bir nokta. Bu izah edilemeyecek bir nokta. Çünkü bütçe hakkının savunmasını yapacak olan meclis ama meclisi dışarıda bırakarak aslında bu genelgeye meşruiyet kazandırmaya çalışmışlar. Meclisin eleştirel süzgecinden kurtulmak istemişler.