Yaz ayları birçok kişi için dinlenme, tatil ve yenilenme zamanı olabilir. Ancak Türkiye’de binlerce üniversite öğrencisi için yaz tatili, artan ekonomik baskılar nedeniyle tam tersine yoğun bir çalışma dönemine dönüşüyor. Aile desteğinin yetersiz kaldığı, KYK burslarının yaşam giderlerini karşılamaktan uzak olduğu bir düzende gençler, tatil yapmak yerine geçim derdiyle mesai yapıyor. Yazın mevsimlik tarım işlerinden restoran garsonluğuna, otel hizmetlerinden fabrika işçiliğine kadar pek çok alanda çalışan öğrenciler, hem eğitim hem de kişisel hayatlarıyla işleri dengelemeye çalışıyor. Ancak bu denge, çoğu zaman öğrencilerin hayat kalitesini ciddi biçimde düşürüyor.
FİKİR Gazetesi olarak, yaz aylarında çalışmak zorunda bırakılan öğrencilerin hikayelerini dinledik.
“Her yaz çalışmak zorundayım”
18 yaşındaki Ege Üniversitesi Meslek Yüksekokulu öğrencisi Umut, çocuk yaşlardan bu yana her yaz farklı işlerde çalıştığını anlatıyor. Yaz tatili onun için bir dinlenme değil, hayatta kalma dönemi:
“Her yaz kendim için çalışmak zorundayım, yoksa ekonomik olarak ayakta kalamam,” diyor.
Umut’a göre yazın çalışmanın en zor yanı sadece fiziksel yorgunluk değil; aynı zamanda kişisel zamanın sürekli eksiliyor olması.
“Gün içerisinde bir şeyler yapmak, dışarı çıkmak, kendine zaman ayırmak istiyorsan genelde uykunun bir kısmını feda etmiş oluyorsun,” diyen Umut, kimi zaman işyerindeki mobbing ve ayrımcılıkların da bu süreci daha da zorlaştırdığını söylüyor. Eğer çalışmak zorunda kalmasaydı, Türkiye’yi şehir şehir gezip yeni insanlarla tanışmak istediğini dile getiriyor.
“Hayallerim erteleniyor, psikolojim yıpranıyor”
Beş yıldır aşçılık yapan 24 yaşındaki Ege Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi Hasan Şeneruz ise geçimini sağlamak için çalışma zorunluluğunun hayatındaki pek çok şeyi ertelemesine neden olduğunu söylüyor.
“Çalışma zorunluluğu, önceki ilişkilerimin bitişine, okul hayatımın uzamasına ve yapacağım her şeyi ertelememe neden oldu,” diyen Hasan, bu sürecin yalnızca eğitim değil, kişisel hayatı üzerinde de kalıcı etkiler bıraktığını ifade ediyor.
Gününün büyük bölümünü çalışarak geçiren Hasan, işe gidiş gelişleriyle birlikte neredeyse 15 saatin elinden alındığını belirtiyor. İlgi alanlarına ve sevdiklerine zaman ayıramamanın yarattığı eksiklik hissinin yanı sıra, yaptığı işin hem fiziksel hem de zihinsel olarak yıpratıcı olduğunu söylüyor: “Psikolojim gün geçtikçe eriyor.”
Çalışmanın kendisiyle değil, sistemle ilgili bir sorunu olduğunu vurgulayan Hasan,
“Türkiye’de en küçük işletmeden fabrikalara, en büyük plazalara kadar emekçinin emeğinin sömürüsü oldukça yaygın. İnsanın emeğinin sömürülmesi zoruna gidiyor,” diyerek mevcut düzene tepkisini dile getiriyor. Eğer çalışma zorunluluğu olmasaydı, şu an İtalya’da sanat tarihi yüksek lisansına başlamış olmayı istermiş.
“Çalışmak bir gereklilik haline geldi”
21 yaşındaki Katip Çelebi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği öğrencisi Sedanur da yaz tatilini ailesine destek olmak için çalışarak geçiriyor. Annesiyle yaşadığını ve onun sağlık sorunları nedeniyle gelir getiren tek bireyin kendisi olduğunu söylüyor:
“Annem babasından küçük bir maaş alıyor ancak bu gelir, temel ihtiyaçlarımızı karşılamakta yeterli olmuyor. Daha rahat bir yaşam sürdürebilmek adına çalışmak benim için bir tercih değil, bir gereklilik haline geliyor.”
Sedanur, aynı zamanda yaz aylarını kendi alanıyla ilgili işlerde çalışarak değerlendirmeye çalışıyor.
“Bu sayede hem maddi destek sağlamış oluyorum hem de CV’mi doldurarak mezuniyet sonrası iş bulma ihtimalimi artırmaya çalışıyorum,” diyerek uzun vadeli hedeflerinden de vazgeçmediğini belirtiyor.
Ancak haftada altı gün çalışmanın, dinlenme hakkını neredeyse ortadan kaldırdığını anlatıyor:
“Biriken yorgunluğu atmak çok zorlaşıyor. Özellikle bazı günler mesaiye de kalmam gerektiğinde, hem fiziksel hem de zihinsel olarak yeterince dinlenemiyorum.”
Zorunlu çalışmaya dair değerlendirmesi ise net: “Öğrencilerin bir şeye zorunda bırakılmalarını doğru bulmuyorum; çalışmak da bunlardan biri,” diyor.
Çalışma deneyiminin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun bir yük değil, bilinçli bir tercih olması gerektiğini vurguluyor: “Üniversite birinci sınıf öğrencilerinden bile dolu bir CV bekleniyor. Bu da çoğu zaman, öğrencilerin yeterli fırsat bulamadan iş hayatına atılmalarını zorlaştırıyor.”
Veriler ne diyor?
TÜİK’in 2023 yılı verilerine göre Türkiye’de 15-17 yaş arası çalışan çocuk oranı %18’e ulaştı. Üniversite düzeyinde ise yapılan saha araştırmaları, her 10 öğrenciden en az 6’sının yaz aylarında çalışmak zorunda kaldığını gösteriyor. Öğrencilerin büyük çoğunluğu bu dönemde kafe, restoran, turizm ve hizmet sektörlerinde asgari ücretle çalışıyor. KYK burs ve kredileri ise öğrencilerin sadece %25-30’unun temel yaşam giderlerini karşılayabiliyor.
Bir tatil lüksü: Dinlenme ve hayal kurmak
Görüştüğümüz öğrencilerin ortak noktası, çalışmanın artık bir “seçim” değil, “zorunluluk” haline gelmiş olması. Dinlenme, seyahat etme ya da kendini geliştirme gibi kavramlar ise çoğu zaman ertelenmiş hayaller olarak kalıyor. Hem fiziksel hem psikolojik açıdan yıpranan öğrenciler, sistemin yükünü en erken yaşta omuzlayanlar arasında yer alıyor.
Umut’un dediği gibi:
“Çalışmak zorunda olmasam, şehir şehir gezip yeni insanlarla tanışmak isterdim.”
Ama bu yalnızca onun değil, Türkiye’de yüz binlerce gencin ertelenmiş hayali.
