₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Antik Yunan’dan Hollywood’a şeytanlaştırılan özgür kadın

Epik bir dijital platform filmi düşünün. Ana karakteri elinde çift başlı baltasıyla ve meşhur savaş çığlıklarıyla at üzerinde düşmana korku salıyor. Erkek dünyasında, kendi gibi kadınlardan oluşan bir orduya komuta ediyor. Dramatik etki yüksek olsun diye kocasını öldüren ve kendisine tecavüz eden savaş lordundan öcünü almalı ki finalde yaşadığımız katharsis de yüksek olsun. Kadınlar olmak istedikleri “güçlü ve ölümcül kadını”, erkekler bol savaş ve özgür sex sahnelerini bulabilsinler ki platformun en çok izlenenler sekmesinde yerini alsın. Sunum toplantısında herkes mutlu gibi ancak bir sorun var; karakterimizin akıbeti… neticede o hala ölümcül bir kadın; ya hak ettiği gibi finalde kendi sonunu da hazırlayacak ya da bir arzu nesnesi olarak izleyicinin belleğindeki yerini alacak. İçinde bir yerlerde dizginleyemediği karanlık yanı bir devrim yaratmasına engel olacak ya da devrime gölge düşürecek. Çünkü cinsiyet özgürlüğüne dair tüm güzellemelerin yanında hala ölümcül ve maddi hayatın yeniden üretimi için en büyük tehdit. Çözüm aramaya da gerek yok zira üç bin yıl önce bulunmuş bir çözüm hala güncel. Kahraman “şeytanlaştırılmalı” 

İlk olarak Homer’in İlyada’sında bahsi geçen bu erkek katilleri, zamanla Antik Yunan’ın en popüler figürlerinden biri oldular. Amazonomacy adı verilen vazo sanatı böyle türedi.

 

Bu popülarite hakim sınıfları rahatsız etmiş olacak ki, önceleri desenli keçeden pantolon giyen savaşçı kadınlar olarak resmedilen bu figürler, resimlerde ve Heredot, Strabon gibi tarihçilerin metinlerinde kendi erkek çocuklarını bile öldüren şeytani karakterler olarak çizildiler.

Achilleus’un ellerinde can veren Penthesilea, Herakles’in öldürdüğü Hippolite, düşmanı Theseus’a çaresizce aşık olan Antiope, Iason’a kanıp sonunda kendi çocuklarını öldüren Medea, aynı kaderi paylaştılar.

Aslında ortak üretip, ürettiğini bölüşen, toprağa bağlı olmayan doğunun ve bozkırın bu özgür kadınları, tarihin farklı dönemlerinde farklı biçimlerde her ortaya çıktıklarında ya gladyatör dövüşlerinde yok edildiler ya da engizisyon mahkemelerinde cadı olarak yakıldılar. Son olarak büyük buhran ve ikinci dünya savaşı sonrasında baltalarından arındırılmış ama başka büyük bir silahla, üretimden gelen güç ve ekonomik özgürlükle donanmış modern özgür kadın olarak görüldüler. Acilen şeytanlaştırılmalıydı. En azından karar alma mekanizmasından uzak tutulmalıydı ve böylelikle Femme Fatale ortaya çıktı. 

Billy Wilder’ın Double Indemnity adlı filminde ahlaki olarak sorunlu ve zayıf iradeli bir sigortacı olan Neff, doğası gereği kötü olan kadın Phyllis tarafından baştan çıkarılır. Kendine kestirmeden zengin olmanın yolunu bulan Phyllis, amaçları için Neff’i kullanır. Her iki karakter de ahlaksızlıklarının bedelini ağır öderler. Hırslı ve acımasız müdür, sistem içinde kaldığı ve zaten onaylanmış bir karakter olduğu için zarar görmez. Bir kumarbazın hikayesinin anlatıldığı Strange Love of Martha Ivers filminde teyzesini öldüren Martha ile babasının ilişkileriyle savcı olmuş olan O’neil filmin sonunda ölürler. Kumarbaz Sam ise başka bir suçlu kadınla kasabadan uzaklaşır. Kumar kötüdür ancak sistemi tehlikeye atacak kadar değil. Neticede borsa da bir çeşit kumardır. Erotik baştan çıkarma sahneleriyle izleyiciyi bağlayan Body Heat filminin ölümcül kadını Metty, Nedd’in hayatını alt üst ederek çeker gider. Femme Fatale filminin erkek kahramanı ahlaki açıdan zayıf bir paparazzi olan Nicolas Bardo, hırsı ve zaten ahlaki açıdan sorunlu mesleği yüzünden Laura Ash (Lily) karakterinin tuzağına nasıl çekildiğini fark ettiğinde iş işten geçmiştir. Tüm bu filmlerin ve benzerlerinin ortak özelliği, ölümcül bir zekaya sahip olan, aslında kendine biçilen rolü reddetmiş kadınlar tarafından tuzağa çekilmiş erkek kahramanların öyküleri olmalarıdır. Tıpkı Antik Yunan kahramanlarının Amazon kadınlarıyla olan ilişkileri gibi…

İnsan davranışları en temelde iki önemli eylem üzerine şekillenmiştir. İlki, yaşamak için gerekli olan maddi hayatın üretilmesi, ikincisi türün devamını sağlayan yeni insanların üretimi yani üremedir. İlki üretim ilişkilerini zorunlu kılar. Ortak üretip, üretilen metaın ortak bölüşüldüğü toplumlardan sınıflı toplumlara doğru yaklaştıkça metaın bölüşümü konusu karmaşıklaşmaya başlar. Burada temel problem üretim araçlarının mülkiyetidir. Üretim araçları mülkiyetinin bir sınıfın elinde bulunduğu sınıflı toplumlarda üretim ilişkilerinin devamı sadece maddi hayatın yeniden üretilmesiyle sağlanamaz. Üretimden payını alamayan üreticilerin sisteme gönüllü katılımları gerekir ki bu, Althuser’in ideolojik aygıt dediği kavramı ortaya çıkarır. Din, medya, sanat vb soyut üretimler hakim sınıfın ideolojik argümanlarıyla üretilmişlerse sistemin yeniden üretilmesini sağlayan metaa dönüşürler. Az önce söylediğimiz eylemlerden biri olan türün üremesini sağlayan iki cinsiyet, böylesi bir üretim ilişkileri içinde yeniden konumlanır ve toplumsal bir rol üstlenir. Toplumsan cinsiyet, böyle ortaya çıkmıştır. Cinslerden her hangi birinin üretim ilişkileri için tehdit oluşturduğu zamanlarda ise ideolojik mekanizma devreye girer. Çoban krallardan ticaret kolonileri kuran tüccarlara dönüşürken yunan egemenleri, karşılaştıkları özgür savaşçı kadınları, Amazon dendiğinde gözümüzde canlanan fetiş nesnelere dönüştürmüşlerdir. Aynı gerekçeyle, hakim üretim ilişkilerine kültürel meta üreten Hollywood (kutsal orman) sinemasının, ikinci dünya savaşı sonrası toplumsal üretime katılıp erkeğin işini ve iktidarını elinden almaya başlayan kadını Femme Fatale olarak resmetmesi gibi. Özete Femme Fatale, baltalarından arındırılmış özgür kadındır. Dijital platformların cinsiyet özgürlüğü sosuna bulandırılmış güçlü kadın başlıklı içerikleri de cinsiyet rollerinin sistem içinde yeniden konumlanışından başka bir şey değil. Ya Wonder Women ya da kendi sonunu hazırlayan zehirli sarmaşık endüstriyel sinemanın özgür kadın temsili bundan ibaret.