₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Adnan Çobanoğlu: Şirket kontrolü yaygınlaşırsa, Afrika’daki açlık Türkiye’de de yaşanabilir

Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, Türkiye tarımının şirketlerin denetimine bırakılması halinde gıda güvencesinin tamamen ortadan kalkacağı uyarısını yapıyor. İklim krizinin vurduğu rekolte kayıpları, ithalat politikalarıyla tasfiye edilen küçük üreticiler ve derinleşen gelir adaletsizliği birleşince, sofralarda Afrika’daki açlığa benzer tabloların yaşanabileceğini söylüyor.

İklim krizinden ithalat politikalarına: Tarımda derinleşen çıkmaz

Türkiye’de yaz sezonunun ardından tarım gündemi yeniden tartışma konusu. Hasat dönemi fındık, üzüm, domates ve patates gibi temel ürünlerde rekolte kaybı ve düşük fiyatlarla açılırken, çiftçilerin tepkisi giderek artıyor. Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, FİKİR Gazetesi’ne verdiği röportajda hem üreticilerin yaşadığı sorunları anlattı hem de tarımın geleceğine dair sert uyarılarda bulundu.

“Üretici maliyetinin altında satmaya mahkûm ediliyor. Küçük çiftçi üretimden çekiliyor, tarım şirketlerin kontrolüne devrediliyor. Bu yalnızca çiftçinin değil, toplumun tamamının gıda güvenliği sorunu,” diyor Çobanoğlu.

Rekolte kayıpları: İklim krizinin tarımdaki yüzü

2025 hasat sezonu, iklim krizinin etkilerinin en görünür olduğu yıllardan biri oldu. Çobanoğlu, özellikle üzüm ve fındıkta yaşanan rekolte kaybını örnek veriyor:

“Geçen yıla göre değil, önceki yıllara kıyasla da yüzde 50’ye varan rekolte kayıpları yaşandı. Don ve ayaz üreticiyi vurdu. Girdi maliyetleri neredeyse ikiye katlandı ama fiyatlar yerinde sayıyor.”

Bu tablo, aslında küresel ölçekte tarıma yansıyan iklim değişikliği senaryolarıyla örtüşüyor. Türkiye’de TÜİK verilerine göre son beş yılda sıcaklık ortalamaları yükselirken, ekstrem hava olaylarının sıklığı da arttı. Rekolte düşüşü, yalnızca üreticinin gelirini değil, sofralardaki ürün çeşitliliğini de tehdit ediyor.

Fiyat uçurumu: Tarladan markete çelişkili tablo

Çobanoğlu’nun altını çizdiği bir diğer mesele, tarladan sofraya uzanan zincirde üretici ile tüketici arasındaki uçurum. Patates örneğini şöyle aktarıyor:

“Çiftçi patatesi tarlada 2–3 liraya satıyor, ama markette fiyat 15–20 liraya çıkıyor. Üretici ürününü halka dağıttığında cezalandırılıyor, depoda çürüten ise ceza almıyor. Bu, çiftçinin emeğini cezalandıran, tüketiciyi pahalıya mahkûm eden bir sistem.”

Bu durum, gıda enflasyonunun sadece üretim maliyetleriyle açıklanamayacağını, dağıtım zincirinde ve piyasa kontrolünde ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.

Küçük üretici tasfiye ediliyor

Özellikle üzüm üreticileri, piyasadan dışlanma riskiyle karşı karşıya. Küçük şarap üreticilerinden bloke para yatırmaları istenmesi, çoğunun üretim dışına düşmesine neden olmuş. Çobanoğlu bu süreci şöyle yorumluyor:

“Küçük üreticiler ayakta kalamıyor. Piyasa büyük şarap fabrikalarının kontrolüne geçti. Üstüne bir de Azerbaycan’dan vergisiz üzüm ve üzüm suyu ithalatı yapıldı. İç piyasadaki üretici daha da sıkıştı.”

Küçük üreticinin elenmesi, yalnızca ekonomik değil kültürel bir kayıp anlamına geliyor. Anadolu’nun geleneksel bağcılığı, şarapçılığı ve tarımsal çeşitliliği bu süreçte tehdit altında.

Şirketleşme politikaları: Tarımın yeni rotası

Çobanoğlu’na göre Türkiye tarımı, devlet eliyle hızla şirketleşmeye doğru yönlendiriliyor. Tarım Bakanlığı’nın “iki yıl üst üste ekilmeyen tarlalara el koyup kiraya verme” yönetmeliğini örnek veriyor:

“Bu düzenleme, şirketlerin sözleşmeli üretim yapmasını ve piyasanın tamamen onların kontrolüne geçmesini sağlıyor. Hazine arazileri de şirketlere bedava devrediliyor. Çiftçi kendi toprağında işçi haline geliyor.”

İzmir çevresinde kurulan tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri de bu politikanın somut göstergeleri. Seracılık teşvik edilse de, asıl amaç üretimi küçük çiftçiden alıp büyük şirketlere devretmek.

Köylü Hakları Deklarasyonu: Görmezden gelinen uluslararası hukuk

2018’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Köylü Hakları Deklarasyonu, dünya çapında küçük çiftçilerin haklarını güvence altına alan önemli bir belge. Çobanoğlu, Türkiye’nin bu deklarasyona çekimser oy verdiğini hatırlatıyor:

“Deklarasyonda üreticinin kendi tohumuna, sağlıklı toprağa, suya, havaya erişim hakkı açıkça belirtiliyor. Ama Türkiye’de uygulanan politikalar bunun tam tersi. Biz yıllardır iç hukuk düzenlemesi talep ediyoruz ama meclise hiç getirilmedi.”

Bu bağlamda Türkiye’nin tarım politikaları, yalnızca ulusal hukuk değil, uluslararası yükümlülükler açısından da tartışmalı bir zemin yaratıyor.

Tüketici için tablo: Gıda güvencesi tehlikede

Çobanoğlu, tarımın şirketlerin kontrolüne geçmesinin yalnızca üretici için değil, tüketici için de büyük bir risk olduğunu söylüyor:

“Sorun fiyatların yüksekliği değil sadece. Emeklinin, işçinin, memurun maaşları aynı oranda artmıyor. Gelirler düştükçe gıdaya erişim zayıflıyor. Şirket kontrolündeki sistem yaygınlaşırsa, Afrika’daki açlığa benzer tablolar Türkiye’de de yaşanabilir.”

Bu uyarı, aslında tarım politikalarının gıda güvenliği ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Çiftçi üretimden çekilirse, tüketici de sofrada açlıkla karşı karşıya kalabilir.

Tarım bir demokrasi meselesi

Adnan Çobanoğlu’nun değerlendirmeleri, tarım politikalarının salt ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. Küçük üreticinin tasfiyesi, gıda hakkının şirketlere devri ve iklim krizine karşı korumasız bırakılan çiftçiler, Türkiye’nin geleceğinde ciddi bir toplumsal kırılma riski yaratıyor.

“Gıda krizi sadece çiftçilerin sorunu değil, toplumun tamamının meselesi. Demokratik katılım, köylü haklarının tanınması ve şirketleşmeye karşı direnç gösterilmezse, bu kriz büyüyerek devam edecek,” diyor Çobanoğlu.

Çiftçiye ceza mı, destek mi: Ticaret Bakanlığı’nın “bedava dağıtım” soruşturması tartışma yarattı