₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Tatil sonrası okul uyumu: İçsel çatışma mı, doğal bir süreç mi?

Okulların açılması, yalnızca takvimsel bir başlangıç değil, milyonlarca çocuk ve aile için duygusal ve sosyal açıdan kritik bir döneme işaret ediyor. Yaz tatilinin bitmesiyle birlikte çocukların yeniden ders temposuna, sabah erken kalkışlara, sınav kaygısına ve arkadaş ilişkilerine uyum sağlaması gerekiyor. Bu geçiş, her yıl tekrar eden doğal bir süreç gibi görülse de aslında çocukların içsel dünyasında derin izler bırakabiliyor. İleri Psikoloji’den Uzman Psikolog Yağmur Doyuran, bu sürecin yüzeyde göründüğü kadar basit olmadığını hatırlatarak şunları söylüyor:

“Çocukların tatil sonrası okulda yaşadığı huzursuzluğu yalnızca bir uyum sorunu olarak değerlendirmek, yaşanan süreci dar bir çerçeveden görmek olur. Aslında bu durum, çocuğun içsel bir çatışma yaşadığının da göstergesidir.”

Çocuğun içsel çatışması: Tatil özgürlüğünden okul disiplinine

Doyuran’a göre tatil, çocuklar için serbest oyun, aileyle geçirilen kaliteli zaman ve kuralsızlık anlamına geliyor. Okul ise tam tersi, disiplin, sorumluluk ve performans beklentileriyle ilişkilendiriliyor. Bu iki alan arasında geçiş yapan çocuk, hem özgürlükleri geride bırakmanın hüznünü hem de okul rollerinin ağırlığını aynı anda yaşıyor.

“Çocuğun bu ikili durumla baş etmesi, içsel bir gerilim yaratır” diyen Doyuran, ebeveynlere şu uyarıda bulunuyor: “Çocuğun yaşadığı zorluğu ‘abartı’ olarak görmek yerine, gelişimsel açıdan doğal bir geçiş tepkisi olduğunu kabul etmek gerekir. Empatik yaklaşım, çocuğun duygularını isimlendirmesine yardımcı olmak ve okul–tatil arasında köprü kurabilecek küçük rutinler oluşturmak süreci kolaylaştırır. Özellikle güven veren bir yaklaşım, bu geçişin sağlıklı deneyimlenmesine katkı sağlar.”

Ekran meselesi: Yasak değil, düzenleme

Tatilin en belirgin yan etkilerinden biri ekran kullanımında artış. Çocuklar yaz boyunca oyun konsolları, tabletler ve telefonlarla daha fazla vakit geçiriyor. Bu durum, okul dönemine geçişte dikkat, uyku ve motivasyon üzerinde doğrudan olumsuz etkiler yaratabiliyor. Ancak Doyuran, ailelerin bu sürece yaklaşımında ani yasaklardan kaçınması gerektiğini vurguluyor:

“Ekran kullanımı sınırlandırmayı bir yasaklama ya da ani kesinti üzerinden değil, sağlıklı bir düzenleme ve dönüşüm süreci olarak görmek gerekir. Okul açılmadan en az bir ay önce ekran süresi ve günlük rutinlerin kademeli olarak düzenlenmeye başlanması çok önemlidir. Çünkü ani değişiklikler çocukta direnç ve huzursuzluk yaratabilir. Amaç çocuğu teknolojiden koparmak değil, teknolojiyi hayatın küçük bir parçası haline getirmektir.”

Bu noktada, ekran yerine alternatif etkinlikler sunmak kritik. Aile oyunları, spor faaliyetleri, kitap okuma saatleri ya da sanatsal uğraşlar, çocuğun dikkatini dağıtan değil, toplumsal bağlarını ve bilişsel becerilerini güçlendiren seçenekler olarak öne çıkıyor.

Ceza kültürünün ötesinde: Doğal sonuç ve pekiştireç

Çocukların okula dönüşünde en çok gündeme gelen konulardan biri, ders çalışmaya isteksizlik. Ailelerin sıklıkla başvurduğu yöntem ise cezalandırma oluyor. “Ödevini yapmazsan dışarı çıkamazsın” gibi uygulamalar kısa vadeli sonuç verse de Doyuran’a göre uzun vadede sorunlu.

“Ceza, çocuğun öğrenme sürecini içselleştirmesinden çok dışsal baskıya tepki vermesine yol açar. Bu durumda çocuk, ders çalışmayı öğrenmek için değil, ceza almamak için yapılması gereken bir şey gibi algılar. Bu da motivasyonu düşürür, öfke ve özgüven kaybı yaratır.”

Alternatif yöntemleri anlatan Doyuran, doğal sonuçların ve olumlu pekiştireçlerin daha işlevsel olduğunu vurguluyor: “Çocuk ödevini yapmadığında, ertesi gün sınıfta kendini eksik hissedebilir ya da öğretmeninden uyarı alabilir. Bu, davranışının doğal sonucudur. Ödevini tamamladığında ‘Birlikte oyun oynayabiliriz’ demek ise hem sorumluluğu hatırlatır hem de ebeveyn–çocuk ilişkisinde olumlu bir bağ kurar.”

Sağlıklı uyum için uzun vadeli koşullar

Psikologlar için okul uyumu yalnızca kısa vadeli bir oryantasyon meselesi değil, çocuğun uzun vadeli gelişiminde kritik bir alan. Doyuran, bu noktada beş başlık öne çıkarıyor:

  1. Rutinlerin güçlendirilmesi: Düzenli uyku, beslenme ve ekran kullanımı, güven duygusunu pekiştirir.
  2. Duygusal ihtiyaçların görülmesi: Kaygı, rekabet ve başarısızlık korkusu küçümsenmeden ele alınmalıdır.
  3. İçsel motivasyonun desteklenmesi: Notlara değil, merak ve keşfetme arzusuna odaklanmak gerekir.
  4. Sosyal ilişkilerin teşvik edilmesi: Paylaşma, işbirliği ve çatışma çözme becerileri uyumu kolaylaştırır.
  5. Ebeveyn–okul işbirliği: Öğretmenlerle açık iletişim, çocuğun ihtiyaçlarının erken fark edilmesini sağlar.

Bu başlıklar, yalnızca akademik başarı değil, çocuğun duygusal esnekliği ve sosyal bağlarının güçlenmesi açısından da belirleyici.

Duyguların görünür kılınması

Doyuran, ebeveynlere son olarak çocuğun duygularını görünür kılmaları çağrısında bulunuyor: “Çocuk yalnızca başarılı olduğunda değil, zorlandığında veya hata yaptığında da değerli olduğunu hissetmelidir. Bu güven duygusu, zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırır.”

Öfke, kaygı ya da üzüntü yaşayan çocuklara “Abartıyorsun” demek yerine, “Zorlandığını görüyorum” gibi yansıtıcı ifadeler kullanmanın önemine dikkat çekiyor. Ayrıca aile–çocuk ilişkisinde birlikte kaliteli zamanın altını çiziyor: “Oyun, sohbet veya günlük rutinleri paylaşmak, çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar. Bu da duygusal uyumun en güçlü zeminidir.”

DOSYA | Okullar açılıyor: Peki çocuklar hazır mı?

Öğretmen gözüyle tatilden sınıfa: Oyun, rutin ve güvenli alanın önemi

Özel gereksinimli çocuklar için okula dönüş: Küçük destekler, büyük farklar