₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmek: Üniversite ne işe yarar?

Bilgi çağında üniversitelerin gerçek işlevi, öğrencileri eleştirel düşünme, empati ve doğrudan diyalog becerileriyle donatmak.

The Atlantic’te 19 Eylül 2025’te yayımlanan makalesinde Dartmouth Üniversitesi Rektörü ve bilişsel bilimci Sian Leah Beilock, yükseköğretimin günümüzdeki krizini değerlendirerek üniversitelerin asıl misyonunun “bilgi aktarmak” değil, “nasıl düşüneceğini öğretmek” olduğunu vurguluyor. Beilock’a göre bilgi bolluğu çağında sorun, verilere erişim değil; bu veriler karşısında iletişim, eleştirel düşünme ve etik muhakeme yetilerinin körelmesi.

Bilgi bolluğu, diyalog kıtlığı

Beilock, araştırmaların sürekli bildirimler ve bilgi akışının bilişsel yükü artırdığını ve karar alma becerilerini zayıflattığını hatırlatıyor. Buna pandemiyle kesintiye uğrayan yüz yüze etkileşim, sosyal medyanın kutuplaştırıcı yapısı ve şimdi de yapay zekânın insanî teması zedeleme riski eklendiğinde, gençlerin kritik bir sosyal gelişim evresinde iletişim becerilerini kaybettiklerini söylüyor.

Dartmouth’taki uygulamalardan örnek veren Beilock, farklı disiplinlerden akademisyenlerin ortak dersler yürütmesinin, 7 Ekim saldırıları ve Gazze savaşı gibi ağır konular üzerine bile yapıcı tartışmalar yürütmeye imkân tanıdığını belirtiyor. Ona göre bu tür karşılaşmalar, çevrimiçi ortamların öfke ve yabancılaştırmayı teşvik eden tasarımlarında mümkün olmuyor.

Yapay zekâya karşı insan kalabilmek

Beilock, yapay zekâ konusunda iyimser olduğunu, Dartmouth’un 1960’larda BASIC programlama diliyle bilgisayarı demokratikleştirdiğini hatırlatarak açıklıyor. Bugün de öğrencilerin yapay zekâ ile yazı yazmayı denemelerini teşvik ettiklerini, öğretim üyelerinin ise bu teknolojiyi fikir çevirmeni veya yaratıcı tetikleyici olarak kullandığını belirtiyor. Ancak uyarısı net: “Geleceğimizi makineler değil, onları nasıl kullandığımızın bilgeliği belirleyecek.”

Üniversitenin insani görevi

Her yeni öğrenci grubunun Dartmouth’a başlamadan önce telefonlardan ve yetişkin denetiminden uzak doğa kamplarına gönderildiğini anlatan Beilock, bu geleneğin gençlere birbirlerini tanımayı, konuşmayı ve bağ kurmayı öğrettiğini söylüyor. Onun için üniversite, yalnızca bilgi üretim merkezi değil, empati, eleştirel düşünme, etik yargı ve topluluk içinde liderlik gibi “insan kalabilme becerilerinin” prova edildiği bir ortam.

Beilock’un ifadesiyle: “Üniversitelerin görevi, genç kuşakların birbirleriyle iletişim kurabilme becerilerini geliştirmektir. Eğer öğrenciler bunu burada öğrenemezse, belki hiçbir zaman öğrenemeyecekler.”

#Yükseköğretim #Üniversite #EleştirelDüşünme #YapayZeka #Diyalog #Gençlik

Fransa’da gizli devrim: Metropol protestoları etkisiz, taşra belirleyici

Sally Rooney kuşağının vicdanı mı?

Khalil Cibran’dan Aziz Nesin’e çocukluk ve kimlik: Ben kimim ki?

Misafirlikten yurttaşlığa: Göçmenlerin kalıcılık ve eşitlik arayışı