Birkaç gün önce TBMM’de Engelli Sorunlarını Araştırma Komisyonu toplantısını izledim.
Manzara tam bir ironi…
Sanki yasayı sakat bireyler yazmış, milletvekilleri de “Engelliliği komple kaldıralım” diye önerge verecek.
Komisyon değil; tiyatro.
Gündem değil; fantezi.
Gerçekler değil; makyaj.
Çünkü bu ülkede sakatlık ve engellilik bile karıştırılıyor.
O yüzden önce şu iki kelimenin içini dolduralım:
Sakatlık tıbbi bir durumdur. Makine kolunu koparır, tezgâh parmağını ezer, düşersin—bedensel bir hasar olur.
Engellilik ise politik ve toplumsal bir sorundur. Seni hayattan dışlayan, eğitimden koparan, rehabilitasyonsuz bırakan, işe almayan, destek vermeyen devlettir, belediyedir, kurumdur.
Kısacası; sakatlığı kazalar yaratır, engelliliği devlet üretir.
Ve tam da bu nedenle, bugün Türkiye’de engellilik fabrikası gibi çalışan bir proje var:
MESEM.
Kâğıt üstünde “çocuklara meslek öğretiyoruz.”
Gerçekte “çocuk emeğini tezgâha bağlıyoruz.”
14 yaşındaki kız çocuğunun ağır makinelerin arasında ne işi var?
15 yaşındaki erkek çocuğu neden sanayi çarkının altında eziliyor?
16 yaşındaki genç neden elektrik akımına kapılıyor?
Neden?
Çünkü “istihdam” diye pazarlanan şey aslında ucuz iş gücü açığı… Ve o açığı en ucuz kiminle doldururlar?
Tabii ki çocukla.
Makine sakatlar.
Ama onu engelli hâline getiren, rehabilitasyon vermeyen, eğitim telafisi sunmayan, sosyal güvencesiz bırakan ve hayatını geri vermeyen devlettir.
Dahası var.
Bu ülkede engelli STK’larının bir kısmı bile bu tabloya karşı tek kelime etmiyor.
Çocuklar sakatlanıyor, ölüyor…
Ama ortalık süt liman.
Sanki sakatlık gökten bir yıldırım gibi düşüyor da sorumlusu yok.
İşte tam burada Sakallı Celal çıkıp aramızda dolaşıverse şöyle derdi:
“Bu kadar cahillik ancak tahsil ile olur.”
Ne güzel de yakışır değil mi?
Hem çocuk işçiliğini “eğitim” diye satanlara, hem buna sessiz kalanlara, hem de Meclis’te engellilik sorununu “kağıt üzerinde çözenlere”
Gelelim başka bir acı gerçeğe.
Okullarda bir öğün ücretsiz yemek vermemek, aslında bir politika değil midir?
Aç giden çocuk yorgun olur, dikkati düşer, refleksi zayıf olur.
Ağır işte çalışan çocuk çok daha çabuk kaza geçirir.
Bu basit biyoloji.
Bu nedenle, bir öğün sıcak yemek bile sakatlık riskini azaltırdı.
Ama bu ülkede çocuklara yemek vermek “maliyet”, çocukları fabrikaya göndermek “yatırım”.
İşte tam da bu yüzden diyorum: MESEM bir eğitim modeli değil; engellilik üreten politik bir tercihtir.
Bir çocuğun kolu koptuğunda olan biten sadece tıbbi değildir, toplumsaldır.
Bir çocuğun parmağı makineye sıkıştığında mesele yalnızca iş kazası değildir, siyasidir.
Bir çocuğun geleceği sanayi tezgâhına bağlandığında mesele yalnızca istihdam değildir, tercihtir.
Yanlış tercihtir.
Ve bu tercihe susan herkes, engelliliğin ortağıdır.
Çok kısa bir öneri ve çözüm:
Çocuk işçiliğiyle makyajlanmış tüm MESEM yapısı acilen durdurulmalı; çocukların eğitimi okula, güvenliği devlete, sıcak yemeği ise hak olarak geri verilmeli.
Gerisi zaten kendiliğinden çözülür.
Etiketler:
çocuk işçiliği, MESEM, mesleki eğitim, engellilik politikaları, sakatlık ve engellilik, iş kazaları, çocuk emeği, sosyal devlet, eğitim hakkı, bir öğün ücretsiz yemek, TBMM engelli komisyonu
