₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Engellilik siyaseti: İktidarın inkârı, muhalefetin ritüeli ve bekleyen dernekler

Bu yazı bir tespit değil, açık bir politik çağrıdır:

Türkiye’de engellilik meselesi artık ne araştırma komisyonlarıyla ne de farkındalık günleriyle geçiştirilebilecek bir alan değildir; bu mesele, iktidarın da muhalefetin de samimiyet sınavıdır.

Türkiye’de engellilik meselesi uzun süredir bir hak ve eşit yurttaşlık sorunu olmaktan çıkarıldı. Bugün engellilik, daha çok araştırılan, konuşulan ama bir türlü çözümlenmeyen bir alan olarak karşımızda duruyor. Bunun en açık göstergesi ise yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan bir siyasal yapının hâlâ “Engellilerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu” kurma ihtiyacı duymasıdır.

Bu tablo bir iyi niyet göstergesi değildir; siyasal sorumluluğun kurumsal biçimde ertelenmesidir. Çünkü engellilerin sorunları bilinmediği için değil, bilindiği hâlde çözülmediği için bu noktadayız. Yasama yetkisi de, yürütme gücü de, bütçe de uzun süredir aynı siyasi iktidarın elindeyken hâlâ “sorunları araştırmak”, çözüm üretmenin değil, sorumluluktan kaçmanın adıdır.

Engellilik alanındaki temel sorunlar artık tartışmalı değildir. Engelli işsizliği kronikleşmiş durumdadır. Bağımsız yaşam hakkı fiilen yoktur. Eğitim ve sağlık sistemleri ayrımcıdır. Nöroçeşitlilik kamusal bir gerçeklik olarak tanınmamaktadır. Sosyal yardımlar ise hakların yerine geçirilmiş durumdadır. Bu tablo karşısında sorulması gereken soru, “Engellilerin sorunları nelerdir?” değildir. Asıl soru şudur: İktidar, engellilere neden haklarını vermemektedir?

Daha açık söylemek gerekirse, devlet engellilerden ne istemektedir? Sessizlik mi, minnet mi, yoksa sadaka düzenine rıza mı? Bugüne kadar kurulan araştırma komisyonlarının ortak özelliği, bu soruları sormamak üzere kurgulanmış olmalarıdır. Komisyonlar çözüm üretmez; mevcut düzeni meşrulaştırır.

Türkiye’de engellilik politikası hak temelli değildir. Yurttaşlık temelli hiç değildir. Yardım temelli bir rejim üzerine kuruludur. Bu rejimde hak talep eden değil, “destek alan” makbuldür. Bağımsız birey değil, “bakıma muhtaç” figür yüceltilir. Eşitlik üretilmez; şükür üretilir. Araştırma komisyonları da bu yapıyı sorgulamak yerine normalleştirir.

Bu tabloyu yalnızca merkezi iktidarla açıklamak da eksik olur. Yerel yönetimler cephesinde, özellikle CHP’li belediyelerde benzer bir döngüyle karşı karşıyayız. İzmir özelinde gözlemlenen uygulamaların, İstanbul, Ankara, Eskişehir ve diğer CHP’li belediyelerde de büyük ölçüde tekrarlandığını görmek mümkün. Bu nedenle mesele tek bir kente değil, CHP’nin engellilik alanındaki yerel yönetim pratiğine ilişkindir.

İzmir, CHP’nin uzun yıllardır yönettiği; bütçesi ve kurumsal kapasitesi yüksek bir kenttir. Buna rağmen engellilik alanında ortaya çıkan uygulamalar, model üretmekten çok ritüel tekrarına dayanmaktadır. Her yıl 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde yoğunlaşan söylem ve görünürlük, yılın geri kalanında derin bir politik sessizliğe dönüşmektedir.

Bu sessizliği yalnızca belediyelerle açıklamak da yetmez. Bazı engelli derneklerinin konumuna da bakmak gerekir. Çünkü kimi dernekler için 3 Aralık, Ramazan ayını bekleyen ilahiyatçılar gibi beklenen bir “sezon” hâline gelmiştir. Yıl boyunca hak ihlallerine karşı sınırlı tepki verilir, politik talepler dile getirilmez, mücadele görünmez kılınır. 3 Aralık geldiğinde ise sahneye çıkılır, panelde konuşulur, fotoğraf verilir.

Ve haklar, bu sembolik görünürlüğün gölgesinde kalır.

Bu durum engelli mücadelesini süreklilikten koparır, hak talebini törene indirger ve siyasetin yükünü hafifletir. Sonuçta engellilik mücadelesi, yılın bir gününe sıkıştırılır.

2023–2025 arasında söylenenler ile yapılanlar arasındaki fark da bu tabloyu doğrulamaktadır. İstihdam denilmiştir; paneller yapılmış, çalıştaylar düzenlenmiştir ama bağlayıcı bir istihdam politikası ortaya konmamıştır. Nöroçeşitlilik adına farkındalık anlatıları üretilmiş, ancak bağımsız yaşam ve istihdam hakkı yine yok sayılmıştır. Erişilebilir kent söylemi dillendirilmiş, fakat standartlı ve denetlenebilir bir kent politikası geliştirilememiştir. Katılımcılık denilmiş, STK’lara etkinlik temsili verilmiş; fakat karar yetkisi verilmemiştir.

Ortaya çıkan tablo şudur: Sunum vardır, sistem yoktur. Anlatı vardır, hak yoktur. Proje vardır, politika yoktur. Temsil vardır, güç yoktur.

Merkezi iktidar, yerel yönetimler ve bazı STK’ların kesiştiği ortak noktada engellilik, hak üretmeyen bir sembolik politika alanına indirgenmiştir. Bu yaklaşım görünürlük üretir, rıza üretir; ancak eşit yurttaşlık üretmez.

Bu nedenle çağrımız nettir:
Engelliler komisyonlarla oyalanmayı, törenlerle avutulmayı reddediyor. Haklar ertelenemez, eşit yurttaşlık pazarlık konusu yapılamaz. Bu ülkenin siyaset kurumları artık engelliler için konuşmayı bırakıp, hakları teslim etmek zorundadır.

Kışın adı değişir, engelleri değişmez

Çocukları sakatlayan makine, engelliliği üreten zihniyet

Tanrıya karşı gelen bedenler, şeytan kılan sistemler

Etiketler: engellilik siyaseti, engelli hakları, erişilebilir kent politikası, bağımsız yaşam hakkı, engelli istihdamı, nöroçeşitlilik, yerel yönetimler ve engellilik, sosyal yardım rejimi, eşit yurttaşlık