Bakım emeği, neoliberal kentleşmenin en sistematik biçimde görünmez kıldığı üretim alanıdır. Kreşten yaşlı bakımına, ev içi emekten kamusal hizmetlere uzanan bu görünmezlik yalnızca kadınların değil, kent demokrasisinin maddi zeminini de aşındırmaktadır. Bugün bakım etrafında yaşanan kriz, geçici bir sosyal aksaklık değil; kapitalist üretim rejiminin ve neoliberal devletin kent ölçeğinde yarattığı yapısal bir çöküştür.
Kentleri ayakta tutan şey, yalnızca asfalt, beton ya da dijital altyapı ağları değildir. Kent; her sabah çocuklarını okula hazırlayanların zamanı, yaşlı bir ebeveyne bakanların bedeni, engelli bir bireyin gündelik hayata tutunmasını sağlayan ilişkiler ağı sayesinde var olur. Buna rağmen bakım emeği, modern ekonomi politiğin sistematik biçimde dışladığı bir üretim biçimi olarak kalmıştır. Ücretli emek piyasası, bu görünmez emeği ücretsiz bir kaynak gibi tüketirken; kent politikaları bakım ihtiyacını özel alana, aileye ve en çok da kadınlara havale etmiştir.
Bakım emeği, kapitalist üretim ilişkilerinin zorunlu fakat görünmez önkoşuludur (Federici, 2012; Fraser, 2016). Feminist iktisat ve toplumsal yeniden üretim literatürünün ortaya koyduğu üzere, emek gücünün her gün yeniden üretilmesi; beslenme, temizlik, çocuk, yaşlı ve engelli bakımının sürekliliğine bağlıdır. Bu faaliyetler piyasada ücretlendirilmediği ölçüde “ekonomik olmayan” işler olarak kodlanmış; böylece siyasal müdahalenin dışına itilmiştir. Oysa kapitalist ekonomi, tam da bu ücretsiz emeğe yaslanarak ayakta kalmaktadır.
Neoliberal dönemde bu görünmezlik daha da derinleşmiştir. Devletin sosyal politikalar alanından sistematik biçimde çekilmesi, bakım hizmetlerini ya piyasanın kâr mantığına ya da ailenin sınırlı kapasitesine bırakmıştır. Kreşler, yaşlı bakım merkezleri ve evde bakım hizmetleri kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış; satın alınabilir hizmetlere dönüştürülmüştür. Sonuç, sınıfsal olarak ayrışmış bir bakım rejimidir: Üst gelir grupları özel hizmetlere erişebilirken, alt sınıflar bakım yükünü kendi içinde taşımaya zorlanmaktadır.
Nancy Fraser’ın “bakım krizi” kavramsallaştırması tam da bu noktaya işaret eder: Kapitalizm, kendi devamı için hayati olan toplumsal yeniden üretim koşullarını tahrip etmektedir (Fraser, 2016). Kadınların işgücüne katılımı artarken, kamusal bakım altyapısı güçlendirilmemiş; böylece kadınlar hem ücretli emek piyasasında hem de ücretsiz bakım alanında çifte yük altında bırakılmıştır. Bu kriz yalnızca bireysel refahı değil, kentsel demokrasinin sürdürülebilirliğini de tehdit etmektedir.
Dünya genelindeki ücretsiz bakım işlerinin %76,2’sini kadınlar üstleniyor. Kadınlar erkeklere göre 3 kat daha fazla bakım ve ev işi yapıyor. Ücretsiz bakım emeği, bazı ülkelerde gayri safi yurt içi hasılanın %40’ını aşan bir değere sahip.
Bakım kamusal olarak örgütlenmediğinde, kent eşitsizlik üretme makinesine dönüşür.
Bu bağlamda Uluslararası Çalışma Örgütü’nün geliştirdiği 5R Çerçevesi, bakım emeğinin hak temelli biçimde yeniden ele alınması açısından kritik bir referans sunmaktadır (ILO, 2018). Tanıma, azaltma, yeniden dağıtma, ödüllendirme ve temsil ilkeleri; bakımın yalnızca kadınların omzundan alınmasını değil, kamusal bir sorumluluk olarak kurumsallaştırılmasını hedefler. Bu çerçeve, bakımın “yardım” değil, yurttaşlık hakkı olduğunu vurgular.
Türkiye verileri, bakım krizinin toplumsal boyutunu açık biçimde ortaya koymaktadır. TÜİK zaman kullanım araştırmalarına göre kadınlar, erkeklerden yaklaşık beş kat fazla ücretsiz bakım emeği harcamaktadır. Yaklaşık 11 milyon kadın, bakım sorumlulukları nedeniyle işgücü piyasasının dışında kalmaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik bağımsızlığı değil, siyasal katılımı da sınırlayan bir “zaman yoksulluğu” üretmektedir.
Türkiye’de bakım emeği, tarihsel olarak aile merkezli ve cinsiyetçi bir refah rejimi içinde örgütlenmiştir. Bu rejim, bakım sorumluluğunu kamusal bir yükümlülük olarak tanımlamak yerine, kadınların “doğal” rolü olarak kodlayarak görünmez kılmıştır (Buğra & Keyder, 2006; Özbay, 2015). Merkezi devletin sosyal politika alanından kademeli olarak çekilmesiyle birlikte bakım hizmetleri ya piyasalaşmış ya da aile içi dayanışma ağlarına terk edilmiştir. Bu durum, özellikle kentlerde yaşayan düşük gelirli kadınlar açısından bakım krizini derinleştirmiştir.
Bu bağlamda önerilen Bakım Belediyeciliği Modeli, klasik sosyal belediyecilik anlayışından niteliksel olarak ayrılır. Amaç, bakım hizmetlerini “yardım”, “destek” ya da “sosyal proje” kategorisinden çıkararak, evrensel, kamusal ve hak temelli bir yerel politika alanı haline getirmektir. Model, üç kuramsal ve politik eksen üzerine kuruludur: bakımın kamusal bir altyapı olarak tanınması, bakım emeğinin demokratik bir yönetim modeliyle örgütlenmesi ve bakımın kentsel planlamanın asli unsuru haline getirilmesi.
Bu çerçevede bakım, yalnızca belirli dezavantaj gruplarına yönelik hedeflenmiş bir müdahale değil; kentin tüm sakinlerini ilgilendiren yapısal bir mesele olarak ele alınır. Feminist iktisat literatürünün altını çizdiği üzere, bakım emeğinin kamusal olarak örgütlenmesi, kadınların istihdama katılımını artırmanın ötesinde, kentte eşit yurttaşlığın maddi koşullarını üretir (Elson, 2017; Folbre, 2021). Bu yaklaşım, bakımın ekonomik büyümeye tali bir unsur değil, toplumsal yeniden üretimin merkezi bir bileşeni olduğunu kabul eden yeni bir kent siyasetini zorunlu kılar.
Bakım emeği kamusal değilse, kent eşit değildir.
Dünyadan bakım emeği belediyeciliği modelleri
Türkiye için bakım belediyeciliği modeli, Latin Amerika’daki bakım blokları (Bogotá), Güney Avrupa’daki bakım veren şehirler (Barselona) ve yeniden belediyeleştirme pratiklerinden (Bologna) öğrenirken, Türkiye’nin özgül siyasal ve kurumsal bağlamını dikkate almak zorundadır. Bogotá’da hayata geçirilen Manzanas del Cuidado (Bakım Blokları), mahalle ölçeğinde ücretsiz çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerini; kadınlara yönelik istihdam, eğitim ve psikososyal destek programlarıyla birlikte sunarak bakımın çok boyutlu ve entegre bir kamusal politika alanı olarak örgütlenebileceğini göstermektedir. Barselona’da “Ciutat Cuidadora” (Bakım Veren Kent) stratejisi kapsamında geliştirilen mahalle temelli bakım ağları, bakım emeğini bireysel ve aile içi bir sorumluluk olmaktan çıkararak kentsel yaşamın merkezi bir unsuru haline getirmiştir. Bologna’da ise belediye ile yurttaş inisiyatifleri arasında imzalanan işbirliği protokolleri, bakım hizmetlerinin piyasa dışı, kamusal–ortak bir modelle yürütülmesine olanak tanımış; bakım, yerel demokrasinin kurucu bir pratiği olarak yeniden tanımlanmıştır. Bu karşılaştırmalı çerçeve, Nancy Fraser’ın kapitalist toplumlarda tanımladığı yapısal “bakım krizi”nin yerel ölçekte nasıl politik bir müdahale alanına dönüştürülebileceğini göstermesi bakımından kritik önemdedir. Fraser’a göre bakım krizi, piyasanın genişlemesiyle toplumsal yeniden üretim alanlarının aşınması arasındaki yapısal çelişkiden kaynaklanmakta; bakım, ne aile ne de piyasa tarafından sürdürülebilir biçimde karşılanabilmektedir (Fraser, 2016). Bu nedenle bakım, teknik bir sosyal politika başlığı değil, kapitalist kent rejimlerinin sınırlarını ifşa eden kurucu bir siyasal çatışma alanıdır.
Bogotá’da hayata geçirilen Manzanas del Cuidado (Bakım Blokları), tam da bu krize yerel ve kamusal bir yanıt üretmektedir. Mahalle ölçeğinde ücretsiz çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerini; kadınlara yönelik istihdam, eğitim ve psikososyal destek programlarıyla birlikte sunan bu model, bakımın yalnızca hizmet sunumu değil, aynı zamanda kadınların zaman yoksulluğuna karşı kolektif bir yeniden dağıtım mekanizması olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Bogotá deneyimi, Joan Tronto’nun bakım etiği yaklaşımında vurguladığı üzere, bakımın yalnızca “iyi niyetli bir pratik” değil; kamusal sorumluluk, demokratik hesap verebilirlik ve eşitlik ilkeleriyle birlikte düşünülmesi gereken bir siyasal alan olduğunu somutlaştırmaktadır (Tronto, 2013).
Barselona’da geliştirilen Ciutat Cuidadora (Bakım Veren Kent) stratejisi ise bakımın kentsel yurttaşlığın maddi altyapısı olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Mahalle temelli bakım ağları, bakım emeğini bireysel fedakârlık rejiminden çıkararak kamusal bir hak ve kolektif bir sorumluluk alanına dönüştürmektedir. Bu yaklaşım, Fraser’ın bakım ile demokrasi arasındaki yapısal bağı vurgulayan analizleriyle örtüşmektedir: Bakım kamusal olarak örgütlenmediği sürece, demokratik katılım maddi olarak mümkün değildir. Barselona örneği, bakımın kamusallaştırılmasının yalnızca sosyal politika değil, doğrudan demokratik bir yeniden kurma hamlesi olduğunu göstermektedir.
Bologna’da belediye ile yurttaş inisiyatifleri arasında geliştirilen kamusal–ortak yönetim modeli ise bakımın ne devletçi hiyerarşiler ne de piyasa mantığı içinde ele alınması gerektiğine işaret etmektedir. Belediyenin düzenleyici, destekleyici ve eşgüdüm sağlayıcı bir aktör olarak konumlandığı bu model, Tronto’nun savunduğu biçimiyle bakımın demokratik olarak paylaşılan bir sorumluluk alanı olabileceğini ortaya koymaktadır. Bakım, burada ne “yardım” ne de “hizmettir”; kentte birlikte yaşamanın kurucu pratiğidir.
Bu örneklere ek olarak, İskandinav ülkelerinde geliştirilen yerel bakım rejimleri, bakımın evrensel bir yurttaşlık hakkı olarak kamusal biçimde örgütlenebileceğine dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Özellikle İsveç ve Danimarka’da belediyeler, çocuk ve yaşlı bakımını merkezi refah devleti çerçevesi içinde ancak yüksek yerel özerklikle sunmakta; bakım hizmetleri ücretsiz ya da düşük maliyetli, kamusal istihdama dayalı ve yüksek kalite standartlarıyla yürütülmektedir. İsveç’te 1990’lardan itibaren uygulanan yerel bakım reformları, bakım hizmetlerinin özelleştirilmesi yerine belediye kapasitesinin güçlendirilmesini esas almış; bakım emeğini kadınların görünmez sorumluluğu olmaktan çıkararak toplumsal yeniden üretimin kurumsal bir parçası haline getirmiştir.
Doğu Asya bağlamında Japonya ve Güney Kore kentleri de bakım belediyeciliği açısından önemli dersler sunmaktadır. Japonya’da yaşlanan nüfus karşısında geliştirilen Toplum Temelli Bütünleşik Bakım Sistemi, belediyeleri bakım hizmetlerinin koordinatörü haline getirerek sağlık, sosyal hizmetler, konut ve yerel dayanışma ağlarını tek bir kamusal çerçevede birleştirmiştir. Bu sistemde bakım, hastanelere ya da aileye bırakılmamış; mahalle ölçeğinde kamusal sorumluluk olarak örgütlenmiştir. Seul’de ise belediye öncülüğünde kurulan kamusal bakım merkezleri ve “Seul Bakım Garantisi” programı, ücretsiz ve yaygın çocuk bakım hizmetlerini yaşlı ve engelli bakımını kapsayan bütüncül bir yerel politika setiyle birleştirmiş; bakım emeğinin özel taşeronlar yerine belediye iştirakleri aracılığıyla sunulmasıyla kamusal denetim güçlendirilmiştir.
Bu uluslararası deneyimler, bakımın ne kültürel bir tercih ne de bütçe fazlası olduğunda hatırlanan bir sosyal hizmet alanı değil; tersine, bireysel çözümlere bırakılamayacak kadar siyasal ve piyasa mekanizmalarına terk edilemeyecek kadar kamusal bir mesele olduğunu yerel yönetimler açısından stratejik, planlı ve politik bir kamusal altyapı meselesi olarak ele alındığında kent demokrasisini güçlendiren bir rejime dönüşebileceğini göstermektedir. Türkiye için bakım belediyeciliği modeli de tam olarak bu noktada, küresel deneyimlerden öğrenen ve yalnızca iyi uygulamaların aktarımı olarak değil; ancak merkeziyetçi idari yapı, sınırlı mali özerklik ve siyasal baskı koşulları altında, bakım krizini üreten aile içi refah rejimine, neoliberal kentleşmeye ve merkeziyetçi siyasal yapıya karşı bakımın kamusallaştırılmasını hedefleyen politik bir karşı-pozisyon olarak ele alınmalıdır. Bakımın kamusallaştırılması, bu çerçevede, yerel yönetimler açısından bir tercih değil; kentte eşitlik, demokrasi ve yaşamın sürdürülebilirliği için zorunlu bir siyasal müdahaledir.
Modelin temel bileşenleri
Birinci bileşen, mahalle ölçeğinde çok işlevli bakım merkezlerinin kurulmasıdır. Bu merkezler, yalnızca kreş ya da yaşlı bakım hizmeti sunan tekil yapılar olarak değil; bakımın farklı biçimlerini bir araya getiren kamusal düğüm noktaları olarak tasarlanmalıdır. Kreşler, yaşlı gündüz bakım birimleri, engelli destek merkezleri, evde bakım koordinasyon ofisleri, psikososyal destek ve kadın istihdam danışmanlığı bu merkezlerin asli bileşenleri olmalıdır. Bogotá’daki bakım blokları ve Barselona’daki mahalle bakım merkezleri, bu tür çok işlevli yapıların bakım yükünü azaltmada ve kadınların kamusal yaşama katılımını artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Böylece bakım, parçalı ve geçici müdahaleler yerine, bütüncül bir kamusal sistem içinde örgütlenir.
İkinci bileşen, bakım emeğinin demokratik bir yönetim modeliyle planlanmasıdır. Bakım politikaları, belediye bürokrasisinin kapalı devre karar alma süreçlerine terk edilmemelidir. Kadın örgütleri, bakım verenler, mahalle dernekleri, kooperatifler ve meslek odaları bakım politikalarının tasarım ve izleme süreçlerine doğrudan dahil edilmelidir. Bologna’daki ortak yönetim modelleri ve Barselona’daki katılımcı bakım meclisleri, bakım emeğinin demokratikleşmesinin yerel demokrasiyi nasıl güçlendirdiğine dair somut örnekler sunmaktadır. Bu yaklaşım, bakım emeğini yalnızca hizmet alanların değil, aynı zamanda bakım verenlerin de politik özne haline gelmesini sağlar (Tronto, 2013).
Üçüncü bileşen, bakımın mekânsal planlama süreçlerine entegre edilmesidir. Türkiye’de kentsel planlama, büyük ölçüde konut, ulaşım ve rant odaklı ilerlemekte; bakım altyapıları tali unsurlar olarak ele alınmaktadır. Oysa kreşlerin, bakım merkezlerinin ve kamusal destek birimlerinin imar planlarında zorunlu sosyal donatı alanları olarak tanımlanması, bakımın kent hakkının bir parçası haline gelmesini sağlar. Barselona ve Viyana’da bakım altyapılarının planlama mevzuatına entegre edilmesi, bakımın “sonradan eklenen” bir hizmet değil, kentin kurucu unsurlarından biri olarak ele alınabileceğini göstermektedir.
Bakım planlanmıyorsa, kent eksik planlanmıştır.
Yerel yönetimler için politika yol haritası
Bakım belediyeciliğinin hayata geçirilmesi, soyut ilkelerden çok somut ve uygulanabilir politika adımlarını gerektirir.
Mekânsal Entegrasyon (Mahalle Odaklılık): Bakım, kentsel planlamanın tali bir unsuru değil, imar planlarının zorunlu sosyal donatısı olmalıdır. Barselona ve Viyana örneklerinde olduğu gibi, bakım merkezleri kentin her noktasından erişilebilir düğüm noktaları olarak kurgulanmalıdır.
Çok İşlevli Bakım Blokları: Tekil kreşler yerine, farklı kuşakları ve ihtiyaçları birleştiren yapılar kurulmalıdır. Bogotá’nın “Manzanas del Cuidado” (Bakım Blokları) modeli; çocuk, yaşlı ve engelli bakımını aynı çatı altında sunarken, bakım veren kadınlara eğitim ve istihdam desteği sağlayarak “zaman yoksulluğu” ile bütüncül mücadele eder.
Demokratik Ortak Yönetim: Bakım politikaları kapalı kapılar ardında değil, Bologna modelinde görüldüğü üzere; mahalle meclisleri, kadın örgütleri ve bakım verenlerin doğrudan katılımıyla, “kamusal-ortak” bir anlayışla yönetilmelidir.
Bakım emeğinde kooperatifleşme ise, bakım hizmetlerinin (çocuk, yaşlı, engelli bakımı; ev içi destek; gündelik bakım) piyasa kâr mantığına veya aile içi görünmezliğe terk edilmeden, kolektif, dayanışmacı ve demokratik bir örgütlenme modeliyle sunulması anlamına gelir.
Bu model, bakım emeğini hem bir toplumsal hak hem de güvenceli bir çalışma alanı olarak yeniden kurmayı hedefler.
Bakım emeği altında farklı statü ve çalışma alanlarında dünyadan kooperatifleşme örnekleri: ABD- New York– Cooperative Home Care Associates (CHCA), ABD- Brooklyn- Beyond Care Çocuk Bakım Kooperatifi, Birleşik Krallık- Foster Care Kooperatifi, Birleşik Krallık- Care and Share Associates (CASA), Birleşik Krallık- Change AGEnts, İtalya – Sosyal Kooperatifler (Tipo A & B), İtalya- Spazio Aperto Servisi İspanya – Ev İçi ve Bakım Kooperatifleri (Katalonya, Bask), Japonya – Consumer–Worker Care Cooperatives, Japonya- Japonya Yaşlı Kişiler Kooperatif Birliği (Koreikyo Birliği), Uruguay – Bakım Kooperatifleri & Ulusal Bakım Sistemi, Güney Kore– Sungmisan Köyü Kooperatifi, Guatemala- UPAVIM (Unidas para Vivir Mejor), Kanada- Y Owl’s Maclure Kooperatif Merkezi, Kanada- Grove Seniors’ Village , Ruanda- Tubusezere Twihangire Imiromo Kooperatifi, Fransa- Chamarel Derneği vb.
Belediyelerin “aile içi refah rejiminden” “kamusal bakım rejimine” geçişi için izlemesi gereken stratejik adımlar şunlardır:
1. Veri ve Haritalandırma (Bakım Atlası):
İlk olarak, belediyeler bakım emeğine ilişkin yerel veri altyapıları oluşturmalıdır. Hangi mahallede kaç çocuk, kaç yaşlı, kaç engelli bireyin yaşadığı; bakım hizmetlerine erişimde ne tür eşitsizlikler bulunduğu sistematik biçimde haritalandırılmalıdır. Barselona ve Montevideo’da geliştirilen bakım haritaları, bu tür verilerin planlama süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü göstermektedir. Türkiye’de de büyükşehir belediyelerinin sosyal hizmet veri tabanları bu doğrultuda geliştirilebilir.
- Mali Dönüşüm (Bakım Bütçesi):
İkinci olarak, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme sistemine geçilmeli, belediyelerin bütçelerinde bakım hizmetleri için ayrı ve şeffaf bir kalem oluşturulmalıdır. Bakım politikaları, sosyal yardım bütçelerinin alt başlığı olmaktan çıkarılmalı; bağımsız bir kamusal yatırım alanı olarak tanımlanmalıdır. Bogotá ve Meksiko’da uygulanan toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme pratikleri, bakım yatırımlarının önceliklendirilmesinde yol gösterici örnekler sunmaktadır.
- Güvenceli Kamusal İstihdam:
Üçüncü olarak, belediyeler kamusal istihdam yoluyla bakım emeğini güvenceli hale getirmelidir. Kreş çalışanları, bakım personeli ve evde bakım hizmeti verenler taşeronlaştırılmamalı; belediye iştirakleri üzerinden güvenceli, sendikalı ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimli bir işgücü olarak belediyenin doğrudan istihdam politikalarının parçası haline getirilmelidir. Bu adım, hem hizmet kalitesini artırır hem de bakım emeğinin değersizleştirilmesine karşı güçlü bir politik mesaj üretir (ILO, 2018). İspanya ve Fransa’daki belediye bakım istihdam modelleri bu yaklaşımın sürdürülebilirliğini göstermektedir.
- Belediye Odaklı Dayanışma Ağları:
Dördüncü olarak, yerel yönetimlerce merkezi idareyle yaşanan yetki ve kaynak sorunlarına karşı belediyeler arası dayanışma ağları, “Bakım Kentleri Ağı” kurulmalıdır. Avrupa’daki Fearless Cities ağı ve Latin Amerika’daki belediyeler arası bakım işbirlikleri bu açıdan önemli referanslar sunmaktadır.
- Mevzuat ve İmar Düzenlemesi:
Beşinci olarak, Bakım hizmetlerinin kentsel bir hak olarak kurumsallaşması için “Bakım Odaklı Kent Planlaması” stratejik bir öncelik olarak hayata geçirilmelidir. Bu dönüşümün hukuki zemini, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde yer alan “Sosyal ve Kültürel Altyapı Alanları” tanımının genişletilmesine dayanır. Mevzuatta yapılacak düzenlemelerle; yeni imar planlarında kreş, gündüz bakımevi ve engelli destek merkezleri için ayrılacak alanlar, kişi başına düşen metrekare standartları üzerinden yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Mevcut kentsel dokuda ise, Belediye Kanunu’nun 14. ve 15. maddeleri ile belediyelere tanınan “sosyal hizmet sunma ve taşınmazları bu amaçla kullanma” yetkisi kullanılarak; atıl kamu binaları, mülkiyeti belediyeye ait alanlar ve binaların zemin katları, mahalle ölçeğinde erişilebilir bakım birimlerine dönüştürülmelidir. Böylece bakım, planlama mevzuatının “ikincil” bir unsuru olmaktan çıkarılıp, kentin asli fiziki altyapısının ayrılmaz bir parçası olarak tescillenmiş olur.
- Katılımcı Bakım Meclisleri:
Son olarak, bakım politikaları yerel demokrasiyle doğrudan ilişkilendirilmelidir. Bakım merkezleri, yalnızca hizmet sunulan mekânlar değil; kadınların, yaşlıların ve bakım verenlerin kamusal hayata katıldığı politik alanlar olarak kurgulanmalıdır. Atölyeler, forumlar ve mahalle meclisleri aracılığıyla bakım, kent siyasetine taşınmalıdır.
Bakım, teknik bir hizmet değil; politik bir tercihtir.
Sonuç: Bakım emeği olmadan kamusal kent mümkün mü?
Bakım emeğini kamusal bir mesele olarak ele almak, yerel yönetimler açısından bir “ek politika alanı” değil; kent demokrasisinin yeniden inşası için zorunlu bir adımdır. Yeni belediyecilik ve yeniden kamuculuk perspektifleri, bakımın piyasa ve aile arasında sıkışmış konumunu sorgulayarak, yaşamın yeniden üretimini kamusal sorumluluk alanına geri çağırmaktadır.
Türkiye’de bakım belediyeciliği, yalnızca kadınların üzerindeki görünmez yükü hafifletmekle kalmaz; kenti herkes için yaşanabilir kılacak eşitlikçi bir kamusal düzenin kapısını aralar. Kent, ancak bakım emeği görünür, kolektif ve kamusal hale geldiğinde gerçek anlamda ortak bir yaşam alanı olabilir.
Bakımı kamusallaştırmak, yaşamı savunmaktır.
Yerel yönetimler için asıl soru şudur: Kenti piyasanın mı, yoksa yaşamın mı etrafında örgütleyeceğiz?
Meta olarak konuttan hak olarak barınmaya: Kent hakkı, yeni belediyecilik ve yeniden kamuculuk
Yeniden kamuculuk: Rant devri biterken yerel yönetimler için radikal siyasa manifestosu
KAYNAKÇA
Ajuntament de Barcelona. (2017). Barcelona ciutat cuidadora: Mesura de govern. Barcelona City Council.
Blanco, I., Salazar, Y., & Bianchi, I. (2020). Urban governance and care policies: Barcelona’s caring city strategy. Urban Studies, 57(12), 2564–2581. https://doi.org/10.1177/0042098020914549
Buğra, A., & Keyder, Ç. (2006). The Turkish welfare regime in transformation. Journal of European Social Policy, 16(3), 211–228. https://doi.org/10.1177/0958928706065593
Çetin, M. (2025). Bakım hizmetlerinde kooperatifleşme: Küresel modeller ve uygulamalar.
Elson, D. (2017). Recognize, reduce, and redistribute unpaid care work: How to close the gender gap. New Labor Forum, 26(2), 52–61. https://doi.org/10.1177/1095796017700135
Federici, S. (2012). Revolution at point zero: Housework, reproduction, and feminist struggle. PM Press.
Folbre, N. (2021). The rise and decline of patriarchal systems: An intersectional political economy. Verso.
Fraser, N. (2016). Contradictions of capital and care. New Left Review, 100, 99–117.
Hall, D., Lobina, E., & Terhorst, P. (2013). Re-municipalisation in the early twenty-first century. International Review of Applied Economics, 27(2), 193–214. https://doi.org/10.1080/02692171.2012.754844
International Labour Organization. (2018). Care work and care jobs for the future of decent work. ILO.
Metropolis Observatory. (2024). Care systems toolkit for city and metropolitan governments. Metropolis.
Metropolis Observatory. (2025). Why should cities care? Policy brief on the care economy. Metropolis.
Öz, C. S. (2010). Sosyal belediyecilik bağlamında evde bakım hizmetleri: İstanbul, Ankara ve Kocaeli büyükşehir belediyeleri örnekleri (Doktora tezi). İstanbul Üniversitesi.
Özbay, F. (2015). Türkiye’de aile, refah ve bakım emeği. İletişim Yayınları.
Russell, B., & Reyes, O. (2017). Radical municipalism: Fearless cities. Transnational Institute.
Thompson, M. (2021). What’s so new about new municipalism? Progress in Human Geography, 45(2), 317–342. https://doi.org/10.1177/0309132520909480
Tronto, J. C. (2013). Caring democracy: Markets, equality, and justice. New York University Press.
UN Women. (2023). Advancing the care economy for gender equality. United Nations.
Etiketler: bakım krizi, bakım emeği, toplumsal yeniden üretim, feminist iktisat, bakım ekonomisi, yerel yönetimler, bakım belediyeciliği, kamusal bakım, kreş politikası, yaşlı bakımı, kent hakkı, toplumsal cinsiyet eşitliği
