Balkondaki tartışma bittiğinde küllük dolmuş, kahveler bitmişti. Yine aynı döngüde olduklarını hissetti adam. İp yumağını canlandırdı aklında. Ulan nasıl çözülecek bu dedi kendi kendine. Yıllardır çözülmüyordu. Çözmeye çalıştıkça katılaşıyordu yumak. İçeri girdi ve L koltuğa uzandı. Ardından kadın geldi. Diğer ucuna da o uzandı. Bir saat süren sessizlik boyunca üniversite yıllarını, girip çıktığı işleri, seviştiği kadınları, Adem’in neden ona uzunca evliliğini anlattığını, aldıkları pul biberin ne kadar acı olduğunu, evin süpürülmesi gerektiğini ve kahve fiyatlarının son zamanlarda ne kadar arttığını düşündü adam. Balkondan içeri girmeden önce Biçare hissediyorum dediğini anımsadı yaklaşık kırk beşinci dakikada.
*
Neden ulan! dedi kadın yattığı yerden doğrularak, Neden biçareymişsin? Balkonda yarım saat süren derin konuşmalarının ardından geçen bir saatten sonra söyledikleri ilk sözcüklerdi bunlar. Sütyenini çıkarıp ayaklarının ucuna attı. Adamla arasındaki boşluğa 85B düşmüştü. Sırtında hissettiği kaşıntıya aldırmadan Sıkıldım senin bu döngünden dedi. Koltuğun diğer ucundaki adam başını avuçlarına almış tavana bakıyordu. Söylemek istediği çok şey vardı. Söyleyemiyordu. Zihnindekileri toparlayabilmek için yıllar geçmesi gerektiğini hissediyordu. Biliyorum, dedi kadın Çok şey söylemek istiyorsun.
*
Oğlum bak biçare falan değilsin, çok potansiyelli bir adamsın lan sen. Ellerimin ucundan kayıp gitmene dayanamıyorum anlıyor musun? dedi kadın. İsyankâr bir tavrı vardı ama içten içe korkuyordu olacaklardan. Kalktı. Kaktüsleri suladı. Balkonla L koltuğun arasındaki masanın üstü kaktüs doluydu. Biçimsiz kaktüsler. Bak görüyor musun şunları. Yaşamak için diken oluşturmuşlar. Senin dikenlerin eksik adamım. Biraz isyankâr olman gerekiyor. Biçare olmak nedir ya? İşin var, maaşın var, yakışıklısın. Biz de güzeliz. Ne istiyorsun oğlum sen? dedi adama doğru eğilerek. Döndü. L koltuğun tam karşısındaki duvara yeni sabitledikleri televizyonu açtı.
*
Son dakika… Uçaklar Tahran üzerinde alçak uçuşa başladı. Birkaç önemli noktanın vurulduğu söyleniyor. Dini liderden henüz bir açıklama yok. ABD Dışişleri Bakanı Ortadoğu’yu özgürleştireceklerini söyledi. Tahran’dan gelen son dakika görüntülerini izliyorsunuz sayın seyirciler. Halk sokaklarda.
*
Bok özgürleştirirler dedi adam. Suskunluğunu Tahran’daki görüntüler bozmuştu. Hemen bir yazı yazmalıydı. Kalktı. Kaktüslerin yanından üstü tozlanmış bilgisayarını aldı. Önce haberleri inceledi. Teyit etti. Bana kahve yapar mısın? dedi kadına.
*
İki sade Türk kahvesi. Yudumlandı ve bitti. Yazı da bitecekti. Balkona sigara içmeye çıktılar. Derin bir duman çekti kadın. Üfledi. İki sokak ötedeki kilisenin çanları çaldı. Yan sokakta top oynayan çocukların sesleri duyulmaya başladı. Senin derdin başka oğlum. Biçare falan değilsin sen. Umursamadı adam. O yazı yazılmalıydı.
Trajediyi Sıradanlıkla Harmanlayan Kitap: Tanrı ve Memeli Hayvanlar
Etiketler: Biçare, Can Derdiyok, kısa öykü, edebiyat, modern öykü, gündelik hayat, ev içi gerilim, sessizlik, politik gündem, yazı
