15 Eylül 1954’te Malatya’da dünyaya geldi. Henüz küçük bir çocukken ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Burada ailesinin boşanmasının ardından Gedikpaşa Ermeni Yurdu’na yerleştirildi. Hrant bu sıralarda sosyalizmle tanıştı ve Ermeni olmasının yoldaşlarına zarar vereceğini, olumsuz intiba bırakabileceklerini düşünerek ismini mahkeme kararıyla “Fırat” olarak değiştirdi.
Hrant ve eşi Rakel, Tuzla Ermeni Kampı’nın yöneticiliğini yapmaya başladı. Ancak kamp devlet tarafından “Ermeni militan yetiştirildiği” gerekçesiyle kapatıldı. Hrant bu sırada defalarca kez gözaltına alındı, tutuklandı.
5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayımlanan haftalık Agos gazetesi, İstanbul’da Türkçe-Ermenice yayımlanan ilk gazete olarak tarihe geçti. Hrant ardından BirGün ve Yeni Yüzyıl’da da köşe yazıları yazmaya başladı.
Tam da bu sıralarda, defalarca kez yazıları hedef gösterildi. Ermeni kimliği linç ettirilmeye çalışıldı. Hakkında çok fazla dosya açıldı, başka gazetelerde Hrant’ı hedef gösteren onlarca yazı yazıldı.
“Ruh halimin güvercin tedirginliği..”
Tam da bugünlerde Hrant yazısında “Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce…” diye anlattı.
Bu ülkenin en büyük gazetecilerinden biri, kendisini İstanbul’un merkezinde “bir güvercin tedirginliğinde” hissediyordu.
Bir bebekten yaratılan katil: Beyaz bereli genç
İşte tam bu sıralarda 17 yaşındaki Ogün Samast, 19 Ocak 2007’de Şişli’de bulunan Agos Gazetesi önünde Hrant’ı korumak için görevlendirilmiş jandarmaların gözü önünde Hrant’ı ensesinden vurarak katletti. Ve olay yerinden uzaklaştı. Hrant’ın kanlı bedeninin üzerine emekçiliğini yaptığı gazetenin kağıtları örtüldü…
Kimliği belirlenemeyen katilin görüntülerini televizyonda gören Trabzon’daki baba, oğlunu ihbar etti ve Ogün Samast gözaltına alındı. Gözaltı esnasında onu çeken kameralara dönüp “Orhan Pamuk ayağını denk alsın!” diye bağırıyordu. Polisler Ogün’ün sırtını sıvazlıyor, eline verdikleri Türk bayrağıyla fotoğraf çekiliyor, “Yatar çıkarsın aslanım” diyerek yüreklendiriyordu. Agos önünde toplanan kalabalık için gelen onlarca polis memuru “beyaz bere” taktı. Taraflar açık ve net belli olmuştu artık. Devlet ve Hrant’ın dostları saflarına geçti, yıllar sürecek adalet mücadelesi böylece başlamış oldu.
Cenaze için toplanan binlerce kişiye Hrant’ın biricik eşi, yol arkadaşı Rakel Dink bir otobüsün üstünden seslendi. “Yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27. Katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim” dedi konuşmasında.
Ogün tutuklandı cezaevine gönderildi. 20 sanıklı duruşma başlamış oldu. Ancak yıllar sonra Fetullah Gülen davaya baş şüpheli olarak dahil olacaktı. Azmettiren ve planlayanın Gülen Cemaati olduğu ortaya çıktı. Ancak Hrant’ı yazılarında, TV programlarında hedef gösterenler hiçbir ceza almadı. Ogün Samast, 2023 yılında cezaevinden tahliye oldu.
“Kavganın gerekli olduğu topraklar”
2005 yılında verdiği röportajda İstanbul’u böyle anlatıyordu Hrant. “…Kendi cennetimi didişerek yaratmak isteyen bir yapım var benim. Öyle bir devrimci gelenekten geliyorum. Yani biraz kavga etmek daha güzel bir yaşam gibi geliyor bana. İstanbul, Türkiye de bence kavganın, bu anlamda kavganın, mücadelenin diyelim, bence hala gerekli olduğu bir yer. Orası bana cennet geliyor.”
Hrant’ın hikayesi de işte böyle yıllar önce küçük bir çocukken geldiği İstanbul’da kavga ederek geçirdiği bir ömürle bitirildi. Onun bu topraklarda gözü vardı. Çünkü kökü buradaydı. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için mücadele etmişti.
2007’den beri bu toprakların dibinde Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda yatıyor Hrant. Ailesi, dostları, yoldaşları, meslektaşları onu her sene katledildiği yerde Sebat Apartmanı önünde anıyor.
Hrant katledildiğinde ben henüz küçük bir çocuktum. Pek bir şey hatırlamıyorum. Ancak akşam haberlerinde tüplü televizyon ekranından verilen bir görüntüyü hiç unutmadım. Yerde yatan Hrant, üzerine örtülmüş ince bir gazete ve kamera açısına giren tabanı delik ayakkabısı…
Bu ülkede onuruyla mücadele eden bir devrimciden, bir gazeteciden geriye işte bunlar kaldı.
Ben yıllar sonra her sene, bir devrimci olarak Sebat Apartmanı önüne gittim, “Faşizme İnat Kardeşimsin Hrant” diye bağırdım. Şimdi de bir gazeteci olarak yazısını yazıyorum.
Miras bıraktığı özgür basın geleneğinde toz zerresi olabilmenin umuduyla.
Buradasın Ahparig!
Aytek Soner Alpan: “Güvercin Tedirginliği’ 80 Yıl Önce Tatavla’da Yaşandı”
Etiketler: hrant dink, agos, 19 ocak 2007, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, nefret söylemi, siyasi şiddet, adalet mücadelesi, türkiye’de gazetecilik
