Amerika’nın Venezuela’ya uyguladığı yaptırımlar ve Amerika – Rusya rekabetinin çoklu cephelerine, bugün Küba da eklendi. Amerika Birleşik Devletleri, Küba’ya halihazırda ambargolar uyguluyordu. 2026’da gündeme gelen yeni yaptırımlar, klasik ve uzun soluklu ambargoların çok ötesinde bir enerji ve yaptırım stratejisi ambargosuydu. İlk uygulandığı zamanlar 1960’lara dayanan bu yaptırımlar, ekonomik ve ticari ilişkileri kesmek amaçlı uygulanırdı. Bugün ise enerji akışının kesilmesiyle bölgesel aktörlere yönelik baskının sistematik hale gelmesiyle kriz derinleşti.
Bu dosya, ABD’nin rusya ile rekabetinin çoklu cephelerine eklenen Küba’nın ambargolar altında ne durumda olduğunu açıklayan ve enerji üzerinden kurulan yeni bir baskı mimarisi oluşturan ABD’nin hegemonya stratejisi açısından anlamını José Martí Küba Dostluk Derneği’nin yaptığı basın açıklamaları da göz önünde bulundurmak üzere incelemekte.
Biraz geriye döndüğümüzde 2026’nın başlarında ABD, Venezuela’yı hedef almış, askeri ve yaptırım odaklı ambargolar uygulamıştı. Sonucunda ise Venezuela’dan Küba’ya gelen petrol sevkiyatı kesilmiş; Washington başka ülkelerin Küba’ya petrol ve yakıt sevkiyatına da engel koymak amacıyla olası bir aracı sevkiyata yaptırımlar ve gümrük vergisi uygulayacağını belirterek tehdit etmişti. Bu durum, enerji arzının adeta haftalara yetecek seviyeye düşmesine yol açtı.
Venezuela’dan Gelen Akışın Kesilmesi
Küba ekonomisi uzun yıllardır enerji bakımından dışa bağımlıydı. Özellikle yakın müttefiki Venezuela’dan gelen petrol sevkiyatları, ülkenin temel enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyordu. Ancak 2026 başında Venezuela’dan petrol akışı neredeyse tamamen durdu ve yerine başka ülkelerin sevkiyat yapmasını engellemek için ABD, petrol sağlayan ülkeleri yaptırımlar ve ek tarifelerle ciddi şekilde tehdit etmeye başladı. Bu, sadece petrol ticaretini kesmekle kalmadı, aynı zamanda diğer ülkeleri de Küba’yla ticaret yapmaktan alıkoyan bir baskı aracı haline geldi.
Bu enerji kesintisi, Küba’da yakıt kıtlığına yol açtı; akaryakıt dağıtımında rasyonlamalar ve uzun bekleme listeleri ortaya çıktı, günlük yaşam kesintilere uğradı ve toplumun enerjiyle işleyen tüm yapıları darbe aldı. Bunun yanında sağlık bakanının açıklamasına göre kronik hastalıkları olan milyonlarca kişi için elektrik kesintileri oldukça büyük risk oluşturuyor. toplumun sağlığı ve günlük işleyişi sürdürülemez halde.
Enerji arzı, ABD tarafından adeta jeopolitik bir silah olarak kullanılmakta. ABD’nin yaptırımlarının yeni stratejileri, üçüncü ülkeleri açıkça tehdit etmekle birlikte petrol sağlayan ülkelere ek tarifeler getirip bu tehditlerle Küba’ya enerji akışını tamamen kesmekle başlıyor. Jeopolitik bir baskı aracı haline gelen enerji, ABD tarafından tedarik zinciri kontrol ediliyor ve yalnızca Küba ile sınırlı kalmayıp çevredeki diğer aktörleri de etkiliyor.
Rejime ekonomik baskı
ABD’nin Küba’ya yaptığı gibi bir ülkenin üçüncü ülkelerle ticaret yapmasını engellemek, stratejik amaçlara hizmet eden bir aksiyon. Rejime ekonomik baskı uygulamak bunlardan biri. Küba, ekonomik anlamda büyük ölçüde ithalat ve enerji konusunda dış tedarike bağımlı durumda. Eğer Küba petrol bulamayıp döviz kazanamazsa, şu anda olduğu gibi turizm ve ticaret gelirleri de düşerse devletin bütçesi azalacak ve sosyal harcamalar zayıflayacaktır. ABD’nin klasik varsayımı, “ekonomik daralma siyasi baskıyı arttırır” olduğundan amacının doğrudan ticareti kesmek olmayıp ekonomik daralma üzerinden siyasi taviz üretmek olduğunu çıkarabiliriz. Bu strateji, klasik izolasyon yaklaşımının ötesine geçerek siyasi sonuçlar elde etme yolunda enerji akışını kesmenin yalnızca bir araç olduğunu gösteriyor.
Bölgesel mesaj vermek de ABD’nin sık uyguladığı bir politika. Yalnızca Küba’yı etkileyen bir politika olmadığını Venezuela ve İran’daki ABD yaptırımlarını inceleyerek anlayabiliriz. Burada gösterdiği mesajda ABD; yaptırım uyguladığı bir ülkeyle ticaret yapan ülkeleri sisteme erişimden dışlayacağını ifade ediyor.
Küba, Çin, Rusya ya da Latin Amerika içi dayanışma mekanizmaları, ABD yaptırımlarına karşın bir tehdit. Küba, ambargoya rağmen rahatça ayakta kalabildiği takdirde yaptırım aracının etkili olup olmayısı, ABD tarafından sorgulanacak caydırıcı bir faktör. Dolayısıyla ABD, alternatif blokların güçlenmesini engellemek için bu hamleyi yapıyor denebilir.
Askeri müdahale yerine ekonomik baskıların tercih edildiği bu gösteride Amerika’nın hegemonik kapasitesini gösterme kaygısından ötürü etkili göstermek isteyeceği gerekliliği mevcut. Zira üçüncü ülkeleri tehdit ederek enerji akışını kesebilmek; ABD’nin hala küresel ticaret ağlarını yönlendirebiliyor oluşu, finansal sistem üzerindeki kontrolü elden bırakmayışı ve yaptırım koyduğu ülkeyi izole edebilirliğine dair vermek istediği bir mesaj demektir. Peki ya bir güç yaptırımlara sık başvururken manevra alanının azaldığını düşünebilir miyiz? Yoksa gücünün arttığının bir göstergesi midir bu?
Jose Marti Küba Dostluk Derneği’nden dayanışma çağrısı
ABD kuşatmaları derinleşirken Jose Marti Küba Dostluk Derneği, TKP ve Küba Başkonsolosluğu’nun ortak düzenlediği basın toplantısında Küba halkının direnci konu edildi. Dernek Başkanı Nahide Özkan, Türkiye’den Küba’ya maddi yardım da içeren bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ise Küba hakkında çok fazla yalan söylendiğini, medya olanaklarının sınırlı olmasıyla birlikte CIA propagandalarına karşı dayanışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Küba Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas: “Küba devletinin yöneticileri halk çocukları”
Madrigal, ABD’nin Küba karşıtı propagandalarının Küba devleti ile halkını birbirinden ayırmaya çalışan bir dil kullandığını söyledi. ABD’nin kendi soykırım politikalarıyla “Küba rejimi” diye ifade ettikleri Küba devleri ve yöneticileri hedef aldığını öne süren Madrigal, ABD’nin Küba halkının kendilerini desteklediklerini iddia ettiğini de ekledi.
Madrigal’in ifadesine göre, ABD’nin bir diğer görüşü ve amacı ise Küba’da sefalet içinde yaşayan elitler, yöneticiler varken halkın sefalet içinde sürünmesi. Madrigal, Küba halkının devlet yöneticilerinin halk çocukları olduğunu bildiklerini ifade ediyor. Bu yüzden Küba’da hükümetin yeni seferberlik çağrısına halkın olumlu yanıt verip umut dolu oldukları söylüyor.
Küba’nın ablukaya karşı aldığı önlemler neler?
Küba’nın 65 yıllık ambargo direnişine bir yenisinin daha eklendiği bu günlerde, uygulanacak önlemlerin konuşulduğu toplantılar yapılıyor. Başbakan Yardımcısı ve Dış Ticaret, Dış Yatırım Bakanı Oscar Pérez-Oliva Fraga, ilk adımda tüm iç kaynakların kullanımını sağlayacaklarını ve önceliğin halkın temel hizmetleri olduğunu vurguladı. Ülkede mevcut olan akaryakıt, öncelikli olarak halkın temel hizmetlere ulaşımını güvenceye alırken su tedariki kaynaklar ise istikrarlı bir şekilde çalışmaya devam edecek. Temel sağlık hizmetleri korunup güvence altına alınacak, gıda üretiminde Küba topraklarının maksimum kapasiteyle kullanılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla enerji üretiminin önceliği sağlanacak.
Çocuklar önceleniyor, eğitimde önlemler alınıyor?
Küba Eğitim Bakanı Naima Ariatne Trujillo Barreto, erken dönem çocukuk çağının altını çizerek yüz yüze eğitimden vazgeçilmeyeceğini belirtti. Eğitimde alınacak önlemlerden biri de çalışan annelerin durumu gözetilerek karar verilmesi olacak. Ailelerle iletişim halinde planlanıp alınacak yerel kararlarda yerel düzeyne esneklik gösterilecek.
Farklı şehirlerde okuyan üniversite öğrencilerinin kendi şehirlerine dönüşünü Ulaştırma Bakanlığı tarafından sağlanıp öğrenim süreçlerinin sekteye uğramaması adına bölgelerindeki kurumlarda devam edecek.
Özel gereksinimli her yaştaki bireyler de enerji ablukası altındaki koşullarda özel eğitimlerinde bir aksaklık olmadan devam edecekler. Pérez-Oliva, Küba’nın almak zorunda kaldığı her bir önlemin ABD ablukasının sonucu olmasını vurguladı.
José Martí Küba Dostluk Derneği uzun zamandır ABD ablukasına karşı Küba ile dayanışma içinde. Dernek Başkanı Nahide Özkan, 3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela saldırsının önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Yalnızca Küba’ya petrol temini değil; petrol ihracatı anlatımda da Küba ABD yaptırımlarından etkilenmekteydi.
Özkan, Karayip Denizi’ndeki ABD askeri yığınaklarıyla Venezuela’nın egemenlik haklarının yok sayıldığını hatırlattı. Maduro ve eşinin kaçırılması, Küba’ya doğrudan yapılacak saldırının ilk evresi niteliğindeydi. Özkan, Dernek olarak başlattıkları kampanyanın amacını vurguladı.
Sonuç olarak, yalnızca tarihsel bir gerilimin güncel hali olmaksızın enerjinin küresel siyasette merkezi bir baskı aracı olarak kullanıldığı ABD-Küba ambargosu, bu baskının somut bir örneğidir. Petrol akışının kesilmesiyle başlayan süreç, üçüncü ülkelerin tehdit edilmesiyle birlikte genişleyip finansal olarak sağlama alınan katmanlı bir hegemonya pratiği haline geldi. Bu durum yalnızca ABD’nin kapasitesini değil, yaptırımların sınırlarını da tartışmaya açıyor.
ABD – Rusya rekabetinin üç cephesi: Ukrayna, Suriye ve Venezuela’da neler oluyor?
Latin Amerika’da Sol Belediyecilik XII : Che Guevara’nın Şehri Rosario
Küba ambargosu, ABD yaptırımları, 2026 yaptırımları, enerji kuşatması, petrol sevkiyatı, Venezuela petrolü, yaptırım rejimi, jeopolitik enerji, ABD-Rusya rekabeti, ABD-Venezuela, üçüncü ülkelere yaptırım, tedarik zinciri, ekonomik baskı, Latin Amerika, Havana, yakıt kıtlığı, elektrik kesintisi, küresel hegemonya, yaptırımların etkisi

