Emeklilik sonrası ya da ileri yaşta üniversite sıralarına dönenlerin sayısı artsa da, sistem hala “genç öğrenci” profiline göre işliyor. Ulaşım indirimlerinden staj programlarına kadar pek çok alanda yaş sınırına takılan yetişkin öğrenciler, kampüsün “görünmez” özneleri haline geliyor.
Yaşam boyu öğrenme kavramı, modern dünyada bireyin kendini yeniden inşa etme sürecinin en önemli parçası olarak kabul ediliyor. Ancak Türkiye’deki üniversite kampüslerinde bu kavramın uygulama sahası, yaş bariyerlerine çarpıyor. Mevcut akademik ve sosyal düzenin büyük ölçüde genç öğrenci profili üzerinden şekillenmesi, ileri yaşta eğitimine devam eden bireyler için görünmez bir ‘’ayrımcılık alanı’’ yaratıyor.
“Bilgi benim için bir hedef değil, yaşam biçimi”
Üniversiteye 45 yaşında başlayan Fettah K. için bu süreç, kariyer kaygısından ziyade entelektüel bir merakın sonucu. Şu an 10. üniversitesini okuyan Fettah K. öğrenmeyi bir yaşam biçimi olarak tanımlıyor. Gençlerle aynı sıraları paylaşmanın bir dezavantaj değil, aksine bir zenginlik olduğunu vurgularken, kuşaklar arası köprünün nasıl kurulduğunu şu sözlerle özetliyor: “Genç arkadaşlarımın enerjisi bana iyi geliyor, benim hayat tecrübem de onlara farklı bir bakış açısı sunuyor. Ortak paydamız aynı: öğrenmek ve başarmak. Bu yüzden aramızdaki fark zamanla ortadan kalkıyor”.
Uygulamalarda öğrenci sayılmayanlar, kampüs yaşamında aynı derslerden sorumlu tutuluyor.
Öğrencilik, yalnızca derslerle sınırlı değildir. Günlük hayatta karşılaşılan uygulamalar, ileri yaşta eğitim alan öğrencilerin en çok zorlandığı alanların başında geliyor. Özellikle ulaşım indirimleri ve staj başvurularındaki yaş kriterleri, bu öğrencileri sistemin dışına itiyor.
56 yaşındaki Melekşah G. üniversite okumanın kendisi için çocukluktan beri kurduğu bir hayalin gerçekleşmesi olduğunu söylüyor. Ancak haklar noktasındaki eşitsizliğe dikkat çekiyor: “35 yaş üstü olduğumuz için ulaşımda indirimden yararlanamıyoruz, ulusal staj programlarından faydalanamıyoruz. Bu gibi konularda zorlandığımız oluyor”. Melekşah G. bu süreçte en büyük gücü ailesinden aldığını belirterek, annesinin tatlı bir endişesini de paylaşıyor: “Annemin tek korkusu gazeteci olursam başıma bir şey gelir mi diye endişelenmesi”.
İçsel bir yolculuk: “Kendim için buradayım”
30 yaşındaki Ayşe E. ise üniversite kararının daha çok içsel bir ihtiyaçtan doğduğunu belirtiyor. Uzun yıllar çalıştıktan sonra içinde kalan isteği gerçekleştirmek için sınava giren Ayşe E. çevreden gelen “Bu yaştan sonra ne yapacaksın?” yorumlarına karşı net bir duruş sergiliyor: “Ben kendim için buradayım. Öğrenmek bana iyi geliyor”.
Yaşam boyu öğrenme mi şekilsel söylem mi?
İleri yaşta üniversiteye başlayan öğrencilerin karşılaştığı “Bu yaştan sonra ne gerek var?” sorusu, aslında toplumsal bir sınırın tezahürü. Farklı yaş gruplarının üniversiteye yönelmesi doğal bir süreç olsa da, sosyal hakların yalnızca belirli bir yaş grubunu merkez alması yeni bir eşitsizlik alanı yaratıyor. Ulaşım indirimleri, staj olanakları ve kampüs içindeki sosyal algılar yeniden düşünmedikçe; bu öğrenciler hem “öğrenci” hem de “öğrenci sayılmayan” bir arada kalmışlığın içinde yaşamaya devam edecek. Çünkü üniversite kimileri için gençliğin bir parçası, kimileri içinse hayata yeniden tutunmanın ve yarım kalmış bir hayali tamamlamanın yoludur.
EDİTÖRDEN | Üniversitelerde Barınma Hakkı: Öğrenciler Ne İstiyor?
Sınav Gençliği: Üniversiteye Hazırlanan Öğrenciler Neler Yaşıyor?
Ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmek: Üniversite ne işe yarar?
MEBBİS’te 27 yaş sınırı: Otizmli yetişkinler eğitimden düşürüldü

