İran Devrimi’nden sonra kurulan İslam Cumhuriyeti sistemi, ekonomik yaptırımlar, siyasi baskılar ve toplumsal huzursuzluklarla yüz yüze bıraktığı halkı ile yeniden karşı karşıya. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra İran’a yönelik yaptırımlarının artması, İran ekonomisini ciddi biçimde zorlamış; yüksek enflasyon, işsizlik ve gelir eşitsizliği toplumda geniş bir memnuniyetsizliğe sebep olmuş durumda. Büyük ölçüde petrol ve doğalgaz gelirlerine bağlı olan İran ekonomisinde uluslararası izolasyon, ekonomik kırılganlığı da arttırdı.
Bu ekonomik ve siyasi baskı ortamı son yıllarda sık sık kitlesel protestolara yol açtı. Son bir yılda birçok şehre yayılan protestolar ülke genelinde geniş bir toplumsal hareket haline gelmiş; bazı şehirlerde milyonlarca kişi sokaklara çıkarak hükümeti protesto etmişti. Devletin güvenlik güçleri bu gösterilere sert müdahalelerde bulundu ve çok sayıda insan hayatını kaybetti. Aynı dönemde hükümet, protestoların yayılmasını önlemek amacıyla internet ve iletişim altyapılarını kısıtlayıp ülke genelinde internet kesintileri uyguladı.
Bunun yanı sıra İran’ın dış politikası da son yıllarda giderek daha gergin bir hal almaya başladı. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan askeri ve siyasi gerilimler, bölgesel çatışma riskini artırdı ve ülke içinde de ciddi bir belirsizlik yarattı. Son dönemde İran’ın en üst siyasi ve dini otoritesi olan Ali Khamenei’nin ölümüyle birlikte ülke yönetiminde yeni bir liderlik tartışması başladı ve geçici bir yönetim süreci ortaya çıktı. Bu durum İran siyasetinde güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açarken, ülkenin geleceği konusunda belirsizlikleri daha da arttırdı.
Tüm bu gelişmeler İran toplumunda farklı duyguların ve beklentilerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bir yandan uzun yıllardır süren otoriter yönetim ve ekonomik zorluklar nedeniyle rejime karşı ciddi bir hoşnutsuzluk bulunurken, diğer yandan dış müdahale ve savaş ihtimali toplumun geniş kesimlerinde kaygı yarattı. Bu nedenle İran bugün yalnızca siyasi bir kriz değil; aynı zamanda toplumsal kimlik, devlet meşruiyeti ve gelecek tahayyülü açısından da derin bir belirsizlik dönemi yaşıyor.
Bu süreçte İran halkının büyük bir kısmı, anti demokratik hükümetin karşısında yer alırken bir kısmı ise İsrail tarafından öldürülen dini liderleri Hamaney’in yasını tutuyordu.

İran halkının hükümet ile arasındaki durumu anlamak ve uluslararası müdahalere karşı tutumlarının nasıl olduğunu öğrenmek için Reza Talebi’ye mikrofon uzattık.
İranlı bir gazeteci ve siyasal analizci olan Reza Talebi, özellikle İran’ın iç siyaseti, toplumsal hareketleri ve ülkenin ABD ile İsrail başta olmak üzere dış politikadaki gerilimleri üzerine değerlendirmeler yapıyor. İran’daki güncel gelişmeleri sahadan takip eden ve bölgedeki siyasi dinamikleri yorumlayan bir uzman olduğu için, İran hakkında yürüttüğümüz araştırma kapsamında hem güncel durumu daha iyi anlamak hem de sahadaki politik ve toplumsal atmosfer hakkında birinci elden değerlendirmeler almak amacıyla kendisiyle iletişime geçtik.
“Rejimin yarattığı savaş psikolojisi, halkı birbirinden uzak tutuyor”
Talebi şu anda İran’da halk ve millet kavramından bahsetmenin çok zor olduğu ile söze başlıyor. İran’daki giderek derinleşen kutuplaşma ve çatışma ortamı, millet bilincinin oluşmasını engelliyor. Talebi’ye göre bunun temelinde yaklaşık 47 yıllık ideolojik bir rejimin yarattığı sürekli savaş psikolojisi yatıyor. Bu psikoloji toplumun geneline empoze edilmiş durumda.
İran toplumunda mezhepsel ve etnik kırılmalar oldukça güçlü. Hatta mezheplerin kendi içinde bile farklı alt kümeler ve gruplaşmalar var ve bu gruplar zaman zaman birbirleriyle çatışıyor. Talebi, bu nedenle İran’da homojen bir toplumdan ziyade, farklı topluluk ve cemaatlerden oluşan parçalı bir yapı görmek mümkün olduğunu söylüyor ve bu durumun büyük ölçüde devletin yıllardır uyguladığı sistematik ve ideolojik politikaların bir sonucu olduğunun altını çiziyor.
“Aydın insanlar ya idam edildiler, ya da sürgüne gönderildiler”
İran’da güçlü ve bağımsız bir aydın geleneğinin gelişmesi de ciddi biçimde engellendiğini ifade ediyor Talebi. Aydın olarak nitelendirilebilecek birçok kişi tasfiye edilmiş, öldürülmüş, idam edilmiş ya da sürgüne gönderilmiş. Bu nedenle İran’da güçlü bir düşünce akımı veya entelektüel hareketten söz etmek oldukça zor. Sonuç olarak karşımızda bütünleşmiş bir toplumdan ziyade, parçalanmış ve zayıflamış bir toplumsal yapı söz konusu.
“İran’ın anti demokratik yapısı, devlet ve halk arasında keskin bir mesafe yarattı”
Reza Talebi, benzer bir durumun devlet yapısı için de geçerli olduğunu ekliyor.
“İran devleti bürokratik bir yapıya sahip olmakla birlikte aynı zamanda otoriter bir karakter taşıyor. Devlet, birçok durumda kendi halkının taleplerine karşı bir antitez oluşturmuş ve toplumla arasındaki mesafeyi büyütmüş.”
Böyle bir anti demokratik ortamda halkın ne düşündüğünü kesin biçimde söylemek de oldukça güç Talebi’ye göre. Çünkü “halk” kavramı oldukça esnek bir kavram ve koşullara göre düşünceler hızla değişebilir.
Bu durumun İranlı düşünür Homa Katouzian’ın “geçici toplum” kavramıyla da açıklanabileceğini söylüyor. Katouzian’a göre İran toplumu süreklilikten ziyade geçicilik üzerine kurulu, diye ekliyor. Tarih boyunca kalıcı kurumsallaşma ve istikrarlı bir toplumsal düzen oluşamamış. Bu sorun İran’ın özellikle Meşrutiyet döneminden bu yana milletleşme sürecindeki en büyük sorunlarından biri olarak görülüyor.
Bu nedenle bugün İran toplumunda farklı duygular bir arada bulunmakta. Halkın bir kısmı gelişmeler karşısında sevinç, bir kısmı keder, bir kısmı ise kaygı duyuyor. Sevinç ya da keder duyan kesimlerin bir bölümü ideolojik olarak İran devletine yakın ve çoğu zaman ekonomik ya da kurumsal olarak devlete bağlı. Talebi, bu gelişmeleri kiminin olumlu bulduğunu ve sebebinin devlet rejiminin ideolojisine bağlılık duymalarından kaynaklandığını belirtiyor. Özellikle İran’da güçlü olan şehadet kültürü ve fedakârlık anlayışı, bazı kesimlerin bu olayları farklı biçimde yorumlamasına yol açabilir, diyor.
“Protestolarda insanların öldürülmesi, halkta derin bir kine yol açtı”
Öte yandan İran’da uzun yıllar boyunca baskı görmüş, hapse atılmış, idam edilmiş ya da sürgüne gönderilmiş insanların oluşturduğu geniş bir kesim de varmış. Bu kesim içinde doğal olarak bir öfke ve intikam duygusu birikmiş. Sokak protestolarında insanların öldürülmesi veya baskı görmesi toplumun bir bölümünde derin bir kin yaratmış. Bu nedenle bazı insanlar, kendilerine acı çektirdiğini düşündükleri sembolik figürlerin ölümü karşısında sevinç gösterebiliyor. Ancak bu sevinç ne kadar kalıcıdır, gerçekten bir çözüm yaratır mı yoksa daha büyük bir intikam duygusunu mu besler; bu soruların cevabı belirsiz.
Talebi, burada önemli bir rolün aydınlara düştüğünü ifade ediyor. Aydınlar toplumdaki bu duyguların nasıl yönlendirileceği, toplumun daha yapıcı bir zemine mi yoksa daha yıkıcı bir sürece mi gideceğini belirleyebilir.
“Diaspora grupları, hak savunmayı bir gösteriye dönüştürüyor ve nefreti arttırıyor”
Yurt dışında yaşayan bazı İranlıların gösterdiği sevinç biçimi ise ayrı bir tartışma konusu. Özellikle diaspora içinde yer alan bazı gruplar bu gelişmeleri bir tür politik kampanyaya veya sembolik gösteriye dönüştürüyor. Reza Talebi, bu grupların bir kısmı İran’daki gerçek acıları doğrudan yaşamamış, çoğunlukla genç ve Batı kültürü içinde büyümüş kişilerden oluştuğunu söylüyor. Bu nedenle ortaya çıkan görüntüler bazen bir protestodan çok bir festival ya da propaganda gösterisi gibi algılanabiliyor. Bu durum da beklenen siyasi etkiyi yaratmak yerine zaman zaman tepki ve nefretin artmasına yol açıyor.
Ayıca, İran toplumunda geniş bir kitle oldukça kaygılı. Özellikle yoksullar, işçiler, köylüler ve giderek zayıflayan orta sınıf bu kesimi oluşturuyor. Bu insanlar bir yandan diktatörlükten kurtulma ihtimaline sevinirken, diğer yandan ülkenin savaşa sürüklenmesi veya dış müdahale ile karşı karşıya kalmasından büyük endişe duyuyor.
Bu kesim çoğu zaman izleyici konumunda. Çünkü siyasi kararlar üzerinde etkileri yok ve ülkenin geleceğini belirleyen süreçlerde söz sahibi değiller. Bu yüzden gelişmeleri kaygıyla takip ederler. Savaşın yayılması veya ülkenin işgal edilmesi ihtimali ise toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir tepki ve öfke yaratıyor.
“Hem rejime hem de dış müdahalelere öfkeli bir halk”
Reza Talebi, İran’da özellikle sol ve dini çevrelerde güçlü bir anti-İsrail duygusunun da bulunduğunu söylüyor. Bu duygu, bölgedeki gelişmeler ve İsrail’in politikalarıyla birlikte daha da güçleniyor. Dolayısıyla toplumda aynı anda hem rejime karşı öfke hem de dış müdahalelere karşı tepki oluşabiliyor.
Sonuç olarak İran toplumunda bugün memnun olanlar da var, memnun olmayanlar da. Ancak Talebi’nin kişisel gözlemlerime göre memnun olmayan kesim oldukça geniş. Memnun olanların önemli bir bölümü ise monarşi yanlısı ve özellikle Reza Pahlavi etrafında toplanan çevreler. Bu grupların güçlü propaganda faaliyetleri bazen toplumda psikolojik bir etki yaratarak daha büyük görünebiliyor.
Bugün İran için en büyük sorunlardan biri, geleceğin belirsizliği. Rejimin devam edip etmeyeceği, yeni bir liderin ortaya çıkıp çıkmayacağı, hatta ülkenin işgale uğrayıp uğramayacağı bile kesin değil. Bu nedenle İran adeta karanlık bir köprüden geçiyor.
Talebi’nin gözlemine göre toplumda umut eksikliği oldukça derin. İnsanların güvenebileceği güçlü bir siyasi hareket ya da entelektüel liderlik neredeyse kalmamış. Bu da toplumu tehlikeli bir belirsizliğe sürüklüyor.
“İran’ın ihtiyacı: güven, sevgi ve ortak bir gelecek”
Talebi, bugün İran’ın karşı karşıya olduğu trajediyi, kendi halkını baskı altına alıp öldüren bir rejimin; kendini kurtarıcı olarak sunan ve bir yandan tehlike unsuru olan dış müdahaleyle kafa kafaya olması şeklinde aktarıyor. Halkın bu iki taraftan birini fanatik şekilde desteklediğini, tehlikeyi fark etmesi gerektiğini söylüyor.
Talebi bu süreçte vatan kavramının unutulduğunu söylüyor. Talebi’ye göre vatan yalnızca siyasi bir kavram olmayıp insanların yaşadığı, hayatlarını kurdukları toplum. Dolayısıyla bu kavramın zedelenmesi toplum için büyük bir yıkım olacaktır.
“Bir çıkış yolu var: Dayanışma”
Dayanışma, Talebi’nin inançla vurguladığı bir husus oldu. Tüm bu karanlık tabloya rağmen İran halkı, savaşın ve baskının yarattığı yıkıma karşı dayanışma ile bir araya gelebilir. Dayanışma ve ortaklık duygusunu güçlendirdikleri an bir amaç etrafında birleşeceklerdir, diyor.
Talebi, bu düşüncenin kimine romantik gelse de bugün İran toplumunun en çok ihtiyaç duyduğu şeyin dayanışma olduğunu öne sürüyor. Dayanışma ile birlikte insanların birbirine duyduğu güven, sevgi ve ortak bir gelecek duygusu…
Gerçek bir millet bilinci, Talebi’ye göre ancak bu şekilde kurulabilir. İnsanlar savaşın, diktatörlüğün ve kutuplaşmanın ne kadar yıkıcı olduğunu birlikte yaşayarak ve anlayarak yeni bir toplum kurabilirler. Bunun yalnızca siyasi projelerle değil, aynı zamanda toplumun kendi içinde kuracağı dayanışma ve ortak duygularla mümkün olabileceğini söylüyor.
Editörün gözünden İran
İran toplumunun güncel siyasal ve toplumsal durumunu çoklu boyutta değerlendirebileceğimiz bu açıklamalar; İran’daki gelişmeleri toplumun parçalı yapısı, tarihsel kırılmaları ve uzun süreli baskı ortamının yarattığı psikolojik etkiler üzerinden anlamamızı sağlıyor. Bu çerçevede İran toplumunun ortak bir millet bilincinden ziyade, farklı duygular ve çıkarlar arasında bölünmüş bir yapı sergilediğini görüyoruz.
Otoriter yönetimin yarattığı baskı, halk ve millet kavramlarını zedelerken dış müdahale riskinin doğurabileceği yıkım da İran’ın karşılaştığı tehlikelerden biri. Çözüm ise toplumun kendi içinden doğacak dayanışma ile ortak değerlerine sarılması olarak görülüyor. Talebi, insani duygulara vurgu yapıyor.
İran’da birden fazla protesto deneyimleyen ve daha önce FİKİR Gazetesi’ne konuşan, Türkiye’de bir öğrenci olan Aref; İran’da gelinen noktayı bize aktarırken rejim ile toplum arasındaki kopuştan bahsetmişti. Protestoların bastırılmasını, uluslararası müdahale tartışmalarını ve yaşananların psikolojik etkilerini birebir tecrübeleriyle aktarmıştı.
İran’ın geçmişten bugüne yaşadığı savaş psikolojisi, devletin bugünkü politik kararlarına ve halkın ayaklanma motivasyonuna farklı yönlerden etki ediyor. Halk daha öfkeli, bir yandan umutlu bir kesim de var ve herkes sokakta.
Aref bize halkın ve devlet yetkililerin arasındaki ilişki dinamiğinden bahsetmişti. Hastanelerde protestocuların muayene edilmediğini, hapishaneye giren tutsakların bir daha geri çıkmadığını ve muhtemelen öldürüldüklerini aktarmıştı. Uluslararası bir müdahalenin gerekebileceğinden, fakat bunun iyi ya da kötü sonuçlanacağına dair tahminin zor olduğunu eklemişti.
Reza Talebi ise, İran Devrimi’nden bugüne hangi faktörlerin insanların İran yönetimine karşı ayaklandığını anlatıyor ve dış müdahalelerin sonuçlarından bahsediyor.
İranlı gazeteci Reza Talebi: “İran’da halk ile rejim arasında bir bağ kalmadı”
Mollalar, ABD ve “veliaht prens”: İran’ın geleceğine kim yön verecek?
Etiketler: iran, reza talebi, iran toplumu, iran siyaseti, iran protestoları, dış müdahale, ortadoğu analizi, fikir gazetesi, iran röportaj, toplumsal kutuplaşma

