“Arpillera, resmedilen şarkılar gibidir” Violeta Parra
1973-1990 yılları arasında General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri diktatörlük döneminde Şilili kadınların elleriyle yarattığı arpillera, sadece bir sanat ürünü değil acının, kaybın, direnişin ve umudun renkli iplikler ve kumaşlarla dokunduğu birer toplumsal tanıklık belgesidir. Arpillera, kadınların geleneksel el becerilerini nasıl bir siyasal direniş aracına dönüştürdüklerinin ve baskıcı bir rejim karşısında “direnişin sesi” haline nasıl geldiklerinin çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.
Diktatörlüğün gölgesinde kadın olmak
11 Eylül 1973 tarihinde ABD’nin düzenlediği askeri darbeyle, Latin Amerika’da demokratik yollarla seçilmiş Cumhurbaşkanı Salvador Allende’nin sosyalist hükümeti devrilmiş ve General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri cunta yönetimi ele geçirmiştir. Pinochet rejimi, Kongre’yi feshetmiş, siyasi partileri yasaklamış, anayasal hakları askıya almış ve olağanüstü hâl ilan etmiştir. “Kaybedilmiş” (desaparecido) kavramı, rejimin “devlet düşmanlarıyla” baş etme yöntemini tanımlayan bir terimdir: bireyler gizli gözaltı merkezlerinde tutulmuş, işkence görmüş ve kaybedilmiştir. Resmî söylem bu kişilerin varlığını dahi inkâr ederken, basın ve medya üzerindeki katı sansür, konunun uluslararası kamuoyuna ulaşmasını engellemiştir.
Pinochet rejimine ilişkin bir diğer önemli nokta, toplumsal cinsiyet temelli tahakküm mekanizmasıdır. Rejim, kadınları geleneksel rollerine hapsetmeye çalışmış, onları siyasetten uzak, yalnızca eş ve anne kimlikleriyle tanımlanan pasif vatandaşlar olarak konumlandırmaya çalışmıştır. Diktatörlük öncesinde var olan ve kadınların siyasal hayata katılımını kolaylaştıran Ana Merkezleri (Centros de Madres) rejim kontrolünde açık kalmaya devam etse de kadınları siyasal katılımdan uzaklaştırma yönünde işlev görmüştür. Öte yandan rejimin ekonomi politikaları ve baskıcı yapısı, kadınları kamusal alana çıkmaya zorlayan paradoksal bir etki yaratmıştır. Diktatörlüğün neoliberal yeniden yapılanma politikaları, özellikle işsizlik, gıda kıtlığı ve temel ihtiyaç maddelerine erişimde yaşanan güçlüklerle kendini gösteren ağır bir ekonomik krize yol açmıştır. Halkın %60’ı açlıkla yüz yüze gelmiştir. Erkeklerin- eşlerin, babaların, oğulların ve kardeşlerin- kaybedilmesi ya da işsiz kalması, ailelerin geçim sorumluluğunu kadınların omuzlarına yüklemiştir. Bu koşullar altında, hayatta kalma mücadelesi veren kadınlar kamusal alana adım atmak ve dayanışma ağları oluşturmak zorunda kalmışlardır. Kriz birçok işçi sınıfı ailesini yoksulluk sınırının da altına itmiş ve geçinmek için kadınları alternatif yollar bulmaya zorlamıştır.
Arpillera atölyelerinin doğuşu
Arpillera hareketinin kökenleri, Pinochet diktatörlüğünden önceye, 1960’lı yıllara uzanır. Violeta Parra’nın Isla Negra’lı kadın balıkçılarla birlikte geliştirdiği yün işlemeli duvar panoları, bu geleneğin ilk örneklerini oluşturur. Parra’nın 1964’te Louvre Müzesi’nde sergilediği 22 arpillera, bu sanat formunun uluslararası düzeyde tanınmasını sağlamıştır. Ancak diktatörlük döneminde üretilen arpilleralar hem teknik hem de içerik açısından önceki örneklerden net biçimde farklılaşmıştır. Daha önce yün işlemelerle yapılan ve gündelik yaşamın renkli sahnelerini betimleyen arpilleralar yerini geri dönüştürülmüş kumaş parçalarının aplike tekniğiyle kullanıldığı protestocu içeriğe sahip eserlere bırakmıştır.
Arpillera atölyeleri, Şilili kadınların hayatta kalma mücadelesiyle siyasal direnişlerini birleştirdikleri mekânlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu atölyelerin kuruluşunda ve sürdürülmesinde en önemli rolü, diktatörlüğe muhalif duruşuyla bilinen Katolik Kilisesi oynamıştır. Pinochet yönetiminin ilk yıllarında kurulan Barış İş birliği Komitesi (Comité de Cooperación para la Paz) ve 1976’da onun yerini alan Vikarya de la Solidaridad arpillera atölyelerinin örgütlenmesinde hayati işlev görmüştür. Kilise, kadınlara güvenli buluşma mekânları sağlamış, kumaş ve iplik gibi malzemeleri temin etmiş ve en önemlisi de üretilen arpilleraların yurt dışına ulaştırılması işini örgütlemiştir. Atölyeler genellikle yirmi kadar kadının haftada birkaç kez bir kilise binasında bir araya gelmesiyle oluşuyordu. Katılımcılar büyük oranda yoksul ya da işçi sınıfından kadınlardan oluşuyordu. Çoğunun eşi işsizdi ya da bir yakını “kaybedilmişti”. Atölyeler, sadece üretim mekânları değil aynı zamanda kadınların travmalarını paylaştıkları, dayanışma imkânı buldukları ve ortak acılarını kolektif bir bilince dönüştürdükleri buluşmalar olarak da işlev görmekteydi. Atölyelerin örgütlenme biçimi, demokratik bir toplum modelini yansıtıyordu. Her atölyede bir sayman, bir kalite kontrol sorumlusu ve tamamlanan arpilleraları teslim edecek bir kişi bulunmaktaydı. Atölyeler son derece eşitlikçi bir yapıya sahipti ve elde edilen gelir üyeler arasında eşit dağıtılarak kararlar kolektif biçimde alınıyordu.
Arpilleraların dili
Arpilleralar, diktatörlüğün vahşetini ve gündelik yaşamın dayanılmaz koşullarını betimleyen görsel anlatılardır. Bu tekstil eserler, çuval bezi (arpillera) üzerine aplike tekniğiyle yerleştirilmiş kumaş parçaları ve üç boyutlu öğelerle (küçük bebekler, minyatür nesneler) oluşturulur. Arpilleraların konu yelpazesi oldukça geniştir: askerlerin evleri basması, Santiago’daki stadyumlarda işkence sahneleri, toplu mezarlar, gıda kuyrukları, işsizlik, açlık grevleri, kadın yürüyüşleri…
Sembolizm arpilleraların dilinde merkezi bir rol oynar. Bir oğlu annesinden koparan dört kara akbaba dört cunta liderini simgeler. Belki de en dokunaklı sembolik pratik, kaybedilen yakınların kıyafetlerinden kesilen kumaş parçalarının arpilleralarda kullanılmasıdır. Bu pratik, hem malzeme yokluğundan kaynaklanan bir zorunluluk hem de derin anlamı olan bir eylemdir. Kayıp bedenler bulunamamış olsa da onların kıyafetlerinden kesilen parçalarla dokunan arpilleralar, failleri işaret etmeye devam etmiştir. Arpilleraların bir diğer önemli özelliği anonimlikleridir. Eserlerin büyük çoğunluğu anonimdir ya da yalnızca baş harflerle imzalanmıştır. Pinochet rejimi, arpilleraların gücünün farkına varmış ve onları “karalama kampanyasının duvar halıları”, “Şili karşıtı propaganda” ve “iftiracı duvar halıları” olarak nitelendirerek yasaklamıştır. Ele geçirilen arpilleralar imha edilmiş ancak yaratıcılarının anonim kalması onları taciz ve hapisten koruyabilmiştir.
Hayatta kalma stratejisinden siyasal öznelliğe
Kadınların arpillera atölyelerine katılımının en önemli nedeni hayatta kalma mücadelesidir. Ekonomik zorluklar ve aile geçiminin kadınların omuzlarına yüklenmesi, onları ek gelir kaynakları aramaya itmiştir. Başlangıçta pek çok kadın bu atölyelere katılımını siyasal bir protesto olarak görmemiştir ve hatta yoksulluklarının Pinochet politikalarıyla bağlantısını tam olarak kavramaktan uzak bir anlayışa sahiptir. Ancak atölyelerdeki etkileşim, bu mekânları birer “özgürleşme” alanına dönüştürmüştür. Kadınların siyasal ve toplumsal meseleler hakkında özgürce konuşabilmesi ve arpilleranın kolektif üretimi, yoksul kadınların radikalleşmesine yol açmıştır. Başlangıçta gündelik yaşamı iyileştirme amacı taşıyan bu iş kadınları güçlendiren bir araca dönüşmüştür. Kadınlar yalnızca arpillera üretmekle kalmamış, aynı zamanda açlık grevlerine katılmış, Kongre kapılarına kendilerini zincirlemiş, sokağa çıkmış ve İnsanlık İçin Anneler gibi gruplarda mücadele etmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca Şili’ye özgü değildir; dünyadaki pek çok kadın hareketinde benzer örüntülere rastlanmaktadır. Şili’deki deneyime benzer biçimde Peru’daki kolektif aşevleri (comedores) de temel bir ihtiyacı karşılama amacıyla yola çıkıp kadınlara eğitim ve güçlenme olanağı sunan mekânlara dönüşmüştür.
Uluslararası dayanışma ağları ve arpilleraların küresel yolculuğu
Arpilleraların yurt dışına çıkarılması ve uluslararası kamuoyunda Pinochet rejiminin vahşetinin görünür kılınması, hareketin en stratejik boyutlarından birini oluşturur. Vikarya de la Solidaridad, arpilleraların yurt dışına kaçırılmasında kilit rol oynamıştır. Rejimin yasakladığı bu eserlerin ülke dışına çıkarılması, diplomatik dokunulmazlığı olan özel posta çantalarının içine dikilmeleri ile mümkün olmuştur. Arpilleralar, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki insan hakları aktivistleri ve Şilili sürgünler tarafından büyük ilgi görmüştür. Bu tekstiller, Şili’deki gerçek durum hakkında bilgi sağlamış ve Pinochet karşıtı hareketi canlandırmıştır. Satın alanlar için arpilleralar, yalnızca estetik nesneler değil, aynı zamanda dayanışmanın somut ifadeleriydi çünkü her bir arpillera direniş, umut ve mücadele mesajı taşıyordu. Uluslararası satışlar, kadınlar için hayati bir gelir kaynağı oluştururken aynı zamanda rejimin insan hakları ihlallerini dünyaya duyuran bir mekanizma olarak da işlev görmüştür. Pinochet yönetimi, insan hakları ihlallerini gizlemeye ya da inkâr etmeye çalışırken arpilleraların uyandırdığı uluslararası ilgi, rejimin dehşetinin inkâr edilemezliğini ortaya koymuştur.
Arpilleraların dönüşümü
Arpilleralar, içerik ve biçim açısından zamanla önemli dönüşümler geçirmiştir. Bu dönüşümler aracı kuruluşların (kilise ve insan hakları örgütleri) siyasal duruşundaki değişimlerle, mali kaygılarla, baskıyla, alıcı profillerindeki farklılaşmalar ve yeni sanatçıların katılımıyla açıklanabilir. Diktatörlüğün ilk yıllarında üretilen arpilleralar, doğrudan insan hakları ihlallerini ve rejimin vahşetini betimleyen “dayanışma inşası” temelli çalışmalardan oluşurken zamanla gündelik yaşamın zorluklarına (sağlık, işsizlik, açlık, sürgün) odaklanan temalar ağırlık kazanmaya başlamıştır. Uluslararası talebin de etkisiyle daha çok kırsal yaşam sahnelerini betimleyen arpilleralar üretilmeye başlanmıştır.
Miras ve güncel mücadele
Arpillera hareketi, Pinochet diktatörlüğünün sona ermesinden sonra da varlığını sürdürmüş ve yeni bağlamlarda yeniden anlam kazanmıştır. Günümüzde arpillera, yalnızca tarihsel birer tanıklık belgesi olarak değil güncel toplumsal ve siyasal meseleleri ele alan bir ifade aracı olarak üretilmeye devam etmektedir. Memorarte gibi örgütler, feminist ve çevreci temalara odaklanarak arpillera geleneğini güncellemektedir. Victoria Diaz gibi çağdaş sanatçılar, iklim değişikliği, su kıtlığı ve kirlilik gibi küresel mücadele temalarını arpilleralar aracılığıyla ortaya koymakta ve bunları adalet ve eşitlik mücadelelerini güçlendirmek ve yaygınlaştırmak için kullanmaktadır. 2019’da Şili’de patlak veren ve metro zammıyla başlayıp eğitim, sağlık, emeklilik ve çevre sorunlarını kapsayan geniş çaplı protestolar sırasında üretilen arpilleralar, bu sanat formunun varlığını koruduğunu ortaya koymuştur. Şili sınırlarını aşan arpilleralar İrlanda’da kadınların çatışma sonrası dönemde başka bir kültürün travma ve çatışma deneyimini öğrenmelerini de sağlamıştır. Başka ülkelerde müze ve koleksiyonlarda sergilenen arpilleralar, diktatörlük döneminde Şilililerin yaşadığı acıların kalıcı görsel tanıklıkları olarak işlev görmektedir.
İğne iplikle örülmüş bir direniş arşivi
Arpillera hareketi, baskıcı bir rejimin susturmaya çalıştığı kadınların ve yoksulların siyasal bir özne olarak kendilerini yeniden inşa etmelerini sağlamıştır. Violeta Parra’nın “resmedilen şarkılar” olarak nitelendirdiği bu tekstil sanatı, yalnızca dönemin tanıklığı değil aynı zamanda kadınların kolektif direnişinin ve dayanışmasının da birer anıtıdır. Arpilleralar, resmî tarih anlatısının dışında kalanları, bastırılanları ve görmezden gelinenleri kayıt altına almıştır. Kayıp yakınlarının kıyafetlerinden kesilen kumaş parçalarıyla dokunan bu eserler, bedenleri bulunamayanların yokluğunu maddi bir varlığa dönüştürmüş, failleri sessizce ama ısrarla işaret etmeye devam etmiştir. Bugün arpilleralar, Şili’nin somut olmayan kültürel mirası olarak kabul edilmekte ve yeni kuşaklara bu direniş geleneği aktarılmaktadır.

