₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Bir kedinin yası nasıl tutulur?

“Böyle böyle yaşlandın. Veteriner 90’larında insan yaşına göre diyor. Bu insan yaşı olayını hiç anlamadım. 15 işte. 15 yaşında tek dişli, yarım ciğerli, birkaç organı birden çökmüş ve maalesef artık kakasını yapamayan genç bir kızsın.

Eğer yarın ameliyattan çıkamaz ve ölürsen, sen kakasını yapamadığı için ölen biri olacaksın. Biraz komik. O yüzden yaşamanı öneriyorum.”

Üç kez kalbi durmuş. Denemiş yani yaşamayı.

On beş yaşındaki kedim, Büyük, bir gece çok hastalandı. Aslında bu ani bir şey değildi. Yıllardır ciddi sorunları vardı. Yıllardır onun bakımı için çok fazla emek harcandı. Akciğerinin üçte ikisi hasarlı olduğu için saatlerce buhar banyoları yaptırır, nefesini açmaya çalışırdık. Evde deodorantlar, tozlar, keskin hiçbir şeye izin verilmezdi. Seneler boyunca kardeşleri huzurunu kaçırmasın diye üzerine titredik. Sokakta arka ayakları kırıkmış, öyle geldi bize. Yürüme zorluğu vardı. Tüyleri yaşlılıktan hep keçeleşirdi, tek tek açardı onunla ilgilenirdik. Sürekli böyleydi zaten; bakım dediğimiz şey bir an değil, bir süreklilikti.

Acile götürdüğümüz zaman çok korktum. Zaten o gün ölüyormuş, müdahale etmesek.

Sonra bir buçuk aylık bir bakım süreci başladı. Gece hastanede kalmalar, sürekli kontrol, sürekli lavman, kedinin kötü halini görmek, ağladığını, üzüldüğünü görmek, ev ve hastane arasında gidip gelmek, evde ilaçlarını vermek için her gün ayrı bir mücadele, yediği her lokmayı takip etmek, uyuyamamak, onunla beraber acı çekmeye başlamak. Sürekli kaygı ve alarm halinde yaşamak. Bir noktadan sonra bunun artık sadece bakım olmadığını, büyük bir kriz yönetiminin ortasında olduğunu fark etmek.

İyileşmiyordu. Kötü hissetmeye devam ediyordu. Ne yaparsam yapayım yetmiyordu. Tıbbi süreci tam olarak anlayamıyordum. Sürekli araştırıyordum, sürekli daha fazlasını yapabilir miyim diye uğraşıyordum ve bir noktada sinirlerim bozuluyordu. Bu durumdan bıkıyordum. İlacını içmek istemediğinde içten içe kızıyordum. İnsanlarla ilişkilerim değişti. Konuşmalarım değişti. Tahammül edemez oldum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Nasıl yardım istenir, onu da bilmiyordum.

Hayvan olması nedeniyle herkes aynı şeyi söyledi: Elinden geleni yaptın, seninle çok iyi yaşadı. Ama elimden geleni yapmak kedimin öldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu acıyı tarif edemediğim gibi, kimse de bu acıyla ne yapılacağını bilmiyor.

Hayvanlarla kurulan bu tür ilişkiler, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman yaftalanıyor. Delirmişiz gibi, hayatımızdaki bir eksikliği kapatıyormuşuz gibi. Bir yerden sonra da görünmez bir sınır çiziliyor: bu kadar da abartma. Oysa biz her zaman sağlıklı hayvanlarla yan yana değiliz. Hatta çoğu zaman özellikle yaralı, yaşama tutunamamış hayvanlarla ilişki kuruyoruz. Biraz da bunu seçiyoruz. O bakım emeğini verebileceğimizi bildiğimiz için.

İnsanlara verilen bakım emeğinde başka dinamikler var. Karşılıklılık var; geçmiş var, rol var, destek var, bazen nefret bile var ama yine de bakım veriyor olmanın seni kutsadığı, kahramanlaştırdığı başka insani hazlar almak da mümkün. Toplumsal da bir onaydır anaya babaya yaşlıya engelli çocuğuna bakmak.  Hayvanla kurulan ilişkide bu tür bir karşılıklılık yok. Ya da bambaşka bir yerden kuruluyor. 

Hayvan olması nedeniyle herkes aynı şeyi söyledi: Elinden geleni yaptın, seninle çok iyi yaşadı. Ama elimden geleni yapmak kedimin öldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu acıyı tarif edemediğim gibi, kimse de bu acıyla ne yapılacağını bilmiyor. Canı acıdığında gelip sana sığınması, derdini konuşarak anlatamayan bir canlının derdini birebir anlamak, bilmek, hissetmek çok ağırdı. 

Ve sonunda öldü.

İnsanlar haklı olarak kedimle geçirdiğim zamanı, birbirimize karşılıklı verdiğimiz sevgiyi düşünüp biraz rahatlamamı istedi. Ama böyle bir yas tutma kodumuz yok bizim toplumsal olarak. Zaten insan öldüğünde bile nasıl yas tutulacağını bilmeyen bir dünyaya dönüştük. Hayvan öldüğünde bunun hiçbir prosedürünün olmaması — nereye gömüleceği, ne yapılacağı, nasıl vedalaşılacağı — işleri daha da garip bir hale getiriyor. İnsanlar nasıl teselli edeceğini bilemiyor, zorlanıyor. O gün yanımda duran ve benim yerime kedimi gömen arkadaşlarımla nur topu gibi bir travmamız oldu tüm bu kaos nedeniyle mesela. 

Başka bir kedi al diyen oldu. Çok iyi anlayan oldu. Kendi yaşadıklarını anlatanlar oldu. Ben odaklanmak istediğimde kafamı dağıtmaya çalışanlar, kafamı dağıtmak istediğimde tam tersine beni bununla yüzleştirmeye çalışanlar oldu. Hiç kimsenin kızılacak bir tarafı yok aslında. Bilmiyoruz çünkü. Ben de bilmiyorum. Hep beraber bilmiyoruz.

Bu kadar bakım verdikten sonra artık bu evde yok ama kapıdan geri dönüyorum, suyunu vermeyi unuttuğumu sanıp. Çamaşır makinesini çalıştırırken hâlâ içine bakıyorum. Böyle bir korkum vardı benim — çamaşır makinesinde kedi yıkamak gibi. Hâlâ bazı refleksleri taşıyorum. İlaçlarını atamıyorum. Her gün zorla verdiğime inanamıyorum bu kadar ilacı, biraz dövdü beni bu süreçte, az bile yapmış düşününce. 

Bir şekilde hayvanlarla kurduğumuz ilişkide hastalık, bakım ve yas hakkında çok daha fazla konuşmamız gerekiyor. Arkadaşlarım yasımı çok güzel paylaştılar. Kimileri hayvanlarla ilgili derneklere bağış yaptı. Yaş mama dağıttı hayvanlara sokakta kimisi. Biralarımızı Büyük’e tokuşturduk birlikte. Bunlar bana iyi geldi. Acımı görünür kılmak ve “Büyük” için birlikte yas tutmak. Kedimin ve hepimizin hayvan dostlarının yasının tutulmaya değer olduğunu bilmek benim için önemliydi.

Süreci anlatmak istedim, bizzat yaşayan olur, birine destek olurken ne yaparım diyen olur. En çok da “ben mi bir hata yaptım” diye soran olur, ben sordum, en çok da bu yoruyor. Ama böyle işte, bütün bu sürecin içinde, kime bakım sağlıyorsak sağlayalım, aslında hem yaşamı hem ölümü birlikte taşıyoruz.

“Ama eğer gidersen, yoruldum dersen, sana yettiyse bu hayat, çabana sağlık güzelim. Ben, senden razıyım, hayatta en çok sevdiğim şey sensin. Seni bir kıymık gibi kalbime sapladığımı, hep içimde acını bir o kadar neşeni, miyavlamalarını, patilerini yüzüme değdirip uyumalarını taşıdığımı bilerek git. Kardeşlerinden ve yaygaralarından kurtuldun. Eğer gidilecek bir yer gerçekten varsa yanına geldiğimde sana hiç azalmamış sevgimle geleceğim. 

Keşke okuma yazman olsa.

Kızkardeşin Senem.”

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →