Son günlerde gıda fiyatlarının hızla artması nedeniyle emeklilerin ve emekçilerin gıdaya erişimi her geçen gün zorlaşıyor, nedeni olarak ta genellikle yaşanan “bölgesel savaş” gösteriliyor. Savaş’ın ve petrole erişimin zorlaşması tabii ki bu durumu etkiliyor. Ama tek neden bu mu? Tabii ki Hayır!
2.Dünya savaşı sonrası adına “Yeşil Devrim” denilen “tarımsal üretimde artış, verimlilikte artış” yapacağı gerekçesiyle şirketlerin geliştirdiği hibrit tohumların, kimyasalların kullanımı ve makineleşme teşvik edilmiştir. ABD “Marshall Yardımları(!)” nı verirken Türkiye’ye “tarıma dayalı kalkınma programı” tavsiye etmiş ve kendi uzmanlarının denetiminde bu programı başlatmıştır. “Yeni sömürgecilik” ilişkilerinin ürünü olarak tarım politikaları da çiftçileri girdilerde şirketlere bağımlı hale getirmeye hizmet edecek tarzda yeniden şekillendirilmiştir. Geleneksel köylü üretim tarzı (agroekolojik üretim tarzı) terkedilerek hızla endüstriyel tarımsal üretim hakim hale getirilmiştir. Hayvansal vb. gübreler kullanma yerine kimyasal gübre ve ilaçların (!)(zehirlerin) kullanımı yaygınlaştırılmış, kimyasal zehir üretimi için fabrikalar kurulmuş, geleneksel tarım aletlerinin kullanımı azaltılarak yoğun enerji tüketen makineler (tüm Dünya’da ve ülkemizde) tarımsal üretimde hakim hale getirilmiştir. Tarımsal üretime girdi sağlama ve müdahale sermayenin yeni birikim araçlarından birisi olmuştur. Çünkü endüstriyel tarım, yoğun tarım kimyasallarına dayalı, tarım girdileri satan, gıda işleyen ve pazarlayan bir avuç küresel şirket tarafından kontrol edilen tarım ve gıda sistemidir. Bu sistem bir yandan sağlıksız gıdalar üretirken diğer yandan küresel iklim değişikliğini şiddetlendirmekte, çevreyi kirletmekte, çiftçileri ve tüketicileri ezmektedir. Endüstriyel tarım ve gıda sistemi dünyada yaygınlaştıkça iklim krizinin de büyümesine yol açmıştır. Bugün endüstriyel tarım ve gıda sistemi küresel sera gazı emisyonlarının 0/0 44’ünden fazlasından sorumludur.
Uygulanan ve teşvik edilen tarım ve gıda politikaları sadece üreticilerin üretim tarzını değil, tüketicilerin de tüketim alışkanlıklarını ve damak tatlarını da peyderpey değiştirmiştir. “İşlenmiş gıda ve hazır gıda ” tüketimleri büyümüş sermaye için iyi bir yatırım alanı olmuştur.
12 Eylül Faşist askeri darbesinden sonra “İhracata dayalı sanayileşme” adı altında uygulamaya konulan neoliberal politikalardan tarımsal üretimde nasibini almış, çiftçilere sağlanan desteklerden vazgeçilmiş, “taban fiyat” uygulamalarına son verilmiş, tarımsal üretimi işleyen kamu fabrikaları (Şeker fabrikaları, sigara ve alkol üretimi yapan fabrikalar vb.) özelleştirme kapsamına alınmış, piyasanın çiftçiler lehine düzenlenmesine yardımcı olan örgütler (Tariş, Fıskobirlik, Marmarabirlik vb.) piyasa dışına itilmeye çalışılmış, büyük ölçüde de başarılı olunmuştur. Bunların yanısıra çıkartılan “Tohumculuk Yasası”, “Milli Tarım Politikaları” vb. adı altında tohum şirketlerinin desteklenmesini sağlayan uygulamalar küçük çiftçileri üretimi bırakmaya zorlamıştır.
Siyasi iktidar küçük aile tarımını yok etmek için bunlarla da yetinmemiş, çıkarttığı “Bütün Şehir Yasası” ile binlerce köyün tüzel kişilikleri lağvedilerek otlak ve meralarda dahil köy tüzel kişiliklerinin bütün mal varlıklarına el konularak şirketlerin hizmetine sunulmuştur. Köylülerin ortak kullanım alanı olan otlak ve meraların el konulması köyünde küçük ölçekte hayvancılık yapan çiftçilerin hayvan yetiştiriciliğini bırakmasına neden olmuştur. Türkiye’de bu nedenle hayvan sayısı düşmüştür.
Sermayenin her geçen gün gıda üretimini ve pazarını daha fazla kontrol etmesi küçük aile tarımı yapanları üretimin dışına itmesi yetmezmiş gibi tarım arazilerinin enerji, madencilik, konut vb. yatırımları için yağmalanması ve bu talanın ekolojik etkileri de gıda üretiminde olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
Böylesine bir süreç yaşanırken ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından tüm dünyada enerji fiyatları artmıştır. Buda ister istemez enerji yoğun bir üretim tarzı döngüsü içinde olan gıda fiyatlarını da arttırmıştır. Emekçilerin gıdaya, enerjiye, ulaşıma erişimi de zorlaşmıştır.
Bu duruma mahkum olmak zorunda değiliz;
Üreticiler ve tüketiciler bir araya gelip bu zincirleri kırabiliriz. Yerelde üretip, yerelde tüketerek, mevsiminde üretip mevsiminde tüketerek, geleneksel köylü tarımına (agroekolojik üretime) destek vererek yeniden bir gıda sistemi kurabiliriz. Elimizden alınmaya çalışılan Gıda Egemenliğimizi yeniden kurabiliriz.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargo yüzünden Küba ciddi bir enerji ve tarımsal girdi sorunu yaşamış ve açlıkla karşı karşıya kalmıştı; yaşlı çiftçilere danışarak tarımsal üretim tarzını değiştirdi. Enerjiye bağımlı olmadan, kimyasal gübre, pestisit kullanmadan agroekolojik tarımsal üretime geçti. Yerelde üretip, yerelde tüketebilmek için kent bostanları oluşturdu. Tekrar hayvansal üretim ile bitkisel üretimin birlikteliğini ve dayanışmasını sağladı. Gübre olarak kullanmak için kompost üretimi yaptı. Halkının gıdaya erişimi sorununu çözdü. Toplumsal katılım ve dayanışma ile Gıda Egemenliği’ni sağladı. Deyim yerindeyse “Krizi fırsata çevirdi”.
Brezilya’daki Topraksız Kırsal İşçiler Hareketi (MST – 3 Milyon civarı katılımcısı vardır) işgal ettiği topraklarda şirketlerin tarımsal girdilerine bağımlı hale gelmeden (kimyasal gübre ve pestisit kullanmadan) geleneksel tarım bilgileriyle, agroekolojik tarımsal üretim tarzıyla hem katılımcılarının hem de kentlerdeki yoksulların sağlıklı gıdaya erişimini sağlamış, sağlamaya da devam etmektedir.
Bir başka örnek Hindistan’dır. 2020 yılında Hindistan hükümeti küçük çiftçileri tasfiye etmek, tarımsal üretimi ve gıdayı tamamen ulusal ve uluslararası tarım şirketlerinin kontrolüne vermek için yasalar çıkarttı ve yasaları uygulamaya çalıştı. 2021 yılı başında 500.000 den fazla çiftçi çıkartılan bu yasaların uygulanmasını engellemek için ülkenin farklı yerlerinden Yeni Delhi’ye doğru yürüyüşe geçti, günlerce yolları kapattı. Gıdaya erişim hakkını savunmak için binlerce tüketici de çiftçileri desteğe gitti. Bu eylemlerin sonucunda hükümet 2021 yılı sonunda söz konusu tarım yasalarını geri çekmek, uygulamadan kaldırmak zorunda kaldı. Hindistan’ın bazı eyaletlerinde pestisit kullanmak bile yasaktır.
Bizde başarabiliriz. Yaşanan krizinin çözümünü birlikte oluşturabiliriz. Yeter ki doğayı, ekolojik dengeyi, bioçeşitliliği yok eden enerji, madencilik ve gıda politikalarına “DUR! demesini bilelim.
Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!
Köylü Hakları Hemen Şimdi.
İzmir FİKİR Buluşmaları’nda kentsel gıda politikaları ve gıda egemenliği tartışıldı
Adil geçişin sofrası: Alejandro Colás ile kentler, emek ve gıda egemenliği üzerine

