₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Yirmi yılda 20 bin köy okulu kapatıldı: Eğitimin kırsaldan çekilişi neyi değiştiriyor?

Nitelikli Eğitim Üretken Öğretmen Derneği (NE-DER) Yönetim Kurulu Üyesi Cennet Solak, son 20 yılda 20 bin köy okulunun kapatıldığını söyledi. 1990’lı yıllarda başlayan Taşımalı Eğitim ve Merkezileşme Politikası ile az öğrencili okulların kapatılarak öğrencilerin ilçe merkezlerine taşındığını kaydeden Solak, bu kararın eğitimde ve toplumsal yaşamda birçok soruna yol açtığını anlattı.

Sosyal odak noktasının kaybı

Kozalak Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Kapatılan Köy Okulları ve Yarattığı Toplumsal Sorunlar” konulu panele; Nitelikli Eğitim Üretken Öğretmen Derneği (NE-DER) Yönetim Kurulu Üyesi Cennet Solak, Çiftçiler Sendikası Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu ve Öğretmen Necip Vardal katıldı.

Cennet Solak, söyleşide gerçekleştirdiği sunumda köy okullarının kapatılması ile köyde sosyal odak noktası kaybının yaşandığını belirterek, “Köy okulu sadece bir bina değil, düğünlerin, toplantıların ve imece faaliyetlerinin kalbiydi. Köyün ortak yaşam alanı yok oldu. Toplumsal hafıza ve gelenekler zayıfladı. Gençlerin köyde sosyalleşme imkânı bitti” dedi.

Eskiden köy öğretmenin tarım, hukuk ve sağlık konularında köylünün doğal danışmanı olduğunu kaydeden Solak, “Köy okullarının kapatılması ile entelektüel boşluk oluştu. Öğretmenin köyden çekilmesi, rasyonel düşüncenin köyden çekilmesi anlamına geldi. Çocuklarının eğitimi için endişelenen aileler köylerini terk ederek şehirlerin çeperlerine yerleşmek zorunda kaldı. Bu durum köylerin insansızlaşmasına ve tarımsal üretimin yaşlanmasına, bazı bölgelerde tamamen durmasına neden oldu” diye konuştu.

Eğitimden sonra sağlık hizmetlerinin de köyden çekildiğini ifade eden Solak, “2001 öncesi 11 bini aşan sağlık ocağı sayısı, 2024 yılı itibarıyla 4 binlere kadar düştü. Sağlık ocaklarına ayrılan personel kadro sayısı 2020’de 978 iken, 2024’te 8’e düşerek kırsalda ebe ve hemşire istihdamı ciddi oranda azaldı. Aynı zamanda sağlık ocağı ve okul gibi kurumların kapanması kırsal göçü artırmış ve köylerde yaşayanların, özellikle yaşlıların sağlık hizmetine ulaşımını da zorlaştırdı” dedi.

Köyden kente zorunlu eğitim göçü yapan ailelerin şehirde ekonomik ve sosyal darboğazla karşılaştığını anlatan Solak, bu ailelerin gecekondu bölgelerinde yaşam mücadelesi verdiğini,  kültürel çatışma ve yabancılaşmaya maruz kaldığını ve vatandaşlık bilincinin “hayatta kalma” mücadelesine dönüştüğünü anlattı.

Kız çocuklarının okullaşma sorunu

Köy okullarının kapatılması ile uzak mesafeler ve güvenlik kaygıları nedeniyle binlerce kız çocuğunun ortaöğretime devam edemeyerek eğitim dışı kaldığını da kaydeden Solak, bunun da eğitim hakkından mahrum kalan kız çocuklarının erken yaşta evlilik riski ile karşı karşıya bıraktığını ifade etti.

Okula erişimi zorlaşan veya akademik başarıdan kopan çocukların da, fabrikalarda ucuz iş gücü olarak kullanıldığını belirten Solak, mevsimlik işçilik ve taşımalı eğitimin yarattığı kopukluğun ise çocukları eğitimden tarlaya iten yapısal bir neden olduğunu bildirdi.

Solak, sözlerine şöyle devam etti: “Öğrenciler, kendi köylerinden koparılıp bilmedikleri bir merkeze taşındıklarında kendilerini okulda ‘misafir’ gibi hissediyorlar. Bu yabancılaşma, akran zorbalığı ve ötekileştirilme riskini artırarak ruh sağlığını ve eğitim sürecini olumsuz etkiliyor. Ulaşım zorlukları ve psikolojik baskı, öğrencinin bilişsel kapasitesini doğrudan düşüren bir değişkendir. Okulun kapanması, devletin köydeki somut varlığının çekilmesi olarak algılanıyor. Köy okulları yetişkin eğitimi ve bilinçlenme merkeziydi. Artık bu kanal kapalı. Üreten ve sorgulayan vatandaş modelinden, hak aramayan pasif profile geçiş hızlandı.”

Solak, köy okullarının kapatılmasının tarımda arz kaybına ve hayvancılıkta da dışa bağımlılığı getirdiğini söyledi. Gençlerin köyü terk etmesi ile birlikte çiftçi ailelerin mikro üretiminin sonunun geldiğini savunan Solak, “Köyde yaşam zorlaşınca mera hayvancılığı yapan nüfus azaldı. Bu da et ve canlı hayvan ithalatını tetikledi. Sonuçta da milyarlarca dolar, yerli çiftçi yerine yabancı çiftçilere ödeniyor ve gıda enflasyonu artıyor” dedi.

Okulların kapanmasıyla başlayan zorunlu göç sürecinin, köyde kalan nüfusu yaşlandırdığını ve toplumsal direnç kapasitesini zayıflattığını savunan Solak, genç nüfusun çekildiği bir köyde maden şirketlerine karşı yürütülecek hukuki ve fiili mücadele zeminin de daraldığını belirterek şunları söyledi:

“Kırsalın boşaltılması, doğal kaynakların kamusal denetimden çıkarılıp uluslararası piyasa odaklı sömürülmesine imkan tanımaktadır. Türkiye genelinde, özellikle kırsal alanların yüzde 60’ından fazlası maden ruhsat alanı olarak tanımlanmıştır. Uluslararası maden kartelleri ve yerli işbirlikçileri, boşalan köyleri “atıl arazi” olarak yaftalayarak hızlı ruhsatlandırma süreçlerine dahil etmektedir. Açık ocak madenciliği ve siyanürlü altın arama faaliyetleri, köylünün geride bıraktığı doğal mirası geri dönülemez biçimde yok etmektedir. Yeraltı su seviyelerinin düşmesi ve kirlenmesi, tarım arazilerinin toz ve ağır metallerle zehirlenmesi, ormansızlaşma ve biyoçeşitlilik kaybı ciddi çevre sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Çözüm: Köyü yeniden kazanmak

Cennet Solak, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:

Okulların İhyası: Eğitimin köye dönmesi, kırsalın yeniden canlanması ve yerel denetimin kurulması demektir.

Ruhsat İptalleri: Stratejik tarım ve orman alanlarındaki maden imtiyazlarının ulusal çıkarlar doğrultusunda revize edilmesidir.

Gıda Egemenliği: Küresel şirketlere değil, yerel üreticiye ve kooperatiflere dayalı bir kırsal kalkınma modelidir. Köy okulları toplumsal kalkınmanın ve gıda güvenliğinin temel sigortasıdır. Toprak, sadece üzerinde yürütülen bir ekonomik faaliyet alanı değil; bir milletin kültürel, eğitsel ve biyolojik sürdürülebilirliğinin temelidir. 

Ayrık Otu’nun avukatı: Senih Özay

Salihli halkının malına göz dikildi

Teslim olmayanlar: Direnişten komünal yaşama

Bir okuldan fazlası

Köy okulları, çocukların eğitim aldığı yerler olmanın ötesinde, kırsal yaşamın ortak hafızasını, kamusal temasını ve dayanışma imkânını taşıyordu. Bu nedenle kapanan her okul, yalnızca bir dersliğin değil; köyde birlikte düşünme, öğrenme ve örgütlenme kapasitesinin de zayıflaması anlamına geliyor.

Kırsalın geleceği eğitimden başlıyor

Taşımalı eğitim tartışması, çocukların servislerle merkeze taşınmasından ibaret değil. Köyde okulun kalıp kalmaması; tarımsal üretimin sürmesi, genç nüfusun köyde tutunması, kız çocuklarının eğitime erişimi, yaşlıların hizmetlere ulaşımı ve doğal varlıkların korunmasıyla doğrudan ilişkili.

Yeniden kurmak mümkün

Panelde dile getirilen çözüm başlıkları, köy okullarını nostaljik bir hatıra olarak değil, geleceğin kırsal yaşamı için kamusal bir altyapı olarak düşünmeye çağırıyor. Eğitim, üretim, sağlık, kooperatifçilik ve ekolojik koruma birlikte ele alındığında, köyü yeniden kazanmak yalnızca mümkün değil; aynı zamanda toplumsal dayanıklılık için zorunlu hale geliyor.

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →