Washington Post’un aktardığı son değerlendirmeler, 2026’da güçlü bir El Niño ihtimalinin küresel gıda, su ve ekonomi güvenliği açısından yeni riskler yaratabileceğine işaret ediyor. Ancak 1877–78 felaketinin dersi yalnızca iklimle değil; yoksulluk, sömürgecilik, eşitsizlik ve kamusal hazırlıkla ilgili.
Pasifik Okyanusu’nun tropikal kuşağında ısınan sular, dünyanın farklı bölgelerinde yağış, sıcaklık, kuraklık ve tarımsal üretim dengelerini değiştirebilecek yeni bir El Niño ihtimalini gündeme taşıdı. Washington Post’ta Ben Noll imzasıyla 12 Mayıs 2026’da yayımlanan haberde, bu yıl gelişebilecek güçlü El Niño’nun 1877–78’deki tarihsel felaketle karşılaştırıldığı; ancak bugünün dünyasının hem daha kırılgan hem de bilimsel olarak daha hazırlıklı olduğu vurgulanıyor.
1877–78 El Niño’su, Hindistan, Çin, Brezilya ve başka bölgelerde milyonlarca insanın ölümüne yol açan büyük kıtlıklarla birlikte anılıyor. Singh ve arkadaşlarının Journal of Climate’ta yayımlanan çalışmasına göre 1875–78 arasındaki çok yıllı kuraklıklar Asya, Brezilya ve Afrika’da yaygın ürün kayıplarına neden oldu; küresel kıtlıkta ölü sayısı 50 milyonu aştı.
Bugünkü soru, aynı felaketin birebir tekrar edip etmeyeceğinden çok, benzer iklim şoklarının daha sıcak bir atmosferde hangi toplumsal kırılganlıkları açığa çıkaracağı. Washington Post’a konuşan Washington State University’den Deepti Singh, kıtlıkların kuraklığın kaçınılmaz sonucu olmadığını; 1870’lerde sömürgeci politikaların yerel dayanıklılık mekanizmalarını zayıflattığını belirtiyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü de Nisan 2026’da yayımladığı açıklamada El Niño koşullarının 2026 ortasından itibaren gelişme ihtimalinin arttığını ve bunun küresel sıcaklıklar ile yağış düzenleri üzerinde etkili olabileceğini duyurdu. WMO’nun mevsimsel güncellemesinde, Mayıs–Temmuz 2026 dönemi için El Niño’ya hızlı geçiş olasılığının güçlendiği, bazı modellerin güçlü bir El Niño ihtimaline işaret ettiği kaydedildi.
Bilim ilerledi, eşitsizlik yerinde duruyor
1877’de dünyada El Niño’nun gelişini izleyebilecek erken uyarı sistemleri yoktu. Bugün ise Pasifik’teki okyanus sıcaklıkları, rüzgârlar, basınç, tuzluluk ve atmosferik değişimler binlerce ölçüm aracı ve uydu verileriyle izleniyor. Reuters’ın NOAA verilerine dayandırdığı haberine göre El Niño’nun Mayıs–Temmuz 2026 arasında gelişme olasılığı yüzde 82 olarak bildirildi.
Bu fark hayati. Erken uyarı sistemleri, tarım planlaması, su yönetimi, insani yardım, sigorta, enerji arzı ve afet hazırlığı açısından hükümetlere zaman kazandırıyor. Ancak bilimsel tahmin tek başına yeterli değil. El Niño’nun etkileri, ülkelerin sosyal koruma kapasitesi, gıda stokları, tarımsal destek politikaları, su yönetimi ve yoksul topluluklara erişim gücüyle doğrudan bağlantılı.
Türkiye için mesele uzak değil
El Niño doğrudan her ülkede aynı sonucu üretmez; etkileri bölgesel iklim dinamikleriyle birlikte şekillenir. Ancak küresel gıda piyasaları, tarım emtia fiyatları, enerji maliyetleri ve su stresi üzerinden Türkiye dahil pek çok ülke dolaylı etkilerle karşılaşabilir. Bu nedenle mesele yalnızca meteorolojik bir olay değil; gıda egemenliği, kamusal planlama ve iklim adaleti meselesi.
Türkiye açısından soru şudur: Kuraklık, aşırı sıcak, tarımsal üretim kaybı ve gıda fiyatları karşısında erken uyarı verileri yerel yönetimlere, çiftçilere, kooperatiflere ve yurttaşlara nasıl aktarılacak? İklim bilgisi yalnızca uzman raporlarında mı kalacak, yoksa su havzalarından kent bostanlarına, üretici desteklerinden okul beslenmesine kadar somut politikalara mı dönüşecek?
Kıtlık kader değil, hazırlıksızlık politiktir
1877–78’in en önemli dersi, iklim felaketlerinin yalnızca doğa olaylarından ibaret olmadığıdır. Kuraklık öldürür; ama çoğu zaman asıl yıkımı büyüten şey eşitsizlik, kötü yönetim, sömürgeci ekonomi politikaları ve kamusal koruma mekanizmalarının çökmesidir.
Bugün dünya 1877’ye göre daha fazla bilgiye, daha güçlü tahmin sistemlerine ve daha gelişmiş iletişim araçlarına sahip. Buna rağmen daha sıcak bir gezegende yaşıyor; gıda zincirleri daha küresel, kırılgan topluluklar daha görünür, ekonomik şoklar daha hızlı yayılıyor.
Bu nedenle süper El Niño ihtimali, yalnızca “büyük hava olayı” olarak değil, bir hazırlık sınavı olarak görülmeli. Bilimsel uyarı, kamusal sorumluluğa dönüşmediğinde eksik kalır. Ama doğru planlama, yerel dayanıklılık, gıda demokrasisi ve uluslararası işbirliğiyle iklim şoklarının toplumsal yıkıma dönüşmesi önlenebilir.
CRIC Kadın Komitesi, Kolombiya: Yerli bakım anlayışı ve ekoloji merkezli örgütlenme
Bu haber ne söylüyor?
El Niño, yalnızca Pasifik’teki deniz suyu sıcaklıklarının artması değil; gıda, su, tarım, enerji ve yoksulluk politikalarını aynı anda ilgilendiren küresel bir risk başlığı. 1877–78 felaketi, iklim olaylarının toplumsal eşitsizliklerle birleştiğinde nasıl büyük insani krizlere dönüşebileceğini gösteriyor.
Neden önemli?
Bugün erken uyarı sistemleri çok daha gelişmiş olsa da bu bilgi ancak kamusal planlamaya dönüşürse hayat kurtarır. İklim krizine karşı hazırlık, yalnızca meteoroloji kurumlarının değil; yerel yönetimlerin, üretici örgütlerinin, sosyal politika kurumlarının ve yurttaşların ortak meselesi.

