₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

FORUM | Gençlik ne zaman politik bir şeydi?

19 Mayıs günü sosyal medya yine aynı ses ve görsellerle dolacak. Biraz Atatürk, biraz bayrak ve biraz da bayram… Birkaç gün boyunca herkes aynı duyguyu tekrar etmeye çalışıyor gibi. Duygular paylaşılmaz değil elbet, paylaştıkça anlamlanır belki hislerimiz. Fakat bu paylaşım, 24 saatlik sosyal medya hikâye paylaşımından fazlası olmadıkça amacına ulaşır mı, sanmam. Ne kadar kırmızı olursa olsun, o görselle o amaca gerçekten ulaşılabilir mi?

Biraz abartılıdır belki ama hâlâ söylenir: Her yağmur yağdığında Çanakkale toprakları hissettirir o kan kokusunu. Muhtaç olduğumuz kudreti sağlayan, onlar gibi bizim de damarlarımızdan akan kanın kokusudur bu. Bizim gibi ve bizim kadar genç olanların, çok değil daha 100 yıl önce yaşadıklarından, döktüklerinden gelir. O paylaştığımız görselin de rengini verendir.

Bugün paylaştıklarımızın taşıdığı anlam yalnızca estetik bir milli duygu değil ki aslında. Bu ülkenin tarihsel olarak genç bedenler üzerinden kurduğu fedakârlık anlatısından geliyor. Bugün hâlâ “gençlik” dediğimiz kavramın etrafındaki anlamın önemli bir kısmı da oradan taşınıyor.

19 Mayıs sadece bir milli bayram değil; gençlik fikrinin Türkiye’de nasıl kurulduğunu görmek için de farklı bir alan. Çünkü Türkiye’de gençlik hiçbir zaman yalnızca bir yaş grubunu ifade etmedi, daha en başından beri politik bir kavramdı. Hatta Cumhuriyet’in erken döneminde gençlik, doğrudan geleceğin taşıyıcısı olarak kurgulandı. Disiplinli, aktif, kamusal sorumluluk taşıyan modern bir özne olarak…

Bu yüzden içinde spor da vardı, tören de, kolektif ritim de. Bunlar yalnızca kutlama biçimleri değil; aynı zamanda bir toplum fikri üretme yöntemiydi. Gençlik burada sadece “genç insanlar” anlamına gelmiyordu. Daha çok; geleceğe yön verecek toplumsal enerji, hatta yeni rejimin taşıyıcı gücü olarak düşünülüyordu.

Bu yüzden Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi hâlâ bu kadar merkezi bir yerde duruyor. Çünkü metin yalnızca bir nasihat değil; gençliği doğrudan tarihsel bir sorumluluğun öznesi olarak tanımlıyor. Tehlike, kriz, hatta memleketin “dahilî ve haricî bedhahları” anlatılırken bile tam merkezde gençliğe bırakılmış bir görev var. Yani gençlik burada korunması gereken değil, koruyacak olan taraf.

Bu önemli bir ayrım. Çünkü bugün biz gençler çoğu zaman ya “umut” ya da “sorun” olarak konuşuluyoruz. Politik bir özne değiliz sanki; illa seçilmiş bir milletvekili olmak mı lazım, karar veren masalarda mı oturmak lazım?

Oysa içinde bulunduğumuz her şey, hâlihazırda dışında bırakıldıklarımız kadar politik aslında. Arkadaşlarımızla oturup barınma konuşuyoruz, geçinme konuşuyoruz, gelecek kaygısı konuşuyoruz, ifade alanlarımızın daralmasını konuşuyoruz. Ama bunlar çoğu zaman “gençlik problemi” olarak görülüyor; politik meseleler olarak değil. Halbuki tam da burada, o masada politikleşiyoruz.

Gençlik deneyimi giderek daha fazla güvencesizlik üzerinden şekilleniyor. Barınmanın zorlaştığı, emeğin değersizleştiği, geleceğin sürekli ertelendiği bir düzende gençlerden yalnızca “umutlu” olmaları bekleniyor.

Fakat umut, tek başına politik bir pozisyon değil. İnsan bazen önce duyulmak, dikkate alınmak ve gerçekten özne olarak kabul edilmek istiyor.

Yaşayan biziz, yaşatacak olan da biziz, peki biz neyi ne kadar yapabiliyor veya yapmayı en azından deneyebiliyoruz?

Hayalini kurmadan edemiyorum; aslında birlikte düşünen, okuyan, üreten ve tüm bunlar olurken özgürce eğlenebilen gençler olmalıyız. İçinde bulunduğu “ahval ve şeraiti” fark edebilen ve bu süreçte çaresiz, korku dolu hissetmeyen, hep beraber hareket edebilen gençler olmalıyız.

Garip olan şu ki gençlik hâlâ herkesin adına konuştuğu bir kavram.

Peki biz gençler bu “herkes”e aslında ne kadar dahil olabiliyoruz? Gençlerin gerçekten ne söylediği genelde o kadar görünür değil.

Bugün olan şey ise daha çok şu: Bir yandan “gelecek” söylemi sürüyor; diğer yandan gençlik daha çok yaşam tarzı, görünürlük, tüketim ve dijital kimlik üzerinden konuşuluyor. Sürekli temsil edilen ama daha az kulak verilen bir kuşak var. “Gelecek gençlerin” cümlesi hâlâ çok sık tekrar ediliyor ama gençlik artık daha çok bir potansiyel olarak anılıyor; karar alan, yön veren bir politik aktör olarak değil. Oysa biz yalnızca geleceğin ihtimali değiliz, bir potansiyelden çok daha fazlasıyız.

Günün sonunda en politik soru hâlâ şu: Gençlik gerçekten geleceğin öznesi mi, yoksa yalnızca törenlerde hatırlanan, adına sürekli konuşulan ve geleceği temsil eden bir görüntüye mi dönüştü?

Ne zaman fazla olur? 

Törenden geriye kalan soru

19 Mayıs, yalnızca geçmişe dönük bir anma değil; gençliğin bugün nasıl konuşulduğunu, ne kadar dinlendiğini ve geleceğin taşıyıcısı olarak anılırken bugünün karar süreçlerinden nasıl uzak tutulduğunu düşünmek için de güçlü bir eşik sunuyor.

Gençliğin politik anlamı

Yazı, gençliği yalnızca bir yaş grubu ya da “umut” imgesi olarak değil; barınma, geçinme, ifade özgürlüğü, gelecek kaygısı ve kamusal katılım gibi başlıklarla bugünün içinde politikleşen bir deneyim olarak ele alıyor.

Bugüne kalan mesele

“Gelecek gençlerin” cümlesi hâlâ sıkça tekrar ediliyor; ancak asıl soru, gençlerin yalnızca geleceği temsil eden bir görüntüye mi dönüştüğü, yoksa bugünün siyasal ve toplumsal kararlarında gerçekten özne olarak kabul edilip edilmediği.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Özgür çocuk mu, sınırları olan çocuk mu?

Bir Şarkı, Bir Hikaye | Casas de Cartón: Bir şarkının çok bileşenli direnişe dönüşümü

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →