Nazlı Öztürkmen ve Merve Güven Özkerim, hazırlayıp sundukları Dijital Lazarus podcast programıyla, yapay zekadan dijital kimliklere, çevrimiçi yalnızlıktan algoritmik görünürlüğe uzanan meseleleri teknoloji haberciliğinin dışına çıkararak kültür, felsefe ve gündelik hayatın içinden tartışıyor. Türkçe podcast dünyasında kendine özgü bir alan açan Dijital Lazarus, ilk iki bölümüyle dijital çağın insan deneyimine odaklanıyor.
Post-internet kültürünü, teknolojinin altında işleyen güç ilişkilerini ve dijital çağın estetiğini araştıran Dijital Lazarus, her bölümde farklı bir sorudan hareket ederek teknolojiyi yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin dönüşümü üzerinden ele alıyor.
Nazlı Öztürkmen ve Merve Güven Özkerim’in hazırlayıp sunduğu podcast, yapay zeka, sosyal medya, algoritmalar ve dijital kültür üzerine yürütülen tartışmaları akademik jargona sıkışmadan, edebiyat, sanat, popüler kültür ve gündelik yaşam deneyimleriyle birlikte düşünmeye çalışıyor.
Dijital ölüm ve yeniden doğuş üzerine
Podcastin ilk bölümü olan “Dijital çağda biz kaç kez öldük?”, sosyal medya hesaplarını silme ve yeniden açma deneyiminden hareketle dijital kimlikler üzerine bir tartışma açıyor.
Bölümde, insanların hesap kapatma ve geri dönme döngülerinin bir tür dijital ölüm ve yeniden doğuş ritüeline dönüşüp dönüşmediği soruluyor. Sylvia Plath’in Lady Lazarus şiirinden hareket eden tartışma, görünürlük ekonomisi, performatif kırılganlık, dijital detoks kültürü ve algoritmaların duyguları nasıl dolaşıma soktuğu gibi başlıklara uzanıyor.
Nazlı ve Merve, sosyal medyada acıyı paylaşmanın özgürleştirici mi yoksa sömürüye açık bir alan mı yarattığını sorgularken, dijital çağda kimliklerin sürekli yeniden kurulması fikrini de tartışmaya açıyor. Bölüm, “Hesap siliyoruz, geri açıyoruz, görünür oluyoruz, kayboluyoruz; her yeniden doğuşta kim oluyoruz?” sorusuyla sona eriyor.
İlk bölümü dinlemek için:
Makineye bağlanmak mümkün mü?
Podcastin ikinci bölümü “Makine Sevgilim” ise yapay zeka ile kurulan duygusal ilişkileri mercek altına alıyor.
Bölüm, İngiltere’de bir yapay zeka sohbet botuyla kurduğu ilişki sonrasında gündeme gelen olaylardan başlayarak, yas teknolojileri (grief-tech), yapay zeka terapistler, dijital arkadaşlık uygulamaları ve insan-makine bağlarının psikolojik boyutlarına uzanıyor.
Programda özellikle 1960’larda geliştirilen ve yapay zeka tarihinin önemli örneklerinden biri kabul edilen ELIZA yazılımı üzerinden insanların neden makineleri anlayan, hisseden ya da kendilerini gerçekten dinleyen varlıklar gibi algıladığı tartışılıyor. Joseph Weizenbaum’un geliştirdiği sistemden hareketle, günümüzde milyonlarca insanın yapay zeka uygulamalarıyla kurduğu ilişkilerin hangi ihtiyaçlardan beslendiği sorusu gündeme getiriliyor.
Bölümün merkezindeki soru ise oldukça yalın: İnsanlar gerçekten bir makineye bağlanıyor mu, yoksa bağlanma ihtiyacının yeni bir endüstriyel biçimiyle mi karşı karşıyayız?
İkinci bölümü dinlemek için:
Teknolojiyi değil, teknolojinin içindeki insanı konuşmak
Dijital Lazarus’un ilk iki bölümü birlikte düşünüldüğünde ortak bir tema ortaya çıkıyor: Teknolojik araçların kendisinden çok, bu araçların insan deneyimini nasıl dönüştürdüğü.
Bir yanda sosyal medya çağında görünürlük, kimlik ve kırılganlık; diğer yanda yapay zeka çağında yalnızlık, ilişki ve bağ kurma ihtiyacı. Podcast, bu meseleleri kesin cevaplar vermekten çok sorular açarak tartışmayı tercih ediyor.
Bu yönüyle Dijital Lazarus, teknoloji haberlerinin hızına kapılmak yerine, dijital çağın kültürel ve duygusal sonuçlarını anlamaya çalışan bir düşünme alanı öneriyor. Yapay zekadan algoritmalara uzanan tartışmaların giderek gündelik hayatın merkezine yerleştiği bir dönemde, podcastin ilk bölümleri teknolojiyle birlikte değişen insanlık hâllerine odaklanan dikkat çekici bir başlangıç niteliği taşıyor.
Dijital çağın insanı
Dijital Lazarus’un ilk iki bölümü, teknoloji tartışmalarını cihazlar ve uygulamalar üzerinden değil, insanın değişen deneyimleri üzerinden kuruyor. Bu yaklaşım, yapay zeka ve sosyal medya çağını anlamaya çalışanlar için yalnızca teknik değil kültürel ve felsefi bir tartışma alanı da açıyor.
Neden önemli?
Teknoloji gündelik hayatın her alanına daha fazla nüfuz ederken, yalnızlık, kimlik, görünürlük ve ilişki kurma biçimleri de dönüşüyor. Podcastin sorduğu sorular, bu dönüşümün teknik olduğu kadar toplumsal ve insani bir mesele olduğunu hatırlatıyor.
Dinlemeye değer olan ne?
Dijital Lazarus, yapay zekâ ve internet kültürü üzerine konuşurken edebiyat, psikoloji, sanat ve gündelik hayatı aynı masaya oturtuyor. Bu da onu teknoloji gündemini takip eden bir programdan çok, dijital çağ üzerine düşünen bir podcast haline getiriyor.
Magnifica Humanitas: Papa Leo XIV’ten sermaye düzenine ve AI tekellerine radikal meydan okuma
Siyaset her yerde, sonuç nerede: Hiperpolitik çağ ne anlatıyor?

