₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Radikal söylem ile kurucu siyaset kapasitesi: TİP üzerine politik bir okuma

Türkiye’de siyasal tartışmalar çoğu zaman seçim sonuçları, ittifak dengeleri ve güncel polemiklerin dar ufkuna sıkışmış bir görünürlük rejimi içinde şekillenmektedir. Bu yüzey, siyasal alanın gerçek çatışma hatlarını çoğu zaman perdelemekte; derinde işleyen daha yapısal gerilimleri ise parçalı ve geçici başlıklar halinde görünür kılmaktadır. 

Oysa sınıf mücadelesi, kimlik eşitliği, toplumsal cinsiyet özgürlüğü ve ekolojik yıkıma karşı itirazlar, bugün birbirinden ayrı temalar olmaktan ziyade, ortak bir siyasal dile dönüşme potansiyeli taşıyan tarihsel birikimler olarak değerlendirilmelidir.

Parçalı talepler ve kurucu siyaset sorusu

Tam da bu noktada temel soru belirginleşmektedir: Parçalı eşitlik talepleri mevcut siyasal düzenin yönetilebilir sınırları içinde mi yeniden üretilecektir, yoksa bu düzeni aşan kurucu bir siyasal hatta mı evrilecektir? 

Bu soru, yalnızca Türkiye solunun güncel tartışmalarını değil, aynı zamanda temsil rejiminin bütününü ilgilendiren yapısal bir gerilime işaret etmektedir.

TİP’in temsil boşluğuna yerleşen dili

Türkiye İşçi Partisi (TİP), bu gerilimin en güncel ve görünür örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ancak bu değerlendirme, ne salt bir başarı anlatısına ne de indirgemeci bir başarısızlık tespitine sıkıştırılabilir. Daha yerinde olan okuma, radikal söylem üretimi ile kurucu siyaset kapasitesi arasındaki mesafenin nasıl kurulduğunu ve bu mesafenin hangi tarihsel-siyasal sınırlarla belirlendiğini analiz etmektir.

Bu bağlamda TİP, emek eksenli radikal muhalefet dilini kadın özgürlüğü, ekolojik itiraz ve eşitlik talepleriyle birleştirme iddiası üzerinden Türkiye solunda belirli bir temsil boşluğunu doldurma kapasitesi üretmiştir. Ancak bu söylemsel genişleme, aynı ölçüde kurucu bir siyasal programa dönüşme gücünü üretememiştir. Buradaki temel sorun söylem ile kurumsal-ideolojik derinlik arasındaki mesafenin tarihsel olarak kapanmamış olmasıdır. Bu nedenle TİP, eleştirel bir dil üretmesine rağmen, bu dili devlet, iktidar ve dönüşüm ilişkisini bütünlüklü bir kurucu çerçeveye dönüştürme konusunda yapısal sınırlılıklar yaşamaktadır.

Kimlik, yurttaşlık ve seçim stratejisi gerilimi

Bu yapısal gerilim, en görünür biçimiyle kimlik ve temsil tartışmalarında açığa çıkmaktadır. 2023 seçim süreci bu açıdan bir kırılma momenti işlevi görmüştür. Alevi kimliğinin siyasal temsil bağlamında “risk” tartışmalarına konu edilmesi, yalnızca seçim stratejisi düzeyinde bir tercih tartışması değil, Türkiye’de kimliğin siyasal meşruiyet alanındaki konumuna dair daha derin bir kriz alanını görünür kılmıştır. 

Burada temel gerilim, kimliğin siyasal öznenin kurucu bir bileşeni olarak mı kabul edileceği, yoksa seçim mühendisliği içinde yönetilebilir bir değişken olarak mı ele alınacağı sorusunda yoğunlaşmaktadır.

TİP içindeki tartışmalar da bu hattın dışında değildir. Bu konuda özellikle Ahmet Şık etrafında yoğunlaşan polemikler ve Sera Kadıgil’in Kürt seçmene ilişkin “seçmen havuzu” ifadesi, yurttaşlığın politik özne olarak mı yoksa stratejik bir veri alanı olarak mı kavrandığına ilişkin gerilimi derinleştirmiştir. Bu tartışmalar, eşitlik iddiası ile siyasal strateji arasındaki ilişkinin henüz kurumsal bir dengeye kavuşmadığını göstermektedir.

CHP–DEM sıkışmasında alternatif adres arayışı

Benzer bir gerilim Kürt meselesi bağlamında da kendini yeniden üretmektedir. CHP’nin içinde bulunduğu kurumsal ve liderlik krizleri, yalnızca örgütsel bir çözülme değil, aynı zamanda on yıllardır CHP’yi “kerhen” destekleyen seküler kesimlerde de belirgin bir yönsüzleşme üretmektedir. Bu kesimler bir yandan siyasal değişim talebini sürdürürken, diğer yandan CHP’nin yaşadığı temsil krizi ve muhalefet içi belirsizlikler nedeniyle siyasal bir adres kaybı yaşamaktadır. Öte yandan bu toplumsal kesim, Kürt siyasal hareketine belirli bir mesafeyi de korumakta; dolayısıyla hem iktidar blokuna hem de Kürt siyasetine eklemlenemeyen ara bir alanda sıkışmaktadır.

Bu bağlamda Erkan Baş’ın DEM Parti’nin gelecekte ana dili Kürtçe olan bir cumhurbaşkanı adayı çıkarma ihtimaline dair mesafeli değerlendirmeleri, yalnızca DEM Parti’ye yönelik bir sınır koyma pozisyonu olarak değil, aynı zamanda bu yönsüzleşmiş CHP tabanına dolaylı bir siyasal adresleme olarak da okunabilir. Ana dili Kürtçe olan bir aday fikrine mesafeli ama Kürt meselesini tamamen dışlamayan bu yaklaşım, söz konusu kesimlere “Kürt siyasal hareketine eklemlenmeden de muhalefet içinde bir temsil imkânı mümkündür” mesajını ima eden bir siyasal konumlanma üretmektedir. Bu anlamıyla bu pozisyon, doğrudan dile getirilmemiş olsa bile, CHP–DEM geriliminde sıkışan ve alternatif arayış içinde olan kesimlere yönelik “gelin biz buradayız” türünden dolaylı bir temsil daveti niteliği taşımaktadır.

Temsil krizinden kurucu boşluğa

Dolayısıyla muhalefet krizi, yalnızca siyasal aktörlerin performansına indirgenemeyecek kadar yapısal bir nitelik taşımaktadır. Bir yanda temsil kapasitesinin çözülmesi ve seçmen bloklarının yönsüzleşmesi, diğer yanda ise siyasal merkezin hangi kimlikleri kurucu unsur olarak tanıyabileceğine dair normatif sınır tartışması aynı anda işlemektedir. İlki siyasal alanın sosyolojik yeniden dağılımını ifade ederken, ikincisi bu dağılımın hangi meşruiyet rejimi içinde mümkün olabileceğini belirleyen kurucu çerçeveyi işaret etmektedir.

Bu nedenle ortaya çıkan siyasal boşluk, yalnızca mevcut taleplerin yeniden dağıtıldığı bir alan değil, aynı zamanda kurucu kapasitenin sınandığı bir eşik olarak değerlendirilmelidir. TİP açısından bu boşluk bir genişleme imkânı üretse de, aynı zamanda daha temel bir soruyu görünür kılmaktadır: Bu boşluk, yalnızca temsilin yeniden düzenlendiği bir alan mı olacaktır, yoksa yeni bir kurucu siyasal yönelime mi dönüşecektir?

Burada belirleyici olan şey söylemin gücü değil, bu söylemi taşıyacak kurucu siyasal teorinin ve örgütsel kapasitenin düzeyidir. Çünkü siyasal boşluklar yalnızca fırsat değil, aynı zamanda ideolojik yön tayini zorunluluğu üreten tarihsel eşiklerdir.

Radikal söylemin kurucu programa dönüşemeyen sınırı

Bu çerçevede TİP’in temel yapısal gerilimi belirginleşmektedir: güçlü bir radikal eleştirel söylem üretimi ile bu söylemi taşıyacak bütünlüklü bir kurucu siyasal teori ve program arasındaki mesafe. Bu mesafe, pratikte iki yönlü bir eğilim üretmektedir. 

Bir yanda dönüştürücü müdahale kapasitesinin sınırlanması, diğer yanda ise toplumsal eğilimleri izleyen ve onları temsil eden refleksif bir siyasal çizginin güçlenmesi. Bu nedenle parti, zaman zaman kurucu bir özne olmaktan çok, mevcut toplumsal hassasiyetleri siyasal dile çeviren bir aktör görünümüne yaklaşmaktadır.

Türkiye solunda devlet-merkezli reflekslerle temas

Bu genel çerçeve, Türkiye solunun tarihsel ulusalcı refleksleriyle kurulan dolaylı temasları da dışlamaz. Eşitlikçi ve enternasyonalist söylem korunmakla birlikte, Kürt meselesi ve kimlik siyaseti bağlamında zaman zaman devlet-merkezli hassasiyetlerle örtüşen bir dilin ortaya çıkabilmesi, bu gerilimin yapısal niteliğini göstermektedir. 

Bu durum, radikal demokratik genişleme ile siyasal sınır kaygısı arasında salınan bir hattın süreklileşmesine yol açmakta ve eşitlik iddiasının kurucu radikalliğini tartışmalı hale getirmektedir.

Siyasal boşlukların kurucu sınavı

Sonuç olarak TİP deneyimi, Türkiye solunda yeni bir kurucu siyasal momentin gerçekleşmiş bir örneği olmaktan ziyade, radikal söylem ile kurucu kapasite arasındaki mesafenin yoğun biçimde görünürleştiği bir siyasal laboratuvar olarak okunmalıdır. Bugün temel mesele, hangi taleplerin dile getirildiği değil; bu taleplerin tarihsel olarak hangi siyasal form içinde dönüştürülebileceği sorusudur. Çünkü siyasal boşluklar, yalnızca temsil alanı değil, aynı zamanda kurucu iradenin sınandığı tarihsel eşiklerdir.

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ilk gün: Geçmişin muhasebesinden demokratik ortak geleceğe

TİP tartışması yalnızca bir parti değerlendirmesi değil

Bu yazı, TİP’i seçim performansı ya da güncel polemikler üzerinden değil, Türkiye solunun daha yapısal sorunları içinden değerlendiriyor. Temel mesele, radikal söylemin güçlü olup olmamasından çok, bu söylemin kurucu bir siyasal programa dönüşüp dönüşemediği.

Sınıf, kimlik ve yurttaşlık aynı hatta okunuyor

Metin, emek, kimlik eşitliği, kadın özgürlüğü, ekoloji ve Kürt meselesini birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, ortak bir siyasal kuruculuk sorusunun parçaları olarak ele alıyor. Bu nedenle TİP tartışması, aynı zamanda Türkiye’de yurttaşlığın, temsilin ve siyasal meşruiyetin sınırlarına dair bir tartışmaya dönüşüyor.

Asıl soru temsil boşluğunun nasıl doldurulacağı

CHP’nin temsil krizi, DEM Parti ile kurulan mesafe ve yönsüzleşen seküler seçmen kümeleri, yazının merkezindeki siyasal boşluk tartışmasını büyütüyor. Suat Turan’a göre bu boşluk yalnızca yeni seçmen adresleri üretmekle değil, kurucu bir siyasal yön tayin etmekle anlam kazanabilir.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →