Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin 15 ülkede yaptığı yeni anket, kıtanın ABD’ye güveninde tarihsel bir kırılmaya işaret ediyor. Avrupa kamuoyu Washington’ı artık koşulsuz bir müttefik olarak değil, çoğu zaman “gerekli bir ortak”, kimi ülkelerde ise “rakip” olarak görüyor. Ancak bu tablo NATO’dan kopuş anlamına gelmiyor: Avrupa’da yükselen eğilim, ABD’ye bağımlılığı azaltırken ittifak kapısını kapatmamak.
Avrupa’da ABD’ye duyulan güven, transatlantik ilişkinin en kırılgan dönemlerinden birine işaret edecek ölçüde geriledi. Le Monde‘da Philippe Jacqué imzasıyla yayınlanan analize göre, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin yeni kamuoyu araştırmasındaki bulgularda, 15 Avrupa ülkesinde ABD’yi “müttefik” olarak görenlerin oranı yalnızca yüzde 11’e düştü. Bu oran, 2024’teki seviyenin yaklaşık yarısına denk geliyor.
Araştırma, G7 ve NATO zirveleri öncesinde Avrupa kamuoyunun güvenlik, savunma harcamaları, Ukrayna’ya destek ve ABD ile ilişkiler konusunda daha ihtiyatlı ama daha gerçekçi bir çizgiye kaydığını gösteriyor. Avrupa seçmeni, ABD’nin güvenlik garantisine artık eskisi kadar güvenmiyor; buna karşılık Avrupa ülkelerinin birbirine yardım edeceği düşüncesi daha güçlü bir zemin kazanıyor.
ABD artık “müttefik” değil, çoğu Avrupalı için “gerekli ortak”
Anketin en dikkat çekici bulgusu, ABD’nin Avrupa kamuoyundaki konumunun değişmesi. Washington, birçok Avrupalı için artık değerler ve çıkarlar bakımından ortak bir müttefik olmaktan uzaklaşıyor. ECFR’nin çalışmasında ABD’yi “müttefik” olarak görenlerin oranı yüzde 11’de kalırken, Avrupa kamuoyunun önemli bir bölümü ABD’yi “gerekli ortak” kategorisine yerleştiriyor.
Bu, Avrupa’nın ABD ile bağlarını bütünüyle koparmak istediği anlamına gelmiyor. Daha çok, ABD’ye güvenin koşullu hale geldiğini ve Washington’ın Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez ama güvenilmez bir aktör olarak algılandığını gösteriyor. Donald Trump’ın NATO’ya yönelik kuşkucu söylemi, Avrupa’daki Amerikan askerî varlığının azaltılabileceğine dair tartışmalar, ticaret gerilimleri ve Grönland çıkışı gibi başlıklar bu güvensizlik iklimini büyüten unsurlar arasında.
Avrupa kamuoyunun yeni tutumu, klasik Atlantikçi güvenlik mimarisinin yerini hemen başka bir yapıya bırakmasını istemiyor. Ancak kıta, kendi güvenliğinin maliyetini ve siyasal sorumluluğunu daha fazla üstlenmesi gerektiğini kabul ediyor.
Güvenlikte özerklik isteği büyüyor, NATO’dan kopuş fikri zayıf kalıyor
Anket, Avrupa’da savunma özerkliği fikrinin güçlendiğini gösteriyor. Katılımcıların önemli bölümü, ulusal savunma harcamalarının artırılmasına daha açık hale gelmiş durumda. Ancak bu destek koşulsuz değil: Avrupalılar savunmaya daha fazla kaynak ayrılmasını kabul etse de bunun eğitim, sağlık, adalet ve sosyal hizmetler gibi kamusal alanların zayıflatılması pahasına yapılmasına mesafeli duruyor.
Bu noktada Avrupa kamuoyunun tercihi iki yönlü ilerliyor. Bir yandan ABD’ye bağımlılığı azaltma, Avrupa savunma sanayisini güçlendirme ve ortak borçlanma gibi mekanizmalarla güvenlik kapasitesini artırma fikri güç kazanıyor. Diğer yandan NATO’nun yerine Avrupa’ya özgü yeni bir kolektif savunma örgütü kurulması fikri çoğunluk desteği bulmuyor.
Bu sonuç, Avrupa kamuoyunun kopuşçu değil ihtiyatlı bir özerklik arayışında olduğunu gösteriyor. Avrupa seçmeni, Trump sonrasında transatlantik ilişkilerin düzelebileceği ihtimalini tümüyle dışlamıyor. Ancak bu ihtimali beklerken kıtanın savunmasız kalmasını da istemiyor.
Avrupa kamuoyunda “komşu güveni” yükseliyor
Araştırmanın çarpıcı yanlarından biri de Avrupalıların ABD’den çok Avrupa’daki komşularına güvenmesi. Ankete katılanların çoğunluğu, kendi ülkeleri saldırıya uğrarsa en azından bazı Avrupa ülkelerinin yardıma geleceğini düşünüyor.
Bu eğilim yalnızca Avrupa yanlısı merkez seçmenlerle sınırlı değil. Fransa’da Ulusal Birlik, İtalya’da Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri, Hollanda’da Özgürlük Partisi ve İsveç Demokratları gibi sağ popülist veya aşırı sağ partilerin seçmenleri arasında da “Avrupa ülkeleri yardıma gelir” düşüncesi önemli ölçüde karşılık buluyor.
Bu tablo, Avrupa güvenlik tartışmasının yalnızca liberal-merkez siyaset tarafından değil, daha geniş bir siyasal yelpaze tarafından yeniden düşünüldüğünü gösteriyor. Avrupa kamuoyu, ABD’ye güvensizliği otomatik olarak izolasyonculuğa ya da Rusya’ya yakınlaşmaya çevirmiyor; tersine kendi bölgesel dayanışma kapasitesini daha fazla gündeme alıyor.
Ortak borç ve Avrupa savunma sanayisi fikri güçleniyor
Savunma harcamalarının nasıl finanse edileceği sorusu, Avrupa siyasetinin en tartışmalı alanlarından biri. ECFR anketi, ortak borçlanma fikrine beklenenden daha geniş bir açıklık olduğunu ortaya koyuyor. Geleneksel olarak mali disiplin konusunda daha temkinli ülkelerde bile savunma yatırımları için ortak Avrupa borcu fikrine destek artıyor.
Bu, Avrupa Birliği’nin pandemi döneminde kullandığı ortak borçlanma araçlarının güvenlik alanına taşınabileceğine dair yeni bir siyasal alan açıyor. Ancak burada da belirleyici olan, harcamanın nereye yapılacağı. Avrupa kamuoyu, savunma yatırımlarının öncelikle Avrupa sanayisini güçlendirmesini, ABD silahlarına ve teknolojisine bağımlılığı azaltmasını istiyor.
Polonya bu tabloda istisna olarak öne çıkıyor. Polonya kamuoyu, Rusya tehdidi ve tarihsel güvenlik kaygıları nedeniyle Atlantikçi çizgiye daha yakın duruyor; Amerikan güvenlik şemsiyesine bağlılık diğer ülkelere kıyasla daha güçlü.
Ukrayna’ya destek sürüyor ama yöntem konusunda bölünme var
Anket, Avrupa kamuoyunun Ukrayna’ya desteğinin tümüyle çözülmediğini, ancak bu desteğin hangi araçlarla sürdürüleceği konusunda ciddi bölünmeler olduğunu gösteriyor. Kuzey Avrupa ülkelerinde Ukrayna’ya destek daha güçlü görünürken, savaş sonrasında Ukrayna’da barışı korumak için Avrupa askerlerinin konuşlandırılması fikri birçok ülkede tereddüt yaratıyor.
Benzer bir bölünme Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği konusunda da görülüyor. İspanya, Portekiz, İsveç ve Hollanda gibi ülkelerde üyeliğe destek daha yüksekken; Almanya, Fransa ve Macaristan gibi ülkelerde kamuoyu daha mesafeli. Bu durum, Avrupa liderlerinin Ukrayna politikasını yalnızca “üyelik” ve “asker gönderme” başlıkları üzerinden kurmasının toplumsal destek üretmekte zorlanabileceğine işaret ediyor.
Avrupa kamuoyu Ukrayna’yı yalnız bırakmak istemiyor; fakat savaşın maliyetinin, güvenlik risklerinin ve genişleme sürecinin kendi iç siyasal dengelerine nasıl yansıyacağını da sorguluyor.
Avrupa’nın yeni gerçekçiliği
ECFR çalışmasının ortaya koyduğu tablo, Avrupa kamuoyunda ham bir anti-Amerikancılıktan çok yeni bir stratejik gerçekçiliğe işaret ediyor. ABD’ye güven azalıyor, ancak NATO’dan çıkış fikri yaygınlaşmıyor. Savunma harcamalarına destek artıyor, ancak sosyal harcamaların kesilmesi istenmiyor. Ukrayna’ya destek sürüyor, ancak asker gönderme ve hızlı üyelik konularında ortak bir kamuoyu zemini oluşmuyor.
Bu nedenle Avrupa’nın önündeki soru yalnızca “ABD’ye güvenilebilir mi?” değil. Daha temel soru şu: Avrupa, ABD’ye bağımlılığını azaltırken kendi demokratik, sosyal ve ekonomik dengelerini bozmadan bir güvenlik mimarisi kurabilir mi?
Anketin işaret ettiği kırılma tam da burada. Avrupa kamuoyu, liderlerinden boş bir anti-Trump söylemi değil; savunma, enerji, sanayi ve demokrasi başlıklarını birlikte ele alan daha somut bir özerklik stratejisi bekliyor. Transatlantik ilişki bitmiş değil. Ancak eski haliyle sürmeyeceği artık Avrupa seçmeni tarafından da görülüyor.
NATO’dan kopuş değil, bağımlılığın yeniden pazarlığı
Anket, Avrupa kamuoyunun NATO’yu terk etmeye hazır olmadığını ama ABD’ye güvenlik bağımlılığını azaltmak istediğini gösteriyor. Bu, transatlantik ilişkinin bitişinden çok koşullarının yeniden yazılması anlamına geliyor.
Savunma özerkliği sosyal devlet sınavına giriyor
Avrupalılar daha fazla güvenlik harcamasına açık, fakat bunun kamu hizmetlerinin kesilmesiyle finanse edilmesine sıcak bakmıyor. Bu nedenle Avrupa savunma tartışması yalnızca askerî değil, aynı zamanda sınıfsal ve mali bir tartışma.
Ukrayna desteği sürüyor, araçlar tartışmalı
Ukrayna’ya destek devam ediyor; ancak asker gönderme, savaş sonrası barış gücü ve hızlı AB üyeliği gibi başlıklarda kamuoyu bölünmüş durumda. Avrupa liderleri için mesele, desteği toplumsal meşruiyeti güçlü yeni mekanizmalarla sürdürebilmek.
Britanya kontrolü nasıl kaybetti: Taşeron devlet, konut krizi ve öfkenin siyaseti

