₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Sliman Mansour’un ardından New Visions’a bakmak

Sliman Mansour’un 24 Ağustos 2026’da 79 yaşında hayatını kaybetmesi Filistin sanat dünyasında önemli bir kayıp yaratmıştır. Mansour yarım yüzyılı aşan sanat yaşamı boyunca Filistin sanatının gelişimine katkıda bulunmuş, sanatçıların örgütlenmesinde görev almış, genç sanatçılar yetiştirmiş ve Filistin’in görsel hafızasında kalıcı bir yer edinmiş eserler üretmiştir. Onun resimleri Filistin manzarasını, köylüleri, kadınları, zeytin ağaçlarını, portakal bahçelerini ve Kudüs’ü tekrar tekrar gündeme getirmiştir. Bu imgeler zaman içinde Filistin kimliği ve toprakla kurulan bağın en bilinen görsel ifadeleri arasında yer almıştır.

Mansour’un ölümünün ardından onun sanatına yeniden bakmak, aynı zamanda Filistin sanatının geçirdiği dönüşümlere bakmayı gerektirmektedir. 1970’lerden itibaren geliştirdiği sanat pratiği, Filistin’de sanatçıların kendi kurumlarını oluşturduğu, sergi alanları yarattığı ve işgal koşullarında üretim yapmanın yollarını aradığı bir dönemin içinde şekillenmiştir. Vera Tamari, Nabil Anani ve Tayseer Barakat ile 1989’da kurduğu New Visions hareketi de bu tarihin önemli parçalarından biridir.

Toprağın ve gündelik hayatın ressamı

Mansour 1947 yılında Birzeit’te doğmuştur. Çocukluğu Birzeit çevresindeki tepelerde ve tarlalarda geçmiştir. Daha sonra Beytüllahim ve Kudüs’te yaşamıştır. 1948 Nakba’sı ve 1967’de Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ün işgal edilmesi onun kuşağının yaşamını belirleyen iki büyük kırılma olmuştur. Mansour’un sanatında toprak, yerinden edilme, kayıp ve aidiyet meselelerinin güçlü bir yer tutması bu tarihsel arka planla bağlantılıdır.

Resimlerinde Filistin çoğu zaman gündelik yaşamın içinden görünmektedir. Tarlada çalışan insanlar, hasat yapan köylüler, zeytin ağaçları ve portakal bahçeleri sıkça karşılaşılan görüntülerdir. Geleneksel işlemeli kıyafetler içindeki kadınlar da Mansour’un çalışmalarında önemli bir yere sahiptir. Kadın figürlerinin güçlü bedenleri, toprağa basan ayakları ve üretimle ilişkili elleri dikkat çekmektedir. Thobe adı verilen geleneksel kıyafet ise geçmişten kalan folklorik bir unsur olarak değil, yaşayan bir kültürel pratiğin parçası olarak resmedilmiştir.

Mansour’un resimlerindeki zeytin ağacı ve portakal ağacı da belirli tarihsel anlamlar taşımaktadır. Portakal, özellikle 1948 sonrasında kaybedilen kıyı bölgelerini ve Filistin’in tarımsal geçmişini hatırlatmaktadır. Zeytin ağacı ise Filistin toprağıyla kurulan uzun süreli ilişkinin en güçlü sembollerinden biridir. Mansour’un çalışmalarında bu imgeler manzaranın dekoratif unsurları olarak kalmamıştır. Toprak, emek ve hafıza aynı resim yüzeyinde bir araya gelmiştir.

Müze duvarlarından evlere yayılan bir imge

Bu görsel dilin en tanınan örneklerinden biri Jamal al-Mahamil’dir. 1970’lerin başında yaptığı bu çalışmada yaşlı bir adam sırtında Kudüs’ü taşımaktadır. Kubbetü’s-Sahra’nın da yer aldığı Kudüs görüntüsü ağır bir yük gibi adamın omuzlarına yerleştirilmiştir. Eser daha sonra poster, kartpostal ve çıkartma olarak çoğaltılmıştır. Filistin’de çok sayıda eve ulaşan bu görüntü, galerilerin ve müzelerin dışına çıkarak gündelik hayatın bir parçası haline gelmiştir.

Mansour’un eserlerinin çoğaltılmasına verdiği önem burada belirleyicidir. Sanat eserinin yalnızca sergi salonunda görülmesiyle yetinmemiştir. Poster ve kartpostal gibi daha kolay dolaşıma giren biçimlere yönelmiştir. Bu tercihin sanatın izleyiciyle kurduğu ilişki üzerinde doğrudan etkisi olmuştur. Mansour’un bazı eserleri uluslararası müzelerin koleksiyonlarına girerken aynı zamanda Filistinli ailelerin evlerinde, mülteci kamplarında ve diasporadaki topluluklarda da yer almıştır.

İşgal altında kültürel alan kurmak

Mansour’un sanatçı olarak faaliyetleri kendi üretimiyle sınırlı kalmamıştır. 1973 yılında Filistinli Sanatçılar Birliği’nin kuruluşunda yer almıştır. Birliğin farklı dönemlerde başkanlığını yürütmüştür. O yıllarda Filistin’de sanat eğitimi veren kurumlar, müzeler ve düzenli sergi alanları oldukça sınırlıdır. Sanatçılar sergiler düzenlemek için okulları, belediye salonlarını ve ellerindeki diğer kamusal mekânları kullanmıştır.

Bu sergiler Filistin’in farklı kentlerine taşınmıştır. Zaman içinde uluslararası sergilere de katılım sağlanmıştır. Sanatçıların birlikte hareket etmesi, eserlerin daha geniş bir çevreye ulaşmasına yardımcı olmuştur. Kültürel alanın gelişmesi büyük ölçüde sanatçıların kendi girişimleriyle gerçekleşmiştir.

İşgal koşulları sanat üretiminin kendisini de etkilemiştir. 1970’ler ve 1980’lerde Filistinli sanatçıların eserleri ve posterleri İsrail askeri makamlarının müdahaleleriyle karşılaşmıştır. Bazı eserler toplatılmış, sergiler kapatılmıştır. Mansour daha sonraki yıllarda, askerlerin sergi açılışlarına geldiğini ve uygun görmedikleri çalışmaları aldıklarını anlatmıştır. Sanatçılar bu koşullarda anlatım biçimlerini de değiştirmiştir.

Mansour’un sembolik dili bu ortamda gelişmiştir. Kudüs, zeytin ağacı, portakal, geleneksel kıyafet ve toprak gibi imgeler geniş bir toplumsal karşılığa sahip olmuştur. Bu imgelerin anlamı Filistin toplumunda zaten güçlü olduğu için eserlerin anlaşılması için uzun açıklamalara ihtiyaç duyulmamıştır. Sanatçı, gündelik hayatın içinden gelen görüntülerle siyasi ve tarihsel bir anlatı kurmuştur.

New Visions: Boykot malzemeye dönüştüğünde

New Visions’ın ortaya çıktığı dönem de bu tarihsel bağlamın içindedir. Mansour, Vera Tamari, Nabil Anani ve Tayseer Barakat hareketi Birinci İntifada sırasında, 1989 yılında oluşturmuştur. Hareketin temel arayışlarından biri İsrail üretimi sanat malzemelerini kullanmamak ve Filistin’de bulunan yerel malzemelerle yeni üretim biçimleri geliştirmektir.

Boykot çağrısı sanatçıların kullandığı malzemelere doğrudan yansımıştır. Yağlı boya ve akrilik gibi malzemelerin yerine çamur, saman, deri, kahve, kına, doğal pigmentler ve farklı yerel kaynaklar kullanılmaya başlanmıştır. Sanatçıların her biri başka bir malzemenin olanaklarını araştırmıştır.

Mansour çamur ve samanla çalışmıştır. Çamurun kurumasıyla ortaya çıkan çatlak yüzeyleri çalışmalarının önemli bir parçası haline getirmiştir. İlk başta çatlakların eseri bozmasından endişe etmiştir. Daha sonra bu çatlakların kendi başına bir anlatım taşıdığını fark etmiştir. Kuruyan toprağın yüzeyindeki kırılmalar zamanın, hafızanın ve parçalanmışlığın izlerini taşımaya başlamıştır.

Toprak artık yalnızca konu değil, malzeme

Mansour’un çamurla ilişkisi New Visions’ın temel yaklaşımını anlamak için özellikle önemlidir. Toprak zaten onun resimlerinde merkezi bir yere sahiptir. Köylüleri, tarımsal üretimi ve Filistin manzarasını anlatırken toprağa sürekli dönmektedir. New Visions döneminde toprak bu kez doğrudan sanat eserinin malzemesine dönüşmüştür. Resmedilen coğrafya ile eserin maddesi arasında doğrudan bir ilişki kurulmuştur.

Vera Tamari seramik üzerinde çalışmıştır. İsrailli yerleşimciler tarafından yakılan veya yok edilen zeytin ağaçlarına karşı seramik zeytin ağaçları üretmiştir. Daha sonra farklı malzemeleri bir araya getiren çalışmalar geliştirmiştir. Nabil Anani deri ve koyun postu gibi malzemelerle çalışmış, Tayseer Barakat ise doğal pigmentler üretmiş ve ahşap yüzeyleri yakarak farklı teknikler geliştirmiştir.

Dört sanatçının çalışmaları aynı görsel üsluba dönüşmemiştir. Ortaklık kullandıkları malzemelerde ve üretim biçimlerine ilişkin sorgulamalarında ortaya çıkmıştır. Yerel malzeme sanatçıların çalışmalarında hem teknik hem de kültürel bir anlam taşımıştır.

New Visions’ın adı da bu arayışla bağlantılıdır. Sanatçılar hazır bir estetik kalıbı sürdürmek yerine yeni malzemeler denemiştir. Daha önce sanat dışında değerlendirilen malzemeler sanat eserinin parçası haline gelmiştir. Deri, çamur, saman, doğal boya ve seramik farklı tekniklerle işlenmiştir. Malzemenin kendi özellikleri sanatçının anlatımını biçimlendirmiştir.

Hareketin ortaya çıkışı Birinci İntifada dönemine denk gelmiştir. Filistin toplumunda boykot, yerel üretim ve dayanışma gibi kavramların öne çıktığı bir dönemde sanatçılar da kendi üretim alanlarında benzer arayışlara yönelmiştir. İsrail’den satın alınan sanat malzemelerinin kullanılmaması, sanat üretiminin kaynaklarına ilişkin somut bir tercih haline gelmiştir.

New Visions sanatçıları çalışmalarını 1989 yılında Kudüs’teki Hakawati Tiyatrosu’nda sergilemiştir. Sergi daha sonra Almanya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmıştır. Yerel malzemelerle üretilen çalışmalar böylece Filistin dışındaki izleyicilerle de buluşmuştur.

Kudüs’te kurulan bir kültür köprüsü

Mansour’un sanat yaşamında kurumsal çalışmalar da devam etmiştir. 1994 yılında New Visions üyeleriyle birlikte Kudüs’te al-Wasiti Sanat Merkezi’nin kuruluşunda yer almıştır. Merkez eski bir evin dönüştürülmesiyle oluşturulmuştur. Sergiler, atölyeler, konuşmalar ve araştırmalar için kullanılmıştır. Sürgünde yaşayan Filistinli sanatçıların çalışmalarının Filistin’de gösterilmesine de alan açmıştır.

Merkezin ilk sergilerinden biri olan From Exile to Jerusalem, Filistin dışında yaşayan sanatçıların çalışmalarını bir araya getirmiştir. Jabra Ibrahim Jabra, Samia Halaby, Kamal Boullata, Vladimir Tamari ve başka sanatçıların eserleri bu sergide yer almıştır. Filistin sanatının farklı coğrafyalarda yaşayan sanatçılarını bir araya getirmek merkezin önemli amaçlarından biri olmuştur.

İkinci İntifada sonrasında Kudüs’e erişimin kısıtlanması merkezin faaliyetlerini de etkilemiştir. Batı Şeria ve Gazze’den Kudüs’e ulaşmak zorlaşmıştır. New Visions’ın kurucularından Nabil Anani, Tayseer Barakat ve Vera Tamari merkeze ulaşamaz hale gelmiştir. Mansour ise faaliyetleri sürdürmeye çalışmıştır. Kültürel kurumların devamlılığı bu dönemde doğrudan hareket özgürlüğüne bağlı hale gelmiştir.

Mansour sanat eğitimine de uzun yıllar katkıda bulunmuştur. International Academy of Art Palestine’ın kuruluşunda yer almıştır. Akademi daha sonra Birzeit Üniversitesi bünyesindeki Sanat, Müzik ve Tasarım Fakültesine dahil edilmiştir. Mansour genç sanatçılarla çalışmış, deneyimlerini paylaşmış ve Filistin’de sanat eğitiminin gelişmesine katkı sağlamıştır.

Yeni kuşaklarda yaşayan miras

New Visions’ın etkisi sonraki kuşaklarda da görülmektedir. Bugün Filistinli sanatçılar farklı koşullarda yerel malzemeler kullanmaya devam etmektedir. Batı Şeria’da hareket kısıtlamaları ve yerleşimci şiddeti sanatçıların malzemelere ve üreticilere ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Yerel üreticilerle çalışan sanatçılar için ulaşım ve tedarik sorunları doğrudan üretim sürecine yansımaktadır.

Ramallah’ta çalışan genç sanatçı Lara Salous’un pratiği bu devamlılığın güncel örneklerinden biridir. Salous yün, ahşap ve başka yerel malzemelerle çalışmakta; çobanlar, yün eğiren kadınlar ve yerel zanaatkârlarla birlikte üretim yapmaktadır. Kullandığı tekniklerde geleneksel Bedevi üretim biçimlerinden yararlanmaktadır. Yerel malzemeye yönelmesi, New Visions’ın ortaya çıktığı dönemdeki tartışmaları farklı bir ekonomik ve toplumsal bağlamda yeniden gündeme getirmektedir.

Gazze’de elde kalanla üretmek

Gazze’de sanatçıların karşılaştığı malzeme sorunu çok daha ağır koşullarda yaşanmaktadır. Tuval, boya ve diğer temel malzemelerin bulunmaması bazı sanatçıları ellerindeki gündelik nesneleri kullanmaya yöneltmiştir. Genç sanatçı Hüseyin el-Cercevi un çuvallarını tuval olarak kullanarak çalışmalar üretmiştir. Duvar boyası, kalem ve başka basit malzemelerle resimler yapmıştır. Malzemeye erişimin daha da zorlaşmasıyla bu imkân da ortadan kalkmıştır.

Gazze’de üretilen bu çalışmalar New Visions’ın tekniklerinin doğrudan tekrarı değildir. Ancak sanatçının elindeki malzemeyi yeniden değerlendirmesi, üretim için mevcut kaynaklara yönelmesi ve kısıtlı koşullarda çalışmaya devam etmesi bakımından benzer bir üretim mantığı ortaya çıkmaktadır.

Mansour’un ölümünden sonra New Visions’a yeniden bakılması bu yüzden anlamlıdır.

Hareketin ortaya çıktığı dönem ile bugünün koşulları aynı değildir. Sanatçıların karşı karşıya olduğu sorunların biçimi ve kapsamı değişmiştir. Buna rağmen sanat malzemesine erişim, yerel üretim, kültürel bağımsızlık ve sanatın toplumsal yaşamla ilişkisi hâlâ tartışılmaktadır.

Mansour’un sanatındaki toprak imgesi bu sürekliliğin en güçlü noktalarından biridir. Toprak onun çalışmalarında hem Filistin manzarasının hem de toplumsal hafızanın parçasıdır. New Visions ile toprak doğrudan sanat eserinin malzemesine dönüşmüştür. Çamurun çatlak yüzeyi, Mansour’un çalışmalarında zamanın ve parçalanmanın görünür bir izini taşımıştır.

Bir incir ağacıyla tamamlanan duvar resmi

Mansour’un yaşamının son döneminde de sanat üretimi devam etmiştir. Büyük ölçekli duvar çalışmaları yapmış, genç sanatçılarla bir araya gelmiş ve Filistin sanatının uluslararası alanda tanıtılması için çalışmalarını sürdürmüştür.

2024 yılında Filistin Müzesi için hazırladığı, çamur, saman ve kınanın kullanıldığı 12 metreye 6 metre büyüklüğündeki On the Wing of an Angel adlı duvar çalışması da bunlar arasındadır. Mansour bu çalışma için yüksek bir ücret talep etmek yerine müzenin bahçesine kendi adına bir incir ağacı dikilmesini istemiştir. Bu tercih, onun sanatla toprak arasında kurduğu ilişkinin küçük ama dikkat çekici bir ifadesi olarak kalmıştır.

Geride kalan: Eserlerden fazlası

Mansour’un sanatındaki ısrar da ölümünden sonra geride kalan mirasın önemli bir parçasıdır. Yıllar boyunca aynı coğrafyaya, aynı ağaçlara, aynı insanlara ve aynı tarihsel hafızaya dönmüştür. Fakat bu tekrarlar içinde farklı malzemeler ve anlatım biçimleri denemiştir. New Visions bu arayışın en belirgin dönemlerinden birini oluşturmuştur.

Bugün Mansour’un eserleri Filistin’de ve dünyanın farklı yerlerindeki müze ve koleksiyonlarda bulunmaktadır. Jamal al-Mahamil gibi çalışmalar ise müze duvarlarının ötesinde yaşamaya devam etmektedir. Posterler, baskılar ve çoğaltılmış görüntüler sayesinde bu eserler farklı kuşaklara ulaşmıştır.

Sliman Mansour’un ardından Filistin sanatında önemli bir isim eksilmiştir. Ancak onun sanatçı örgütlenmesine, sanat eğitimine ve kültürel kurumlara yaptığı katkılar devam eden bir birikim bırakmıştır. New Visions da bu birikimin içinde ayrı bir yere sahiptir. Dört sanatçının yerel malzemelerle çalışmaya başlaması, Filistin sanatında yeni tekniklerin gelişmesine ve farklı kuşakların kendi üretim koşullarını yeniden düşünmesine yol açmıştır.

Mansour’un eserlerinde toprağın, ağacın, emeğin ve Kudüs’ün taşıdığı anlam bugün hâlâ okunabilmektedir. New Visions’ın ortaya çıktığı koşullar değişmiş olsa da yerel kaynaklarla üretme, mevcut imkânları yeniden değerlendirme ve kültürel üretimi sürdürme çabası Filistinli sanatçıların çalışmalarında varlığını korumaktadır.

Mansour’un geride bıraktığı sanat bu sürekliliğin en görünür parçalarından biridir. Onun resimleri Filistin’in tarihini anlatırken aynı zamanda o tarihin içinden bir sanat dili kurmuştur. New Visions ise bu dilin malzemeyle kurduğu ilişkiyi değiştirmiştir. Çamur, saman, deri, seramik ve doğal pigmentler Filistin sanatında yeni bir dönemin malzemelerine dönüşmüştür.

Sliman Mansour’un ardından geriye yalnızca tamamlanmış eserler kalmamıştır. Bir sanatçı kuşağının birlikte üretme çabası, kurduğu kurumlar, yetiştirdiği öğrenciler ve sonraki sanatçılara aktardığı deneyim de yaşamaya devam etmektedir. New Visions’ın hikâyesi de bu mirasın içinde yer almaktadır.

Drag’in kraliçesi Swann: Arşivden opera sahnesine

Sliman Mansour kimdir ve neden önemlidir?

Sliman Mansour, Filistin’in gündelik yaşamını, toprağını, köylülerini, kadınlarını ve Kudüs’ü çağdaş Filistin sanatının en tanınan görsel dillerinden birine dönüştüren sanatçıdır. Önemi yalnızca eserlerinden değil; sanatçı örgütlenmesine, sanat eğitimine ve Filistin’de kültürel kurumların kurulmasına yaptığı katkılardan da kaynaklanmaktadır.

New Visions nedir?

New Visions, Sliman Mansour, Vera Tamari, Nabil Anani ve Tayseer Barakat tarafından Birinci İntifada sırasında, 1989’da kurulan Filistinli sanatçı hareketidir. Sanatçılar İsrail üretimi sanat malzemelerini boykot ederek çamur, saman, deri, seramik, ahşap, kına ve doğal pigmentlerle çalışmaya yönelmiştir.

New Visions’ın etkisi bugün nasıl sürüyor?

Hareketin etkisi belirli tekniklerin tekrarlanmasından çok, sanatçının kendi üretim koşullarını sorgulamasında görülmektedir. Batı Şeria’da yerel üreticilerle çalışan Lara Salous’un yün temelli pratiği ve Gazze’de Hüseyin el-Cercevi’nin un çuvallarını tuvale dönüştürmesi bu sürekliliğin farklı koşullardaki örnekleridir.

Nepal’deki çatışma sonrası barış inşasında kooperatiflerin rolü: Halk Savaşı’ndan sosyal ekonomiye uzanan bir miras

Güney Afrika Kırsal Kadınlar Meclisi (RWA): Kapitalizme karşı tohumdan toprağa bir direniş hareketi

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →