Engelliler tarih boyunca dışlandı. Bugün hâlâ sorun, engelliler değil, onları dışlayan sistemlerde.
İnsanlık tarihine baktığımızda acı bir gerçek ortaya çıkar: Engelliler, toplumların kenarına itilmiş, kimi zaman saklanmış, kimi zaman yok edilmiş bir topluluk olmuştur. Bugün hâlâ yaşanan sorunlar, binlerce yıllık zihniyetin modern versiyonlarıdır (Barnes & Mercer, 2010).
Engellilerin hikâyesi, insanlığın aynasıdır. Ne yazık ki bu ayna yüzyıllar boyunca karanlık bir görüntü göstermiştir.
Karanlık Başlangıçlar: Dağlara bırakılan, ateşe atılan bedenler
Antik Sparta’da yeni doğan bebekler, zayıf, hastalıklı veya engelli ise Taygetos Dağı’na bırakılırdı (Garland, 1995). Roma’da engelli çocukların yakılması, çöplüklere atılması veya köle pazarlarında satılması devlet eliyle onaylanmıştı. Bazı İskandinav topluluklarında ağır engelli bebekler “tanrıların isteği” gerekçesiyle denize bırakılırdı. Bu örnekler, engellilerin yüzyıllar boyunca “yük” olarak görülmesinin kökenini gösterir.
Orta Çağ: Günah, lanet ve cadı avları
Orta Çağ’da engellilik, “şeytanın işareti” olarak yorumlandı. Zihinsel engelliler cadı avlarında öldürüldü. Doğuştan farklılıkları olan bebekler ya ormana bırakıldı ya da öldürüldü (Oliver, 1996). Engelliler ne kendini savunabildi, ne de kimse onları duymak istedi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Merhamet var ama hak yok
Osmanlı’da engelliler öldürülmezdi; ancak aileler onları evlerde saklardı (Metin, 2018). Bu, fiziksel bir öldürme değil ama sosyal bir yok etme yöntemiydi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında engelliler için iyi niyet vardı fakat sistem yoktu. Eğitim, erişilebilirlik ve istihdam alanında ciddi eksiklikler yaşandı. 1950’de kurulan “Sakatlar Derneği” bile o dönemin zihniyetini yansıtıyordu: engelli değil, sakat.
1980–2000: Kapalı kurumlarda kaybolan hayatlar
Bu dönemde ağır ve zihinsel engelliler bakımevlerine kapatıldı. Zincire bağlanan çocuklar, yerde yatan yetişkinler, kötü beslenme ve şiddet rapor edildi. Toplum sessizdi, devlet görmezden geldi. Engelliler kendi ülkelerinde görünmez bir sınıf haline geldi (Barnes & Mercer, 2010).
Yakın Dönem: Hak var, uygulama yok
Bugün kimse engelliyi dağa bırakmıyor; ama sistem hâlâ onları dışlıyor.
Kaldırımlar erişilemez
Kamu binaları standart dışı
Şehir içi ulaşım engellileri düşünmeden tasarlanıyor
Engelli istihdamı rapor oranına takılıyor
Çocuklar eğitimde ayrımcılığa uğruyor
Bakımevlerinde şiddet ve istismar sürüyor
Eskinin ateşle, suyla, dağla yok etme yöntemleri bugün “bürokratik yok etme”ye dönüştü.
Asıl sorun: Zihniyet
Bugün engelliler hâlâ soruyor: “Biz neden bu sistemin içinde yokuz?”
Cevap tarih boyunca aynı: Engelliler sorun değil, onları sorun gibi gösteren sistem sorunlu. Değişmesi gereken engelliler değil, onları engelleyen sistemlerdir. Yüzyıllardır süren dışlama döngüsünü kırmak için artık acımak değil, haklarını teslim etmek gerekiyor.
Çünkü toplumun gerçek gelişmişlik seviyesi; gökdelenlerle, teknolojiyle, yapay zekâyla değil, en kırılgan bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür. Ve bu ölçekte hâlâ sınıfta kalıyoruz.
Bornova’da umutlu bir başlangıç: Engelli çalıştayından gerçek politikalara
