₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Kazanılabilir olanın ötesi: Bhaskar Sunkara New York’tan sosyalizmin hedefini hatırlatıyor

New York’ta sosyalist hareket, Zohran Mamdani’nin belediye başkanlığıyla tarihsel bir ana giriyor. Jacobin’in kurucu editörü Bhaskar Sunkara, Demokratik Sosyalistler için yaptığı konuşmada, bu yeni dönemin yalnızca “vergileri artırıp kamusal hizmetleri genişletmekle” sınırlı bir reform süreci olarak kalmaması gerektiğini vurguluyor. Ona göre asıl görev, bugün kazanılabilir olan uğruna mücadele ederken, sosyalizmin daha geniş ufkunu canlı tutmak.

Sosyalist bir belediye başkanı: New York’ta tarihsel eşik

New York’ta Demokratik Sosyalistler of America’nın (DSA) uzun yıllara yayılan örgütlenme çabası, kent tarihine geçecek bir sonuç üretti: Zohran Mamdani, kentin bir sonraki belediye başkanı. 22 Kasım’da Brooklyn’de, First Unitarian Congregational Society’de yapılan DSA örgütlenme konferansında konuşan Jacobin dergisinin kurucu editörü Bhaskar Sunkara, bu anı “on yıllardır beklenen politik fırsat penceresi” olarak tanımlıyor. Konuşmanın metni, 24 Kasım 2025’te ABD merkezli sosyalist dergi Jacobin’de yayımlandı.

Sunkara’ya göre bugün New York’ta tablo çelişkili: Bir yanda zenginleri vergilendirip kamusal hizmetleri genişletmeyi savunan güçlü bir sosyalist dalga ve Mamdani’nin belediye başkanlığına uzanan seçim zaferi; diğer yanda ise otoriter eğilimleri güçlenen bir Trump başkanlığı, derin bir “pahalılık krizi” ve ırkçı-yerlici söylemlerin geri dönüşü. Tam da bu nedenle, “bu birkaç ayda harcanacak siyasal emeğin, uzun yıllara yayılacak etkileri olacağını” söylüyor.

Marathon koşucularından sprinter’lere: DSA’nın yeni rolü

Sunkara, 2007’de henüz 17 yaşında DSA’ya katıldığında New York’taki toplantılara bir düzine kişinin zor geldiğini, örgütün büyük ölçüde bir azınlık kulübü olduğunu hatırlatıyor. Bugün tablo tersine dönmüş durumda: DSA, kent çapında sosyalist adaylar seçtiren, programatik talepler etrafında geniş kesimleri bir araya getiren bir örgüte dönüşmüş halde.

Ancak Sunkara bu başarıya rağmen bir uyarı yapıyor: Seçim gücü, sınıfsal tabanın çok önüne geçmiş durumda. DSA’nın işi, yalnızca “belediye başkanımızı savunmak” değil; işçi sınıfı mahallelerinde kök salmak, üretim ve dolaşım noktalarında (işyerleri, lojistik zincirleri, hizmet sektörü) gerçek güç inşa etmek. Ona göre DSA kadroları, sosyalizm için “maraton koşucuları” olmaktan çıkıp, önümüzdeki birkaç yılın olağanüstü imkânlarını gözeten “sprinter’ler” gibi davranmak zorunda.

Belediyeyi yönetmek ve kapitalizmi aşmak: Eski bir çelişki

New York’taki yeni dönemin merkezinde “karşılanabilirlik” (affordability) gündemi var: Zenginlerin daha yüksek vergilendirilmesi, kamu hizmetlerinin genişletilmesi, barınma ve ulaşım hakkının güçlendirilmesi. Mamdani ve diğer sosyalist seçilmişler, bu başlıkların öncülüğünü yapıyor.

Ama Sunkara, sosyal demokrasinin tarihsel açmazını hatırlatıyor: Kapitalizm altında işçilerin geçimi, kâr eden şirketlere; kentlerin bütçesi ise büyük şirketlere ve zengin vergi mükelleflerine bağımlı. Belediyeler, mevcut birikim rejimini yerle bir etmeden, onu işçi sınıfı lehine “yönetmeye” çalışmak zorunda kalıyor.

Bu nedenle Mamdani’nin karşılaşacağı sınırları, “kişisel cesaret ya da ahlaki kararlılık” üzerinden değil, yapısal ilişkiler üzerinden okumayı öneriyor. Bir belediye başkanı, tek başına kentsel sermaye birikiminin mantığını tersine çeviremez; hele bunu tek bir şehirde yapamaz. Ona göre, 150 yıla yayılan sosyalist tartışmanın özünde de bu ikilik var: Kısa vadede sosyal demokrat reformlar ile uzun vadede kapitalizmin ötesine geçme hedefi arasındaki gerilim.

“Hedef her şeydir”: Bernstein’a bir cevap

Sunkara, reformizmle hesaplaşmasını 19. yüzyıl sosyal demokrat teorisyeni Eduard Bernstein’a dönerek kuruyor. Bernstein’ın ünlü “Hareket her şey, nihai hedef hiçbir şey” sözüne karşı, Sunkara “gerçek sosyalizmin tam tersini savunur” diyor: Eğer kapitalizm sonrası bir toplumu konuşmayı bırakırsa sol, kendi tarihsel rüyasını — sömürüsüz ve tahakkümsüz bir dünyayı — yitirmiş olur.

Burada sosyalizmin içeriğini de netleştiriyor. Ona göre sosyalizm yalnızca bir “İsveç-tarzı refah devleti” değil, servetin yeniden dağıtımından ibaret de değil. Sosyalizm:

  • Hayatımızı belirleyen üretim ve yatırım kararlarının demokratik denetime açılması,

  • Bu kararların hem işçiler hem de toplum tarafından kolektif olarak belirlenmesi,

  • Temel ihtiyaçların devlet tarafından sosyal hak olarak güvenceye alınması,

  • Sermayenin “lütfuna” muhtaç kalmadan, toplumsal zenginliğin ortaklaşa yönetilmesi.

Sunkara, C.L.R. James’in “Her aşçı yönetebilir” formülünü hatırlatarak, görünmez kılınan bakım emekçilerinin, şoförlerin, çiftçilerin, temizlik ve bakım işçilerinin “tarihin öznesi” haline geldiği bir toplumdan söz ediyor. Ona göre sosyalizm, sınıf uzlaşmasını iyileştiren bir düzenleme değil; emek ile sermaye arasındaki çatışmada, emeğin nihai zaferinin adıdır.

Reformlar mı, geçiş talepleri mi?

Peki bu ufuk, somut belediye politikalarına nasıl çevrilecek? Sunkara, yalnızca sosyal yardım programlarını genişleten değil; mülkiyet ilişkilerine ve işyeri demokrasisine dokunan “geçiş talepleri” öneriyor.

Örneğin, sahibi emekliye ayrılan veya kapatılmak üzere olan işletmelerde, işçilerin bir kamu fonu desteğiyle işletmeyi devralıp emekçi ortaklığına dayalı kooperatiflere dönüştürebilmesi… Belediyenin bu süreçte muhasebe ve hukuki destek sunan özel bir birim kurması, ruhsat ve izinlerde öncelik tanıması gibi adımlar da bu paketin parçası.

Benzer şekilde, piyasanın terk ettiği mahallelere belediye marketleri açılması; barınma krizine karşı geniş ölçekli kamusal konut yatırımları; kentsel hizmetlerin taşeron şirketler yerine doğrudan kamu ve kooperatifler eliyle yürütülmesi gibi fikirleri tartışmaya açıyor. Bu tür reformlar, Sunkara’ya göre hem mevcut sosyal demokrat çerçeveye sığıyor hem de “toplumsallaştırma” fikrinin bugünden tadına bakmayı sağlıyor.

DSA’ya düşen: Ufku daraltmamak

Konuşmanın sonunda Sunkara, salondaki yeni ve eski DSA üyelerine birlikte sesleniyor. Bir yandan, “önümüzdeki birkaç yıl içinde milyonlarca insanın hayatını somut olarak iyileştirebileceklerini” söylüyor; öte yandan örgütün hâlâ işçi sınıfı mahallelerinde, sendikal alanda ve ekonomik gücün yoğunlaştığı sektörlerde eksik olduğunu kabul ediyor.

Mamdani’nin belediye başkanlığı, onun ifadesiyle “bugün kazanılabilir olan için verilecek bir mücadele” olacak. DSA’nın ve daha geniş sosyalist hareketin görevi ise, bu mücadelenin ufkunu daraltmamak: Belediyeyi savunurken, reformları genişletirken ve günlük krizlere yanıt verirken, kapitalizmin ötesinde bir toplum fikrini diri tutmak.

Sunkara’nın altını çizdiği asıl soru şu: “Sosyalizmin hedefi her şey ise, bugünkü kazanımlarımız bu hedefe açılan bir kapı mı olacak, yoksa onun yerine geçen bir tavan mı?”

Mamdani’nin zaferi: Geçim kriziyle mücadele, göçmenlerin savunulması ve soykırımın durdurulması için seçmen iradesi

Adil geçişin sofrası: Alejandro Colás ile kentler, emek ve gıda egemenliği üzerine

Starbucks’tan Çankafe’ye: Kamunun savunma hattı

Etiketler: Zohran Mamdani, Bhaskar Sunkara, Jacobin dergisi, Democratic Socialists of America (DSA), New York belediyesi, sosyalizm tartışmaları, sosyal demokrasi eleştirisi, belediyecilik ve sol, belediye sosyalizmi, ABD’de sol siyaset, işçi sınıfı siyaseti.