Türkiye’nin tüketim davranışları bir değişim dinamiğine tabii tutulurken bütün bir piyasa aygıtı farklı fazlarda etkiler gösteriyor. Bankacılık ve sigortacılık sektörleri yasama faaliyetindeki etkisini kaybederken yargıdaki etki alanını genişletiyor. Perakende sektörü raf düzenini ve neredeyse temel ihtiyaç maddelerinin arzını değiştiriyor. Enerji sektörü yürütmeyi arkasına alarak halkı sömürmenin son düzlüğünde. Emlak sektörü ise suni teneffüsle yaşatılıyor. Hiçbir şey beş yıl önceki gibi değil. Bir iktisatçının deyimiyle “laboratuarlarda titizlikle geliştirilen ekstreler” yoldan çıkmak üzere. O kadar ki bu yoldan çıkma hali sektörleri tümüyle değiştirecek yeni dinamikler taşıyor. Zira sermaye birikimin ötesini görmeye çabalayan bir ticari faaliyet Marksist literatürdeki haliyle “kendi mezar kazıcılarını” hazırlıyor. Bu yazıdaki durağımız bir AVM.
Düzenin eşlikçisi
AVM’yi kapalı bir ekonomik, sosyal ve kültürel sistem olarak düşünelim. Esasen input’ları gözardı ettiğimizde öyle de. Zira AVM orta sınıfların sınıf atlama telaşının en gözde mecraları olmasının yanı sıra ekonomik anlamda aynı mağazadan giyinmeye erişebilen iki akran arasındaki bir rekabetin mecrası. Bu rekabet halinin önceliği herkesi içeride tutmak. Teknoloji mağazası, çocuk oyun alanları, farklı ekonomik segmentlere göre mücevherat mağazaları, fast food katıyla günün ev dışında geçirilen zamanının tamamına talipler. Şimdilerde Türkiye’deki değişim dinamiğini çerçevelemek için bazı AVM’lerin “ölü” katlarına voleybol, basketbol ve jimnastik salonları koymayı da ihmal etmediler. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara para kazandırmak için başlattığı haftasonu açık ve ücretli spor salonu uygulamasının eşlikçisi oldular.
Bu kapalı sistem şimdilerde yeni bir değişim sancısına gebe. Bu çok katmanlı ve çok şenlikli değişim dinamiği bizi doğrudan AVM’nin dayağını atan sınıfa kadar götürüyor. Birkaç yıl önce Türkiye tarihinde ilk kez grev halayına şahit olan AVM’ler aynı grev düzeyini Swatch saat mağazasında örgütlü sendika aracılığıyla gördü. Sınıf atlamayı satın almak isteyenleri “irrite” eden bu görüntüler kamusal alan sanrısında olduğumuz AVM’lerin özel alanlarını işgal etti ki bu daha keyifliydi.
Kentli ve semtli iki AVM türü
Ayrıca sınıfın dayağını yedikçe irtifa kaybeden AVM’ler kendi içinde kategorilere bölünüyor. Artık üst, orta ve alt sınıfların kendi AVM’leri var. Üstelik bunlar semtlerin sosyo ekonomik durumlarıyla ilişkili de değil. O AVM’nin bir kente mi, yoksa bir semte mi ait olduğuyla ilgili. Örneğin Nivo adında bir giyim ve ayakkabı mağazası bir semt AVM’sine mağaza açarak ikinci el ürünlerin tadilatını yaparak yeniden satışa sunuyor. Üstelik dijital hesapları dışında ürünlerin ikinci el olduğunu beyan etmiyorlar da. Büyük ihtimalle bir kent AVM’sine açarak büyük kiralara tahammül etmeyi istemiyorlar. Üstelik bu stratejik olarak doğru da olmaz. Sınıf atlamanın simgesi AVM’ler sınıftan, sendikadan, grevden ve direnişten dayak yemeyecek kadar “güçlü” ve “kudretli” görünmeli. İkinci el ürün satan bir mağazanın bu gücün ve kudretin yanında pozisyonlanması karı maksimize edemezdi.
AVM’ler büyük bir değişim dinamiğine tabii oluyorlar. Bu sınavdan çıkmaları da pek mümkün görünmüyor. Tek yapabilecekleri kentli ile semtli olmak arasında tercih yapmak. Bu da şirketlerden çalışanlara, oradan müşterilere kadar temas ettikleri her sosyal grupla ilişkilerini yeniden düzenmeleri gerek.
AVM, tüketim toplumu, orta sınıf, sınıf atlama, sendika, grev, perakende, kent sosyolojisi, ekonomi politik, Türkiye ekonomisi

