₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Madame Amati

Merhabalar.

Bugün Madame Amati’nin hikâyesini anlatacağım.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Bu, Rita Ender’in merak edip araştırdığı bir hikâyedir.

Değerli yazar Rita Ender, 2017 yılında İzmir’i ziyaret ettiği bir gün, Beth Israel Sinagogu’nun müzeye çevrilen üst katında keman çalan bir kadın resmi görür. Resmin altında bir isim vardır: Madame Martha Amati.

Kimdir bu kadın?

Sorup soruşturur. Yahudi cemaatinden neredeyse herkes ismini bilir. Herkes hatırlar ama tam olarak kim olduğunu, nereden geldiğini, hikâyesini kimse bilmez. Özellikle düğünlerde kemanıyla görev aldığını söylerler. Mendelssohn’un düğün marşıyla hatırlar onu herkes. “Çok güzel keman çalardı” derler.

Yahudi olsa Hristiyan mezarlığına neden gömülsün?
Hristiyan mıydı?
Sonradan mı Hristiyan olmuştu?
Nereliydi?
Ailesi var mıydı?

Kimse bilmez.

Rita Ender de böyle olunca kolları sıvar, araştırmaya koyulur. Madam’ı tanıyanlarla görüşür ve bu zayıf, kimsesiz, hep kırmızı rujuyla hatırlanan kambur kadının hikâyesini ortaya çıkarır.

Madam, o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Veldes isimli bir yerde, 18 Temmuz 1902’de doğmuştur. Kökü Yahudi olan dedesine dayanan aile ağacına göre iki kız kardeşi vardır. Okul kayıtlarına göre evleri, bugün Romanya sınırları içinde kalan Temeşvar’dadır. Kayıtlarda adı, Bertha’dan doğma, Antoin’dan olma Martha Schwenck olarak geçer.

13-15 yaşlarındayken, yani 1915-1917 yılları arasında Budapeşte’dedir. Çünkü o dönemde Liszt Müzik Akademisi’nde Prof. Jenő Hubay’ın öğrencisi olduğuna dair kayıtlar vardır. Hubay’ın öğrencisi olarak sahnede keman çalmaya başlar. Dönemin gazetelerinde ondan söz eden haberler çıkar. “Hubay’ın öğrencileri”, “müzik ziyafeti”, “genç yeteneklerin konseri” gibi başlıkların altında adı geçer: Martha Schwenck.

Haberler zamanla çoğalır. 1915, 1918 ve 1926-1930 yılları arasında kendisinden ve yeteneğinden söz eden haberler vardır. Fakat 1931 yılından itibaren bu haberlerde bir değişiklik olur. İsmi artık Martha Schwenck değil, Martha Amati olarak geçmektedir.

Peki bu isim nereden çıkmıştır?

İtalyanca “sevilen” anlamına gelen bu isim, bir aşkın sonucu mudur, yoksa meşhur keman markasından mı gelmektedir? Yoksa yalnızca bir sahne adı mıdır? Kimse bilmez.

Söylentiye göre madam bir süre İtalya’da bulunmuştur. Orada konserler organize eden bir menajerle ilişkisi olmuş, bu soyadı da oradan kalmıştır. Doğru mudur? Kimse bilmez.

Sonrasında Almanya’ya gider. 1931 tarihli bir gazetede ismi geçer. O dönem Almanya’da hayat giderek zorlaşmaktadır. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidardadır. Hitler, müzik ve sanat politikalarıyla yakından ilgilenmektedir. Yahudi sanatçılar devlet kurumlarından ve işlerinden çıkarılır.

1937 yılına gelindiğinde süreç çok daha ağırlaşır.

Temmuz 1937’de korkunç bir olay yaşanır. Goslar kentindeki bir kafede sahne alan Martha Amati, konserin sonuna doğru iki SS subayı tarafından sahneden zorla indirilir. “Juden Schwein”, yani “Yahudi domuzu” denilerek aşağılanır ve apar topar dışarı atılır. Gestapo o dönem çok güçlüdür ve bu yetenekli sanatçıyı dinlemeye gelen hiç kimse ses çıkaramaz.

Madame Amati’yi daha sonra gören olmaz.

Onu tanıyan herkes, kamplara götürüldüğünü ve orada öldürüldüğünü düşünür. Kimse bir daha peşine düşmez.

Ama hayır… Anlatılanlara göre, sevgi dolu ve üstün yetenekli bu müzisyen kamplarda ölmemiştir. Nazilere göre şüphe götürmeyecek biçimde Yahudi’dir Martha. Hatta Nazi sempatizanlarının hazırladığı Yahudi sanatçılar listesinde adı bile vardır. Fakat Martha daha fazla dayanamamış, Almanya’dan kaçabilmiştir.

Peki ama nasıl?

Yine söylentiye göre bir Türk askerle evlenmiştir. Bu anlaşmalı evlilik sayesinde İstanbul’a gelmiştir. Belki sonradan eklenen Sadi soyadı da bu evlilikten kalmıştır. Hatta yine söylentiye göre, bu adamın fotoğrafını ömrünün sonuna kadar evinin salonunda, şükran duygusuyla saklamıştır.

1938 yılında Martha Amati İstanbul’dadır. Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir ilanda adı geçer:

“Şimdiye kadar hiç dinlemediğiniz meşhur violonist Martha Amati idaresinde fevkalade yüksek 12 kişilik Macario Ladagni Kadın Orkestrası, her gün matine ve suarelerde, Sarıyer’de, vapur iskelesi yanında, Canlıbalık Lokanta ve Gazinosu’nda.”

Bir süre sonra İzmir’e gelir Madam. Hangi sebeple geldiğini kimse bilmez. Ama bir daha da başka yere gitmek istemez. İzmir’de kendini bulur.

1946 yılında Körler ve Sağırlar Okulu’nda müzik öğretmenliği yapmaktadır. Öğretmenlik yaptığı yerlerden biri de İzmir Müzik Okulu’dur. Burası 1958 yılında konservatuvar statüsü kazanır. Madam da kurucuları arasında yer alır.

Eğlence mekânlarında keman dinletileri de sunar. Onu dinleyenler ve öğrencileri; Paganini’yi, Mozart’ı, Brahms’ı, Lalo’yu nasıl çaldığını hiç unutmaz. Bu sessiz, yalnız, hep acelesi varmış gibi yürüyen zayıf kadın, birçok insana dokunur; müziğin ruhunu onlara da üfler.

1462 Sokak’ta, Sen Jozef Kilisesi’nin tam karşısındaki ahşap cumbalı evde oturmaktadır. Herkes onu tanır. Çok sevdiği Rinaldo, Simes, Penso, Serra, Papi, Toçtan ve Bertuzi aileleriyle komşudur. Sıcak yaz akşamlarında evinin merdivenlerinde oturup keman çaldığı anlatılır. Sokaktan Rahmaninov besteleri yükselir.

Söylenene göre yemek yapmayı hiç bilmezmiş.

Yetmişli yıllardan itibaren Bornova Sokağı’nda lokanta işleten babam da Madame Amati’nin gelip sürekli bir çorba içtiğini, çok kibar biri olduğunu, herkesin kendisini tanıdığını, ertesi günün çorbasını mutlaka sorup dükkândan öyle ayrıldığını anlatırdı.

Madame Amati, 1454 Sokak’taki İtalyan okuluna uğrar, orada da yemek yermiş. Akıcı biçimde İtalyanca konuşurmuş. 1481 Sokak’ta yer alan Rosario Kilisesi’ne gider, ayinlere katılırmış. Meryem Ana’yı çok severmiş.

Çok sevdiği bir arkadaşının oğlu Franz Schlosser’i de kendi çocuğu gibi sevmiş. Dededen kalma çiçekçilik işini sürdüren Schlosser, hep yanında olmuş Madam’ın. Hem kemanını hem de diğer varlıklarını emanet ettiği Schlosser, Madam’ın karaciğer rahatsızlığını öğrenince onu önce İstanbul’daki Or-Ahayim Hastanesi’ne götürmüş, sonra yeniden İzmir’e getirmiş.

Madam’ı kiliseden tanıyan ve görevi yaşlıları ziyaret etmek olan Teresa Reggio da onu sürekli ziyaret edermiş. Bu ziyaretlerden birinde Madam, kendisine bir vakıf bulduğunu, evini Mevlana Vakfı’na bağışlamak istediğini, papazın buna kızıp kızmayacağını sormuş. Elbette papaz buna karışmamış.

Daha sonra pankreas kanseri teşhisi konmuş. Yeşilyurt Hastanesi’ne yatırılmış. Hem vakıftan birileri hem de kiliseden görevliler onu ziyaret etmeye başlamış. Madam da, “Bak, hem Müslümanlar hem Hristiyanlar görmeye geliyor beni; çok mutluyum” diye sevinirmiş.

Hastane odasında her sabah ruj sürer, saçını tarar, fiyonk takarmış. Gecelikleri ve sabahlıkları ipek ve nakışlıymış.

O ufak tefek, kırmızı rujlu, yalnız kadın 17 Ekim 1989 tarihinde uçup gitmiş.

Paşaköprü Hristiyan Mezarlığı’nda, kimsesiz rahibelerin gömüldüğü bir mezara defnedilmiş.

Bugün Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yürürken ara sokaklara dikkatlice kulak verirseniz, belki Paganini, belki Rahmaninov, belki de Mendelssohn ezgileri duyarsınız. Madam belki hâlâ evinin merdivenlerinde keman çalıyordur.

Gökten üç elma düşmüş:
Biri benim başıma,
biri yazar Rita Ender’in başına,
diğeri ise Madam Amati’nin başına.

Görüşmek üzere.

Hatırlamak ve anlamak için: Bellek İzmir, FİKİR’de yayında!

Bellek İzmir’de hafıza ve mekân: Dr. Mert Kaya İzmir’in “sıradan” hikâyelerini kayda geçiriyor

Yavuz İbrahim ve Civelek Ziver

Bu içerik ne anlatıyor?

Bu içerik, Madame Amati’nin hayatı üzerinden İzmir’in çokkültürlü tarihini, antisemitizmden kaçışı, İstanbul ve İzmir’deki yaşamını ve bir kentin hafızasında kalan müzikal izi anlatıyor.

Neden önemli?

Çünkü bu hikâye yalnızca bir bireyin biyografisi değil; aynı zamanda Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan bir tarihsel kırılmanın, İzmir’in kozmopolit yapısının ve unutulmuş kültürel hafızanın somut bir örneği.

Bu içerikte öne çıkan temalar

sürgün, hafıza, kent belleği, antisemitizm, çokkültürlülük, kadın müzisyenler, İzmir tarihi, müzik, yalnızlık, dayanıklılık

Kimler için relevant?

İzmir tarihiyle ilgilenenler, kent belleği çalışanlar, kültürel miras araştırmacıları, Yahudi tarihi çalışanlar, podcast dinleyicileri, belgesel anlatı sevenler, kadınların görünmeyen tarihleriyle ilgilenen okurlar.

Madame Amati kimdi?

Madame Amati, asıl adı Martha Schwenck olan, Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan hayatında müzisyenlik yapan ve özellikle İzmir’de iz bırakan bir kemancıydı. Hayatı sürgün, kültürel geçişler ve yalnızlıkla şekillendi.

Madame Amati neden önemli?

Çünkü onun hikâyesi, 20. yüzyıl Avrupa’sında antisemitizmden kaçan bir kadının Türkiye’de yeniden hayat kurma çabasını ve İzmir’in çokkültürlü geçmişini birlikte görünür kılıyor.

Madame Amati’nin İzmir’le ilişkisi neydi?

Madame Amati, İzmir’de öğretmenlik yaptı, müzik çevrelerinde yer aldı, farklı mahallelerde tanındı ve kentin belleğinde keman sesiyle anılan figürlerden biri oldu.

Bu hikâyeyi kim araştırdı?

Yazar Rita Ender, 2017 yılında gördüğü bir resimden yola çıkarak Madame Amati’nin izini sürdü ve hayatına dair parçaları bir araya getirdi.

Madame Amati, Martha Amati, Martha Schwenck, İzmir, kemancı, hikâye, Rita Ender, Beth Israel Sinagogu, İzmir Yahudi tarihi, Levanten hafıza, İzmir kültürel bellek

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →