₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Kusursuz anne değil, tam ebeveyn: Farkındalıkla kendine ve çocuğa şefkat, yükü eşitlemek

Sabahın erken saatleri. Kızım çoktan uyanmış, kahvaltı masası dağılmış, bulaşıklar lavaboda bekliyor. İçimden yükselen o tanıdık ses yine devreye giriyor: “Kalk, topla, sil, oyun oyna, işe yetiş, akşam yemeğini düşün, eşine destek ol…” Liste uzadıkça içim daralıyor.
Derken bir an duruyorum.

Derin bir nefes alıyorum ve kendime soruyorum: “Şu an ne yapıyorum? Bu an bana iyi geliyor mu?”

Cevap “hayır” ise bırakıyorum. “Evet” ise sadece kahvemi yudumluyor, çocuğumun gülüşünü izliyor ve o küçücük anda kalıyorum.

Toplumumuz anneliği sıklıkla “kusursuz fedakârlık” olarak görüyor. İyi anne, her ihtiyacı karşılayan, evi tertemiz tutan, işini aksatmayan, eşini mutlu eden ve tüm bunları gülümseyerek yapan kadın olarak tanımlanıyor. Sanki doğurur doğurmaz “anne içgüdüsü” devreye giriyormuş ve her şeyi otomatik olarak bilecekmişiz gibi anlatılıyor.

Oysa gerçek çok daha farklı. Annelik öğrenilen bir süreç. Hata yaparak, yorulup yeniden toparlanarak, deneye yanıla ilerlenen bir yolculuk. Çocuk bakımının ağırlıklı olarak annenin sorumluluğu gibi görülmesi ise bu yükü daha da ağırlaştırıyor. Babalar çoğu zaman “yardımcı” konumunda kalıyor; eş “destek oluyor” diye övülüyor. Sanki bakım doğuştan annenin omzuna yüklenmiş bir görevmiş gibi.

Bu anlayış, anneleri hem fiziksel hem duygusal olarak yorarken, babaların da ebeveynlik deneyimini tam anlamıyla yaşamasına engel oluyor. Oysa çocuk bakımının daha eşit paylaşılması, yalnızca annenin değil, babanın da hakkı ve sorumluluğu. Eşit ebeveynlik, çocuğun hem anne hem baba ile sağlıklı bağ kurmasını desteklerken, annenin “her şeyi ben yapmalıyım” baskısından kurtulmasına da yardımcı oluyor.

Kendi ihtiyaçlarımızı en sona atmak çok kolay. Çocuk uyuduğunda bile “bir şey daha mı yapsam?” diye suçluluk duyabiliyoruz. Ben de öyleydim. Kızım doğduktan sonra kendime zaman ayırmak bencillik gibi geliyordu. “İyi anne” olmanın yolu her şeyi mükemmel yapmaktan geçiyormuş gibi hissediyordum. Bu kusursuzluk arayışı beni tüketiyor, çocuğumun yanında fiziksel olarak bulunmama rağmen zihnim sürekli “Yeterince iyi miyim?” sorusuyla meşgul oluyordu. En değerli anları bile bu baskı yüzünden kaçırıyordum.

Sonra hayatıma farkındalık (mindfulness) girdi. Temeli oldukça basit: anda olmak, yargılamadan gözlemlemek ve kendine şefkat göstermek.

Araştırmalar, annelerde mindfulness uygulamalarının stresi azalttığını, duygusal dengeyi güçlendirdiğini ve anne-çocuk bağını derinleştirdiğini gösteriyor. En önemlisi de bize “yeterliyim” deme izni vermesi. Kusursuz olmak zorunda değiliz. Yeter ki gerçekten burada olalım. Ve burada olmak, sadece annenin değil, ebeveynlerin ortak bir varoluşu demek. Babalar da bu anda yer aldığında, hem anne üzerindeki yük hafifliyor hem de aile daha dengeli bir nefes alıyor.

Günlük hayatta uyguladığım küçük ritüeller şunlar:

Nefes molası: Çocuk ağladığında veya inatlaştığında hemen tepki verme dürtüsü geliyor. Duruyorum. Üç derin nefes alıp “Şu an ne hissediyorum? Bu duygu geçici mi?” diye soruyorum. Tepki yerine daha sakin bir cevap verebiliyorum.

“Bu an bana iyi geliyor mu?” sorusu: Kahve içerken, oyun oynarken ya da saçını okşarken durup kendime bunu soruyorum. İyi geliyorsa o anı uzatıyorum. Gelmiyorsa nazikçe değiştiriyorum. Bu basit soru bile kendime öncelik verme hakkı tanıyor – ve bazen bu önceliği eşimle paylaşmak anlamına geliyor.

Küçük teşekkür ritüeli: Gün bitiminde kendime şunu hatırlatıyorum: “Bugün kızıma sarıldım, güldürdüm, yanındaydım. Eşim de bugün bakımına katıldı. Bu yeter.” Kusursuz değildik belki ama oradaydık. Ve bu çok kıymetli.

Kendime 5-10 dakika yaratmak: Telefonu kapatıp sadece kendimle kalıyorum. Kitap okumak, müzik dinlemek ya da pencereden dışarı bakmak… Bu bencillik değil; doluluk. Dolu bir ebeveyn, çocuğuna daha sakin ve verimli bir şekilde yaklaşabiliyor. Babaların da kendi alanlarını yaratması, ailenin genel iyiliğine katkı sağlıyor.

Toplum bize “fedakâr anne” olmayı öğretiyor; farkındalık ise “tam ebeveyn” olmayı öneriyor. Tam olmak, kusursuz olmak demek değil. Duygularını kabul etmek, hatalarını affetmek ve anı gerçekten yaşamak demek. Bu “tam”lık, bakım yükünün tek başına omuzlanmadığı, eşle paylaşıldığı bir ebeveynlikte çok daha kolay gerçekleşiyor.
Çocuklarımız bizi zaten mükemmel olarak görmüyor. Onlar, gerçekten orada olan, onları gören anne-babayı hatırlayacak.
Annelik hem çok kutsal hem de çok gerçek bir yolculuk. Bir yandan eşsiz bir bağ, derin bir sevgi ve hayatın en anlamlı sorumluluklarından biri; diğer yandan sürekli bir öğrenme, yorgunluk ve sınırlarla yüzleşme hali. Bu iki yüzü birden kabul etmek özgürleştiriyor.

Eğer annelikte yorulduysan, suçluluk duygusuyla boğuşuyorsan bil ki yalnız değilsin. O küçük anlarda durup nefes almak, “buradayım” diyebilmek ve yükü eşinle paylaşmayı cesaretle istemek, hem kendine hem çocuğuna verebileceğin en güzel hediye.

Çünkü annelik bir sanat. Ve en güzel yanı: her sabah yeniden başlıyoruz – bu defa belki biraz daha eşit, biraz daha hafif, biraz daha birlikte.

Ve belki de en önemlisi: Bu değişim sadece bizim için değil. Eşit ve şefkatli bir ebeveynlik, çocuğumuza da “sevgi fedakârlık değil, karşılıklı var olmak” mesajını veriyor. Daha dengeli, daha huzurlu bir ailede büyümek, onların da yarınlara daha güçlü ve daha özgür bakmasını sağlıyor.

“O kadın” değil, kendi hayatının öznesi: Boşanmış kadınların yeniden kurduğu dünya

Arpillera: İğne iplikle işlenen direniş ve toplumsal hafıza

Etiketler: annelik, ebeveynlik, eşit ebeveynlik, bakım emeği, duygusal emek
kusursuz anne baskısı, mindfulness
farkındalık, kendine şefkat, çocuk bakımı, toplumsal cinsiyet, aile içi emek paylaşımı

 

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →