₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Türkiye’de yeni rejim arayışı: Demokratik siyaset neden sıkışıyor?

Türkiye’de “mutlak butlan kararı” ile birlikte yeniden gündeme gelen gelişmeler, ilk bakışta teknik bir hukuk işlemi gibi değerlendirilse de, aslında siyasal alanın yeniden tanımlanmasına dair daha geniş ve yapısal bir müdahalenin parçası olarak okunmalıdır. Seçimle oluşmuş iradelerin geriye dönük biçimde geçersizleştirilmesi tartışması, kayyım uygulamaları ve yargı mekanizmasının siyasal süreçlerde belirleyici bir araç haline gelmesi, demokratik meşruiyet alanının giderek daraltıldığını göstermektedir. Bu durum, güncel bir krizden öte, Türkiye’nin tarihsel devlet geleneği içinde süreklilik arz eden bir siyasal aklın yeni bir evresidir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet pratiğinde siyasal alan, toplumun açık rekabet zemini olmaktan çok, merkezî otoritenin düzenleyici ve belirleyici olduğu bir idare alanı olarak şekillenmiştir. Cumhuriyet döneminde bu yapı modernleşmeci bir ulus-devlet formu içinde yeniden üretilmiş, toplumsal özneleşme sınırlı kalırken siyasal alan büyük ölçüde yukarıdan aşağıya tanımlanmıştır. Çok partili hayata geçiş ve seçim mekanizmalarının kurumsallaşması bu sürekliliği tamamen kırmamış, devlet merkezli siyasal akıl farklı biçimlerde varlığını sürdürmüştür.

AKP dönemi ise bu tarihsel sürekliliği ortadan kaldırmaktan ziyade, onu yeni bir yönetim biçimi içinde yeniden örgütlemiştir. Yürütme merkezli güç yoğunlaşması, güvenlikçi siyaset ve neoliberal ekonomik dönüşümün birleşimiyle siyasal alan daha dar, daha kontrollü ve daha merkezi bir yapıya sıkıştırılmıştır. Bugün tartışılan “mutlak butlan kararı” da bu daralan siyasal alanın hukuki görünümlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu genel tablo içinde demokratik siyaset alanı sistematik biçimde daralırken, toplumsal muhalefet de parçalı bir yapı sergilemektedir. Emek hareketi, kadın mücadelesi, gençlik dinamikleri, ekoloji direnişleri ve Kürt demokratik siyaseti çoğu zaman ayrı hatlar üzerinden ilerlemektedir. Oysa bu alanların tamamı aynı yapısal krizin farklı yüzleridir: ekonomik eşitsizlik, siyasal temsil krizi, ekolojik yıkım ve kimlik temelli baskılar birbirinden bağımsız değil, aynı bütünün parçalarıdır.

“Mutlak butlan kararı” bu bağlamda yalnızca hukuki bir işlem değil, siyasal alanın sınırlarının yeniden çizilmesine yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Seçimle oluşan iradenin geriye dönük biçimde tartışmaya açılması, demokratik meşruiyetin zeminini zayıflatmakta ve siyasal alanı teknik-idari mekanizmalara daha açık hale getirmektedir. Bu durum, rejim tartışmasını kaçınılmaz hale getiren bir eşik niteliği taşımaktadır.

Türkiye’de demokratik muhalefetin en temel sorunu, bu yapısal dönüşüm karşısında parçalı karakterini aşamamasıdır. Parçalı mücadele biçimleri güçlü yerel dirençler üretse de, kalıcı bir siyasal dönüşüm yaratmakta yetersiz kalmaktadır. Buna karşılık birleşik hareket deneyimleri, farklı toplumsal kesimlerin ortak bir hedef etrafında buluştuğunda nasıl güçlü siyasal sonuçlar üretebildiğini göstermiştir. 2019 ve 2024 yerel seçim süreçleri, bu potansiyelin somut örnekleridir.

Ancak bu deneyimler kalıcı bir kurucu demokratik hatta dönüştürülemediği ölçüde, sistem yeniden denge üretme kapasitesini korumuştur. Bu nedenle bugün temel ihtiyaç, yalnızca savunma refleksleri değil; emek, özgürlük, eşitlik ve demokrasi taleplerini ortak bir siyasal strateji içinde birleştirecek kurucu bir zeminin inşasıdır.

Birleşik mücadele, farklılıkların bastırılması değil; farklı toplumsal dinamiklerin ortak bir demokratik yönelim içinde buluşturulmasıdır.

Bu noktada DEM Parti’nin sorumluluğu özel bir önem taşımaktadır. Bir yandan demokratik çözüm ve müzakere süreçlerinde siyasal muhataplık zeminini tutarlı biçimde sürdürmek, diğer yandan demokrasi güçleriyle toplumsal ittifak hattını korumak ve genişletmek, çift yönlü bir tarihsel sorumluluk üretmektedir. Bu denge, yalnızca siyasi bir tercih değil, Türkiye’de demokratik alanın genişleyebilmesinin temel koşullarından biridir.

Bugün yaşanan süreç, yalnızca Türkiye’ye özgü değil; birçok ülkede farklı biçimlerde gözlenen bir siyasal restorasyon dönemidir. Kurumların yeniden tanımlandığı, güç ilişkilerinin yeniden kurulduğu ve siyasal alanın yeniden şekillendiği bu geçiş dönemlerinde, sabit bloklar yerine esnek ama stratejik birliktelikler belirleyici hale gelmektedir.

Bu nedenle yapılması gereken açıktır: Emek, kadın, gençlik, ekoloji, barış ve demokrasi mücadeleleri kendi alanlarına sıkışmadan, ortak bir siyasal yönelim etrafında birleşmek zorundadır. Çünkü parçalı kalan her mücadele, mevcut otoriter yapının yeniden üretimine istemeden de olsa katkı sunmaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’de yaşanan kriz, yalnızca bir iktidar sorunu değil, siyasal alanın kim tarafından ve nasıl kurulacağına dair tarihsel bir mücadeledir. Devlet merkezli siyasal akıl ile toplumsal kurucu irade arasındaki gerilim bugün yeniden yoğunlaşmıştır. Bu gerilimin yönü, demokratik güçlerin birleşik bir irade üretip üretemeyeceğine bağlıdır.

Birleşik mücadele artık bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Öfke parlayabilir; siyaset yön kurar: Mutlak butlan tartışması neyi açığa çıkardı?

Sıkışan yalnızca siyaset değil

Bu yazı, “mutlak butlan” tartışmasını dar bir hukuk başlığı olmaktan çıkarıp Türkiye’de siyasal alanın kim tarafından, hangi sınırlar içinde kurulacağı sorusuna bağlıyor.

Çıkış neden ortaklaşmada aranıyor?

Metne göre emek, kadın, gençlik, ekoloji, barış ve demokrasi mücadeleleri ayrı ayrı güçlü dirençler üretse de kalıcı dönüşüm, bu başlıkların ortak bir demokratik yönelimde buluşmasına bağlı.

Rejim tartışmasının asıl eşiği

Türkiye’de mesele yalnızca iktidar değişimi değil; toplumun yeniden siyasetin kurucu öznesi haline gelip gelemeyeceği.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Cumhuriyet’in kuruluşu: Ulus-devlet, sermaye birikimi ve kurucu şiddet

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →