₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

İkinci yüzyılda ortak gelecek arayışı: “Toplumun sözünü büyütmek istiyoruz”

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı çağrıcılarından Nuray Türkmen ve Kuban Kural, FİKİR’in sorularını yanıtladı. Türkmen ve Kural, 13-14 Haziran’da gerçekleştirilecek konferansı “hazır çözümler” sunan bir etkinlik olarak değil; demokrasi, barış, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek fikrini toplumsallaştırma çabası olarak gördüklerini anlattı.

13-14 Haziran’da İstanbul Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokrasi, barış, eşit yurttaşlık, Kürt meselesi, toplumsal hafıza, kadınlar, gençler, ekoloji, yerel demokrasi ve katılımcılık başlıklarını birlikte tartışmaya açacak.

FİKİR, konferansı farklı üretimlerle takip ederek burada yürütülecek tartışmaları kamusal alana taşımayı hedefliyor. Konferans öncesinde, çağrıcılardan Kuban Kural ve Nuray Türkmen ile konferansın ortaya çıkış gerekçelerini, amaçlarını, yaklaşımını ve sonrasında yaratması beklenen etkiyi konuştuk.

“Bir yüz yılı daha ‘cumhur’un konuşamadığı bir cumhuriyette yaşamak istemiyoruz”

“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” başlığı oldukça iddialı bir çerçeve öneriyor. Bu konferans fikri hangi ihtiyaçtan doğdu? Sizi böyle bir buluşma organize etmeye iten temel gerekçeler nelerdi?

Kuban Kural: Cumhuriyet, özellikle bazı kesimler açısından önemli modernleşme kazanımları üretmiş olsa da demokratikleşme konusunda büyük eksikliklerle yol aldı. Kurucuların da demokrasi diye bir dertleri olmadığını biliyoruz. Sonraki yıllarda demokrasiye dair atılan adımlar ise sert müdahalelerle bastırıldı. Emekçi kesimlerin, Kürtler başta olmak üzere Türk olmayan diğer halkların, farklı inanç gruplarının her hak talebi devletin hışmına uğradı. Ülke, sürekli devletin konuştuğu, siyasetçilerin halka yönelik politikalar üretmek yerine devlete mesaj vermeyi öncelediği bir atmosferde, kutsal devletin karşısında toplumun, halkın görünmediği, sesinin duyulmadığı bir atmosfere evrildi. Cumhuriyetin ilk yüz yılını bu şekilde geçirdik. Bugün geldiğimiz noktanın da çok hayırlı olduğunu söyleyemeyiz. Hukukun ayaklar altına alındığı, dünyadaki antidemokratik gidişata ayak uydurmak için can atan bir devlet ile karşı karşıyayız. Bir yandan Kürt sorununu konuşurken bir yandan kayyımları, butlan kararlarını konuşmaya devam ediyoruz. Toplumun kendi gündemini demokratik bir perspektifle inşa edemediği ortamlarda otorite kendi gündemini bizlere dayatıyor.

Demokratik dönüşüm dediğiniz gibi iddialı bir kavram ancak bu konuda tüm farklılıklarımızla özgürlüğe dair, hukuka dair, barışa dair cümleleri kurmaya başlamadığımız takdirde bir yüz yılı daha “cumhur”un konuşamadığı bir cumhuriyette, demokrasinin öncelenmediği bir toplumsal vasat içinde yaşamaya mahkûm olacağız. Bugün dünyanın geldiği yer bir açıdan çok karamsarken bir yandan da çok ümit var olunacak halde. Bu konferans fikri, böyle bir atmosferde gidişattan rahatsız olanların, iyiye, güzele ve barışa dair bir adım atmak, topluma yönelik güçlü bir çağrı yapmak niyetiyle gündeme geldi. Toplumun güçlendiği ve görünür olduğu bir atmosferi inşa etme çabası da diyebiliriz bu konferansa sanırım…

“Demokrasi, barış ve eşit yurttaşlık aynı tarihsel sorunun farklı görünümleri”

Konferans çağrısı, demokrasi krizini, barış ihtiyacını ve eşit yurttaşlık arayışını birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, aynı siyasal ve toplumsal düğümün parçaları olarak ele alıyor.

Çağrı metninde demokrasi krizi, barış ihtiyacı ve eşit yurttaşlık arayışının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulanıyor. Sizce bugün Türkiye’de bu üç başlığı birlikte ele almayı neden zorunlu görüyorsunuz?

Nuray Türkmen: Çünkü bunlar aynı tarihsel sorunun farklı görünümleri. Türkiye’de demokrasi sorunu dediğimiz şey yalnızca seçimlerle ya da anayasal düzenlemelerle ilgili değil; devlet ile toplum arasındaki ilişkinin kuruluş biçimiyle de ilgili.

Cumhuriyet boyunca Kürtlerin, emekçilerin, kadınların, inanç topluluklarının ve çeşitli toplumsal kesimlerin eşitlik talepleri çoğu zaman güvenlikçi reflekslerle karşılandı. Bu nedenle eşit yurttaşlık meselesi aynı zamanda bir demokrasi meselesidir. Demokrasi sorunu ise aynı zamanda bir barış sorunudur.

Bugün Kürt meselesinin demokratik çözümünü konuşurken emek sömürüsünü, kadınların maruz bırakıldığı eşitsizlikleri ya da yerel demokrasinin tasfiyesini görmezden gelemeyiz. Çünkü otoriterleşme bütün bu alanlarda birlikte işliyor.

Bu nedenle barışı yalnızca silahların susması olarak değil; toplumun farklı kesimlerinin eşit, özgür ve onurlu biçimde birlikte yaşayabileceği demokratik bir düzenin kurulması olarak görüyoruz. Konferansın temel çıkış noktalarından biri de aslında bu yaklaşımın ve inşanın ortaklaşma çabası.

“Farklı kesimlerin birbirini duyduğu bir ülkeyi çıkar merkezleriyle yönetmek mümkün değil”

Konferansın dikkat çekici yanlarından biri de farklı siyasal, toplumsal ve düşünsel çevrelerden çok sayıda ismin bir araya gelmesi. Kural’a göre bu çeşitlilik yalnızca bir temsil arayışı değil, aynı zamanda Türkiye toplumunun ortak sorunlarını görünür kılma çabası.

Konferansın dikkat çekici yanlarından biri farklı siyasal, toplumsal ve düşünsel çevrelerden çok sayıda çağrıcının bir araya gelmiş olması. Bu çeşitlilik sizin için neden önemli? Ortak bir tartışma zemini kurarken hangi ilkeleri esas aldınız?

Kuban Kural: Bu çeşitlilik aslında toplumsal durumumuzu da sembolize ediyor bir açıdan. Evet, bizler farklı kesimleri bir araya getirmek için çabaladık ancak şunu da gördük ki birçoğumuzun derdi yan yana geldiğimizde benzer. Bu ülkede iktidar sahiplerinin en istemediği şey aslında yaptığımız. Kutuplaşmış bir ülkeyi yönetmek, toplumu manipüle etmek ve çıkar merkezlerini büyütmek çok kolayken farklı kesimlerin birbirini duyduğu, tanıdığı, ortaklaştığı bir ülkeyi çıkar merkezlerini önceleyerek yönetmek mümkün değil. Bizim amacımız siyasetin toplum merkezli yapılmasını, barışın gündemden düşmemesini ve demokrasi ile barışın/çözümün ayrı kavramlar olmadığını, olmaması gerektiğini kamusallaştırabilmek. Daha demokratik, daha eşitlikçi ve daha özgür bir ülkeyi birlikte inşa etmeliyiz. Vicdan sahibi insanların, demokrasiyi özümsemiş bireylerin tüm farklılıklarına rağmen böyle bir çığlık atarken ilke belirlemeleri de çok zor olmadı aslına bakarsanız…

“Demokratik bir cumhuriyeti yeni bir toplumsal yaşam tahayyülü olarak tartışmak istiyoruz”

Konferans, demokrasi meselesini yalnızca seçimlere, anayasa tartışmalarına ya da kurumsal reform başlıklarına sıkıştırmadan ele almayı hedefliyor. Türkmen, demokratikleşmenin aynı zamanda toplumsal ilişkilerin dönüşümü anlamına geldiğini vurguluyor.

Türkiye’de son yıllarda demokrasi tartışmaları çoğu zaman seçimler, anayasa ya da kurumsal düzenlemeler etrafında şekilleniyor. Bu konferans demokratik dönüşüm meselesine bunların ötesinde hangi perspektiflerden bakmayı amaçlıyor?

Nuray Türkmen: Türkiye’de demokrasi tartışmaları çoğu zaman devletin nasıl yönetileceği sorusuna sıkışıyor. Oysa bizim açımızdan asıl mesele toplumun kendi geleceği üzerinde ne kadar söz sahibi olduğu.

Bu nedenle demokratik dönüşümü yalnızca anayasal ya da kurumsal bir reform başlığı olarak ele almıyoruz. Kadınların özgürleşmesinden emekçilerin örgütlenme hakkına, yerel yönetimlerden ekolojik yaşama kadar uzanan geniş bir toplumsal dönüşüm alanından söz ediyoruz.

Çünkü demokratikleşme yalnızca devletin değişmesiyle gerçekleşmez; toplumsal ilişkilerin de demokratikleşmesi ve aynı zamanda örgütlenmesi gerekir.

Konferansın amaçlarından biri de bu aslında. Yani, demokratik bir cumhuriyeti yalnızca bir yönetim modeli olarak değil, yeni bir toplumsal yaşam tahayyülü olarak tartışmak.

“İlk yüzyılı da gelecek yüzyılı da tartışıyoruz”

Programda cumhuriyet deneyimi, hafıza, milliyetçilik, Kürt meselesi, kadınlar, gençler, ekoloji, yerel demokrasi ve katılımcılık başlıkları birlikte yer alıyor. Kural, demokratik dönüşüm tartışmasının ancak bu alanların birlikte ele alınmasıyla kurulabileceğini belirtiyor.

Programda cumhuriyet deneyimi, hafıza, milliyetçilik, Kürt meselesi, kadınlar, gençler, ekoloji, yerel demokrasi ve katılımcılık gibi farklı başlıklar bir araya geliyor. Bu çeşitlilik, demokratik dönüşüm tartışmasına nasıl bir katkı sunuyor?

Kuban Kural: Demokratik dönüşüm dediğimiz şey aslında tam da bunların konuşulması, tartışılması. Herkesin kendi özel alanında konuştuğu ancak kamuya açılamadığı, ülkenin temel meselelerini birlikte tartışmak derdimiz. Çeşitliliğimizin her anlamda bir güç oluşturduğunun bilinciyle birçok konuyu masaya yatırmak istedik. Bir asırlık Cumhuriyet deneyimi bütün olumlu ve olumsuz yanlarıyla ciddi bir hafızayı da taşıyor beraberinde. Onun için hem ilk yüzyılı masaya yatırıyoruz hem de gelecek yüzyılı tartışıyoruz konferansta.

Kürt meselesini, milliyetçiliği konuşmadan anlamak ve anlatmak ne kadar zorsa kadın cinayetlerini, otoritenin ve toplumun erkeklik krizini, ekolojiyi konuşmadan eşit dağılımı, ekonomik sorunlarımızın sebeplerini konuşmak da bir o kadar zor. Bunlar bir yandan bağımsız sorunlar gibi görünseler de demokratik bir dönüşümden bahsedeceksek eğer, her birini ayrı ayrı belki ama aynı perspektif ile değerlendirmemiz gerekiyor…

“Daha temel sorularla yüzleşmeye ihtiyacımız var”

Türkmen’e göre Türkiye’de gündelik siyasal tartışmalar çoğu zaman güncel krizlere sıkışıyor. Oysa konferans, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ortak geleceğin hangi toplumsal sözleşme üzerine kurulacağını tartışmayı hedefliyor.

Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken demokrasi, barış ve birlikte yaşam tartışmalarında hangi soruların yeterince konuşulmadığını düşünüyorsunuz? Bu konferans hangi boşluğu doldurmayı hedefliyor?

Nuray Türkmen: Bugün yeterince konuşulmayan şey, Türkiye’nin nasıl bir ortak geleceğe sahip olacağı. Gündelik siyasal tartışmalar çoğu zaman seçimlere, partilere ya da güncel krizlere sıkışıyor. Oysa daha temel sorularla yüzleşmeye ihtiyacımız var.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı hangi toplumsal sözleşme üzerine kurulacak? Kürt meselesi demokratik yollarla nasıl çözülecek? Emekçiler artan eşitsizlikler karşısında nasıl örgütlü olacak? Kadınların, LGBTİ+’ların ve gençlerin söz sahibi olduğu bir özgür yaşam nasıl kurulacak? Ekolojik yıkım karşısında nasıl bir ortak mücadele geliştirilecek?

Bu konferansın doldurmak istediği boşluğu biraz da bu şekilde ifade edebiliriz. Farklı toplumsal mücadelelerin birbirinden kopuk değil, ortak bir demokratik dönüşüm programının parçaları olduğunu görünür kılmak istiyoruz. Ve bunun ülkeyi dönüştürücü ve özgürleştirici etkisindeki kurucu özneliğini birlikte tartışmaya çalışıyoruz.

“Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin genel demokratikleşmesinin anahtarlarından biri”

Konferansın adındaki “dönüşüm” vurgusu, yalnızca belirli bir başlığa değil, birbirine bağlı çok sayıda alana işaret ediyor. Kural, devlet-toplum ilişkilerinden yurttaşlığa, yerel demokrasiden ekonomik adalete uzanan başlıkların birlikte düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

Konferansın adı dönüşümü işaret ediyor. Peki sizce bugün dönüştürülmesi gereken temel alanlar neler? Devlet-toplum ilişkileri, yurttaşlık, yerel demokrasi, toplumsal barış ya da ekonomik adalet başlıklarından hangileri öne çıkıyor?

Kuban Kural: Hepsi öne çıkıyor aslında. Çünkü bunlar her ne kadar birbirinden farklı gibi gözükse de birbiriyle ilişkili başlıklar. Devlet-toplum ilişkilerini yurttaşlık kavramında nasıl ayıracaksınız örneğin. Ya da barışı ve demokrasiyi konuşacaksak yerel yönetimleri, insan haklarını, halkın yönetime katılımını konuşmadan nasıl yol alabiliriz ki. Bugün toplumun en büyük problemi olan ekonomik zorlukların sebeplerini tarihsel olarak değerlendirdiğimizde Kürt meselesiyle de, eşitlik ile de denetim ve katılım ile de alakası ortaya çıkıyor.

Bu sebeplerle hepsi ve hep birlikte öne çıkıyorlar diyebiliriz. Ancak şunu da söylemek gerekiyor ki bugün en yakıcı ve çözüme en çok yaklaştığımız, diğer tüm konuları etkileyecek olan Kürt meselesi. Bugün hâlâ meseleyi militarist bir perspektifle ele alan iktidar sahiplerine karşı ancak demokratik bir perspektif ve toplumsal bir mobilizasyon ile karşı çıkabiliriz. Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümünü, yalnızca bir kimlik meselesi değil, Türkiye’nin genel demokratikleşmesinin de anahtarlarından biri olarak görmeliyiz.

“Asıl mesele burada ortaya çıkan tartışmaların toplumsallaşması”

Türkmen, konferansı iki günlük bir etkinlik olarak görmediklerini belirtiyor. Ona göre konferansın ardından oluşacak ilişki ağları, ortak çalışma alanları ve yerel inisiyatiflerle kurulacak bağlar, demokratik dönüşüm tartışmasının toplumsallaşması açısından önem taşıyor.

Konferansın yalnızca iki günlük bir etkinlik olmasının ötesinde, daha uzun soluklu bir tartışma ve ilişki ağı üretmesi hedefleniyor mu? Bu girişimin konferans sonrasında nasıl devam etmesini öngörüyorsunuz?

Nuray Türkmen: Biz bu konferansı iki günlük bir etkinlik olarak görmüyoruz. Asıl mesele burada ortaya çıkan tartışmaların toplumsallaşması.

Bu toprakların demokratikleşmesinin yalnızca parlamentoda ya da devlet kurumlarında yürütülecek bir süreç olmadığını biliyoruz. Toplumun örgütlü kesimlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, kadın hareketinin, gençlik hareketlerinin ve yerel inisiyatiflerin sürece katılması gerekir.

Bu nedenle konferansın ardından ortaya çıkacak ilişki ağlarının güçlenmesini, ortak çalışma alanlarının oluşmasını ve demokratik dönüşüm tartışmasının ülkenin farklı bölgelerine yayılmasını önemsiyoruz.

Demokratik cumhuriyet ancak toplumsal mücadelelerin ve demokratik güçlerin ortak çabasıyla inşa edilebilir. Bu konferansın böyle bir ortaklaşmanın küçük de olsa bir adımı olmasını umuyoruz.

“Gençlere söyleyeceklerimizden çok, onlardan öğreneceklerimize odaklanmalıyız”

Kural, genç kuşakların siyaset ve demokrasiye ilişkin beklentilerinin önceki kuşaklardan farklı olduğunu, buna karşılık mevcut siyaset anlayışının gençleri anlamakta yetersiz kaldığını belirtiyor.

Bugün özellikle genç kuşakların demokrasi, siyaset ve kamusal yaşama ilişkin beklentileri önceki dönemlerden farklı görünüyor. Konferans bu yeni toplumsal arayışları nasıl dikkate alıyor?

Kuban Kural: Özellikle gençlerin umutsuzlukları sıkça konuşuyor son dönemlerde. Bu çağda onların beklentilerini karşılayamayan arkaik bir ülkede yaşıyoruz. Onun için ümitsiz olmaları kadar doğal bir şey yok. Kendilerinden değil de bizden, önceki nesillerden ümitleri yok… Önceki nesiller demokrasiyi özümsemiş, özgürlükleri hazmetmiş bir ülke değil de antidemokratik, hukukun olmadığı bir ülke bırakıyorlar maalesef bugünün gençlerine. Üstelik onları anlama çabası içine giren bir siyaset anlayışı da yok görünürde. Ancak her şeye rağmen yeni neslin kamusal yaşama ve demokrasiye dair perspektifleri bence kendi dönemleriyle uyumlu olarak çok zinde. Son yıllarda hangi hak mücadelesi oldu ki duvarları yıkanlar gençler olmadı. Siyasetin önünü açan ama sözü, sesi duyulmayan bir nesil bugünün gençleri. Kendi yollarını çizebilecekleri bir atmosfer dahi sağlamıyor sistem onlara. Konferans çağrıcıları tabii ki bunu da dikkate alıyor. Belki gençlere söyleyeceklerimizden çok daha fazla onlardan öğreneceklerimize odaklanmalıyızdır…

“Hazır çözümler değil, ortak geleceğin eşit parçası olma çağrısı”

FİKİR, konferansı farklı üretimlerle takip ederek burada yürütülecek tartışmaları kamusal alana taşımayı hedefliyor. Konferansın sonunda paylaşılacak çağrı metni de bu tartışmanın toplumla nasıl buluşacağı sorusunu önemli kılıyor.

FİKİR, konferansı farklı üretimlerle takip ederek burada yürütülecek tartışmaları kamusal alana taşımayı hedefliyor. Konferansın sonunda paylaşılacak çağrı metni de düşünüldüğünde, sizce yurttaşlar bu konferanstan ne beklemeli? Burada ortaya çıkacak tartışmalar, öneriler ve çağrı toplumla nasıl buluşacak?

Nuray Türkmen: Bu buluşmaya kulak veren hiç kimse bu konferanstan hazır çözümler ya da yukarıdan aşağıya hazırlanmış bir yol haritası beklememeli; aksine büyütülmesi gereken bu ufkun, iradenin neresinden tutabilirim sorusunun, yani zaten bir parçası olduğu tahayyülün eşit bir parçası olmalı. Bu konferansın en önemli özelliği, farklı toplumsal ve siyasal çevrelerin eşit bir zeminde ortak geleceği tartışabilmesi.

Bu anlamda toplumun sözünü büyütmeyi ve devletin bu sözle dönüştürülmesini önemli buluyorum. Çünkü Türkiye’nin temel sorunlarının önemli bir kısmı da toplumun siyasal süreçlerin dışına itilmesinden kaynaklanıyor. Demokrasi, barış ve eşit yurttaşlık ancak halkın doğrudan katılımıyla güçlenebilir.

Konferans sonunda ortaya çıkacak çağrı metni elbette önemli olacak. Ancak bizim için daha önemli olan, burada yürütülen tartışmaların toplumun farklı kesimlerine ulaşması ve demokratik dönüşüm fikrinin kamusal bir talebe dönüşmesidir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla merkezileşme değil, daha fazla demokrasi ve gerçek adalet; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla toplumsal dayanışma ve barış; daha fazla baskı değil, daha fazla özgürlük ve eşitlik. Konferansın temel çağrısı da esasen bu.

Haber vermek yetmez: Toplum çözümü de konuşabilmeli

Bu söyleşi ne anlatıyor?

Bu söyleşi, “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nı bir etkinlik duyurusunun ötesinde; demokrasi, barış, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek arayışı üzerinden ele alıyor. Kuban Kural ve Nuray Türkmen, konferansın çıkış noktasını Cumhuriyet’in ilk yüzyılındaki demokratikleşme eksikleri ve toplumun kendi sözünü kurma ihtiyacı üzerinden anlatıyor.

Neden önemli?

Söyleşi, demokratik dönüşüm tartışmasını yalnızca seçim, anayasa ya da kurumsal reform başlıklarına sıkıştırmıyor. Kürt meselesi, kadınların özgürleşmesi, emekçilerin örgütlenme hakkı, gençlerin siyasal arayışları, ekoloji, yerel demokrasi ve katılımcılık gibi başlıkları ortak bir demokratik gelecek sorusunun parçaları olarak ele alıyor.

Okur neye dikkat etmeli?

Kural ve Türkmen, konferanstan hazır çözümler değil, farklı toplumsal kesimlerin eşit bir zeminde ortak geleceği tartışabileceği bir kamusal imkân beklenmesi gerektiğini vurguluyor. FİKİR’in konferansı takip etme amacı da bu tartışmaları daha geniş bir kamusal alana taşımak ve demokratik dönüşüm fikrinin toplumsal bir talebe dönüşmesine katkı sunmak.

Öfke parlayabilir; siyaset yön kurar: Mutlak butlan tartışması neyi açığa çıkardı?

“16 Ton”dan “İhtimal Eşikleri”ne: Adil dönüşüm nasıl ortak dile dönüşür?

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →