₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Palantir’in ikinci manifestosu: Egemenlik kimin için?

Bu hafta Palantir’in X hesabından dokuz maddelik yeni bir bildiri düştü zaman çizelgesine: “AI egemenliği üzerine düşüncelerimiz.” Kurumlara sesleniyor bu metin. Diyor ki: verinizi başkasına emanet etmeyin, model ağırlıklarınızı kontrol altında tutun, “token yakma” kültürüne kapılmayın, teknik kararlarınızı siyasete kurban etmeyin. Kulağa sağduyulu geliyor. Hatta bazı yerlerinde haklı da.

Ama bu metni okuyanın aklında bir soru belirmeli: Bunu söyleyen kim?

Cevap, bu hafta içinde başka bir gelişmeyle birlikte netleşiyor. Aynı günlerde Palantir, NVIDIA ile “egemen” ortamlarda NVIDIA’nın kendi yapay zeka modellerini ABD hükümet kurumlarına ve kritik altyapıya konuşlandırmak için anlaşma imzaladı. Yani “kendi ağırlıklarınızı kontrol edin” öğüdünü verirken, kendisi de bir başka devin (NVIDIA) modellerine yaslanıyor. “Egemenlik” burada felsefi bir ilke olmaktan çıkıp, bir satış cümlesine dönüşüyor: “bize güvenin, OpenAI’ye veya Anthropic’e değil.”

Bu, tek başına bir günah değil elbette — her şirket kendi ürününü satar, bu piyasa ekonomisinin doğası. Asıl ilginç olan, bu manifestonun kendi içindeki çatlak.

“Politize etmeyin” diyen şirketin siyaseti

Yeni bildirinin altıncı maddesi şunu söylüyor: teknik konuları politize etmek, tam olarak düşmanın istediği şey. Yedinci madde ekliyor: gerçek uzmanlığı dinleyin, en ikna edici konuşanı değil.

Bu cümleleri, sadece iki ay önce aynı şirketin yayınladığı 22 maddelik başka bir manifestoyla yan yana koyduğunuzda, tuhaf bir ironi ortaya çıkıyor. O metin, CEO Alex Karp’ın kitabından damıtılmıştı ve teknolojiyi doğrudan bir medeniyet meselesine bağlıyordu: zorunlu askerlik hizmetinin geri getirilmesi, teknoloji şirketlerinin savunmaya katılma “ahlaki” yükümlülüğü, kamusal hayatta dine dönüş çağrıları, hatta bazı kültürlerin diğerlerinden “daha işlevsel” olduğuna dair iddialar. Eleştirmenler bu metni “teknofaşizm” olarak nitelendirdi; bir İngiliz milletvekili “bir süper kötünün sayıklamaları”na benzetti.

Yani şirket, birkaç ay önce teknolojiyi en uç noktada ideolojikleştiren, kültür savaşına çeken bir metin yayınladı – sonra çıkıp “teknik kararları siyasetten uzak tutun” diye öğüt veriyor. Bu, tutarlılık testinden geçen bir pozisyon değil. Daha çok, hangi rüzgar hangi yöne eserse o yöne dönen bir pusulaya benziyor: bir ay “Batı’nın ruhu için savaşalım,” diğer ay “sakin olun, bu sadece teknik bir mesele.”

Bir teknoloji muhabirinin geçtiğimiz aylarda yazdığı gibi, bu tür bildiriler boşlukta duran felsefi metinler değil; geliri doğrudan savunduğu politikalara bağlı bir şirketin kamusal söylemi. Palantır’ın müşterileri arasında istihbarat teşkilatları, göçmenlik büroları ve savunma bakanlıkları var. “Egemenlik” dediğinde kastettiği şey çoğu zaman *bizim altyapımıza bağımlı olun, rakiplerimize değil* cümlesinin daha zarif bir versiyonu.

Yine de gözden kaçırılmaması gereken bir çekirdek var

Bütün bunları söyledikten sonra, manifestonun her satırını çöpe atmak da haksızlık olur. Kurumların verilerini üçüncü taraflara aktarırken uzun vadeli bağımlılık yaratma riski gerçek. “Token yakma” eleştirisi – kullanım miktarını başarı sanma yanılgısı – teknoloji sektöründe sıkça rastlanan, haklı bir gözlem. Ve bir kurumun kendi biriktirdiği bilgiyi (verisini, modellerini) kaybetmesinin stratejik bir zafiyet olduğu iddiası, kim söylerse söylesin, doğru.

Sorun argümanın kendisinde değil, argümanı söyleyenin konumunda. Palantir bu sözleri bir felsefeci kürsüsünden değil, bu pazarda ürün satan bir şirketin pazarlama hesabından söylüyor. Bu onu otomatik olarak yanlış yapmaz — ama okuyucunun, “kim konuşuyor ve neden” sorusunu sormadan bu tür manifestoları yutmaması gerekir.

Nihayetinde asıl mesele şu: Egemenlik gerçek bir değerse, tutarlı bir ilke olarak savunulmalı – bir hafta “dinleyin bize, teknik konuları siyasetten arındırın” derken, iki ay önce aynı ağızdan medeniyetler hiyerarşisi kuran bir manifesto çıkmamalı. Aksi halde egemenlik, sadece kimin masaya oturacağını belirleyen bir pazarlık kartına dönüşür.

Yapay zeka Marksizmi: Emeğin yeni biçimi mi, yoksa sermayenin son zaferi mi?

Yapay zekâda egemenlik ne anlama geliyor?

Yapay zekâda egemenlik, yalnızca bir modelin nerede çalıştığıyla ilgili değil; verinin, model ağırlıklarının, altyapının ve karar süreçlerinin kimin kontrolünde olduğuyla ilgilidir.

Palantir’in söylemi neden tartışmalı?

Palantir, kurumlara verilerini ve modellerini üçüncü taraflara kaptırmamayı öğütlerken, aynı anda ABD hükümeti ve kritik altyapı için NVIDIA modelleriyle kurulan yeni bir egemen AI mimarisinin parçası olarak konumlanıyor.

Teknik kararlar gerçekten siyasetten bağımsız mı?

Yapay zekâ altyapısı savunma, istihbarat, göç, kamu hizmetleri ve kritik altyapıyla birleştiğinde teknik kararlar yalnızca mühendislik meselesi olmaktan çıkar; iktidar, bağımlılık ve denetim sorununa dönüşür.

Yapay zeka aynasında insanlık: “Biz sandığımızdan daha mı iyiyiz?”

Fikir Gazetesi'ne Destek Ol

Bağımsız haberciliği sürdürebilmek için
Aylık küçük bir katkıyla yanımızda olabilirsin.

Destek Ol →