Kültür Politikasızlığı: Kentlerin Kültür Politikası Nasıl İnşa Edilecek?

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Marmara Belediyeler Birliği’nin iştiraki ile yürüttüğü bir Avrupa Birliği projesi olan Ortaklaşa kapsamında ben de kültür politikaları raporunu kaleme aldım. Ay başında yayımlanan rapor çok geniş bir saha çalışmasına ve ampirik bulgulara dayanıyor. Tam metnini internetten ulaşabileceğiniz raporun ben detaylarından girmekten ziyade bulgularını basit bir soru bağlamında ele almak istiyorum: Gördük ki kentlerimizin kültürel hayatları çok zengin ve canlı ama bu durum kentlerin kültür politikaları olduğu anlamına geliyor mu?

Politika ve kamu politikası ayrımı biraz kafa karıştırıcı olabilir; onu netleştirerek başlayayım. Yunanca kökenli politika ya da Arapça kökenli siyaset çok kabaca iktidara gelme, iktidarda kalma ve iktidarı etkileme mücadelesi olarak tanımlanabilir. Oysa kamu politikası (nadir kullanımıyla kamu siyasası) ise iktidarın belli değerlerin ışığında, belli amaçlara hizmet etmek üzere hayata geçirdiği uygulamaları ifade eder. Bu tanımdan hareketle kentlerde bir kültür politikası olduğunu söyleyebilir miyiz?

Lafı uzatmadan söyleyeyim: Bence Türkiye kentlerinin çoğunda kültür politikası izlenmiyor. Çünkü tüm bu kültürel etkinliklerin bir kültür politikasına tekabül etmesi için bunların tutarlı ve uzun vadeli bir perspektif içinde belli değerlere dayanan bir değişim vizyonuna sahip olması gerekir. Başka bir deyişle kamu otoritesinin tutarlı bir değişim amacıyla yapıp ettiklerine kamu politikası diyebiliriz.

Oysa kentlerin kültürel hayatları yine belediyelerin çocuk oyun parklarına benziyor. Herhangi bir fiziksel ve bilişsel gelişim amacı gözetmeksizin, sadece çocukları oyalamak için açılmış parklar gibi belediye kültür hizmetleri de ağırlıkla halkı eğlendirmeye, oyalamaya hizmet eden etkinliklerden oluşuyor. Belli kesimlerin gönlünü almak için düzenlenmiş konserler, festivaller, şenlikler, sergiler ve gösterilerden oluşan belediye kültür hizmetleri belli değerleri anaakımlaştırmayı, belli bir değişimi hedeflemediği için bir kamu politikası niteliği kazanamıyor. Diğer alanlarda olduğu gibi kültür de etkinlik, seyirci, sanatçı sayılarına indirgenen nicel bir performans konusu oluyor. 

Belediyelerin tüm hizmetleri için geçerli olan bu politikasızlığın sebeplerini tartışmak bu yazının sınırlarını aşar. Fakat raporun bulgularının işaret ettiği birkaç gözlemden bahsedebiliriz. Öncelikle diğer alanlar gibi kültür hizmetlerinin odağında da belediye başkanları var. Onların tercihleri, ilgileri ve zevkleri ışığında şekilleniyor kültürel etkinlikler. Kendilerinin doğrudan sanatçısı, şarkıcısı, heykeltraşı, küratörü olduğu etkinliklere bile rastlıyoruz.

Başkanların bu kadar merkezde olduğu bir alanda elbette kişisel ve politik ilişkiler belediyenin kültür hizmetlerine dair kararında ana belirleyici oluyor. Eğer başkana, onun yakın çevresine ya da mensubu olduğu siyasal partinin önde gelen figürlerine kişisel olarak ulaşma şansınız varsa belediyenin kültür hizmetlerinin paydaşı olabiliyor, kendi etkinlikleriniz için belediye desteğine erişebiliyorsunuz.

Fiiliyatta her ne kadar bu kadar kişiselleşmiş de olsa belediyelerin elbette kültür birimleri var. Fakat kültürün herkesin anlayacağı bir alan gibi görülmesi sebebiyle bu birimlerin sorumluları çok sık değişebiliyor. Nihayetinde etkinlik düzenlemeye indirgendiğinde, herhangi bir uzmanlık ya da deneyim aranmadığında herkes kültür işlerinin başına geçebilir diye düşünülüyor. 

Başkanın merkezinde olduğu kişisel bağlantılar üzerinden yürüyen kültür işleri, bir kamu politikasının gerektirdiği tutarlılığa, belli değerler ve amaçlara dayanan bir değişim vizyonuna oturmuyor. Dolayısıyla da kültürel etkinliklerin bu çokluğu bir kültür politikası etmiyor.

Ezcümle, kentlerimizin çok zengin kültürel hayatları, etkinlikleri var ama ne yazık ki kültür politikaları yok gibi görünüyor.