₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Market reyonunda ekonomi politik okumaları

Sıradan bir süpermarket rafı 200’ün üzerinde sektörü doğrudan etkiliyor. Tarladan çatala kadar devasa bir üretim prosesinin en önemli ayağı süpermarketler. Ayrıca ekonomi disiplininin en görünür mecrası. Süpermarket rafı ve müşteri ilişkisi ekonominin gittiği yönün en temel işareti. Ancak bütün bunlara rağmen bizimki gibi ülkelerde ekonomi politik okumaları çoğunlukla gözardı ediliyor.

Türkiye belirli aralıklarla bir değişim dinamiğine maruz kalıyor. Toplumdaki ilerleme arzusunun ortaya çıktığı dönemler var. O dönemlerden birinin orta yerinden geçiyoruz. Ekonomik sektörler bu değişim dinamiğini okudukları ölçüde yeni modellemeler geliştirerek büyüme yolunu seçiyorlar. Bu çoğunlukla ürün geliştirme ve ürün arzıyla ilgili oluyor. Ancak bu dönemde müşteri deneyimleri alışverişin bir sosyal davranış olduğunu gösteriyor. Arz edilen yeni ürünü denemek cepte bir delik açmak anlamına gelebilir. Bu değişim dinamiğini yakalayan bazı süpermarket zincirleri bir tür orta sınıflaşmaya kapı araladılar. Bu kapının açıldığı yerde alt sınıfa ait tüketim ürünlerinden uzaklaştılar, üst sınıfa ait tüketim ürünlerinin bir bölümünü erişilebilir kıldılar. Bu aynı zamanda orta sınıfların “sınıf atlama arzusunun” bir yansıması olarak raflardaki yerini aldı. 

Süpermarket zincirleri satın alma süreçlerini de tümüyle dönüştürdüler. 1990’lı yılların başında mantar gibi patlayan zincirler merkezi satın almalardaki “rüşvet” ağıyla çevrelenmişlerdi. Satın alma müdürlerinin el altından aldığı rüşvetler zincirlerin sermaye birikimine engel oluyor, dahası bir tür servet transferi yaşanıyordu. Bu kaçaklar kapatıldı ve artık profesyonel bir satın alma süreci göz önünde bulunduruluyor. Üstelik aynı zincir içindeki satın almacı farkı kapatıldığı için “A markette bakliyat, B markette kuruyemiş daha ucuz ve/veya daha kaliteli” lafzını bir süredir daha az duyuyoruz.

Süpermarket zincirlerindeki bir diğer belirleyen ise raf boyu, sepet, katılım payı, insert (kasadaki indirim dergileri) ve kule gibi onlarca mecranın belirli bir düzeye taşınması oldu. Gençlik yıllarında süpermarketlerde çalışanlar çalıştıkları raflara baktıklarında Matrix’in yeşil ekranını görürler. Çünkü market içindeki her bir köşe dolar yeşili demektir. Ancak sermaye birikimini önceleyen bu raf örgütlenmesi modeli de terk ediliyor. Bunun yerine üretim prosesini ve sermaye altyapısını güçlü tutan üretici işletmeler öngörülüyor. Katılım payının, insert zorunluluğunun, raf satma alışkanlığının üretici işletmelerin insicamını bozacağının farkında olanlar var.

Süpermarketlerin depolarındaki durum ise pek değişmiyor. Şartlar dünden daha iyi değil. Paletler ve üstündeki mallar çalışanlardan daha değerli. Zincirler üretici işletmelerine kadar uzanan denetimlerini gıda güvenliği bağlamında ele alıyor. Ne kendi depoları, rafları ve kasalarındaki ne de üretici işletmelerdeki işçilerin ücret öncelikli haklarıyla ilgileniyorlar. Bu temel problem sendikalaşma eğilimi gösteren işçileri ve işyeri temsilcisini bağlıyor. O kadar ki bir şubedeki sorun diğer şubelerdeki işçileri örgütlemeden bu bağlantı kesiliyor. Yani burjuvazinin değişim dinamiği okumasında sınıfın halen bir yerleri yok.

Çalışan kesimlerin sorunları ücretle sınırlı değil. İlk kez tarihin bu dönemine denk gelen ve yarın ne olacağını bilmediğimiz başka sorunlar da var. AVM süpermarketlerinde ve büyük süpermarketlerde çalışanlar gün ışığı görmeden mesailerini tamamlıyorlar. Şanslı olanlar depo bölümünde sigara molası sırasında gün ışığını kısa süreliğine de olsa görebiliyorlar. Uzun mesailer ve yorucu tempo çok temel birtakım hakları, yani örneğin güneşi görmeyi dahi engelliyor. Bütün bunlara müşterilerin bitmek tükenmek bilmeyen talepleri de eklenince bizim sosyal davranışımızı gerçekleştirdiğimiz raflar çalışanlar için zorlu parkurlar haline geliyor.

Bütün bu değişim dinamiği veya süregelen direniş hatları, davranış kalıplarımızı manipüle eden süpermarket zincirlerinin yeni pratikleri haline gelirken, siyaset kurumu, gözleme ve analize dayanması gereken yeni bir ekonomi politik okuması gerçekleştiremiyor. Programlar, seçim bildirgeleri ve politika notları bu tartışma zeminini gözardı ediyor.

Bu arada ebeveynlerin 120 liraya aldığı diş macununun dörtte biri çocuklar için 320 lira. Muhalefet bunu da gündemine almalı.

Starbucks’tan Çankafe’ye: Kamunun savunma hattı

File Market’in müşterileri sandığa giderse

İzmir grevi tarihsel bir boşluğa dayanıyor

Etiketler: süpermarket rafı, ekonomi politik, zincir marketler, sınıf atlama arzusu, orta sınıflaşma, perakende emek süreçleri, gıda enflasyonu, Türkiye ekonomisi, market işçileri, AVM süpermarketleri