₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Kentliler kentleri kurtarabilir mi?

Tarihin bu döneminde liberal demokrasinin bir merhalesi olarak temsili düzeyde bir demokratik düzen içinde yaşıyoruz. Kent merkezlerinin karmaşıklığı içinde ve iş ahlakının belirli bir düzeyde tuttuğu bir yabancılaşmanın orta yerindeyiz. Bu sosyolojik olarak bir ıssızlığa işaret ediyor. Ancak bütün bunlara rağmen mücadele hatları da mevcut. Bu mücadele hatlarının gezegenin çeşitli noktalarında klasik pozisyonlanmaları zorladığını da görüyoruz. Kentli olma hali bunların en cool, en kıymetli, en vizyonlu hali gibi görünüyor. Kentli olmak şüphesiz serbest piyasa düzeninin çarkları arasında öğütülmek isteniyor. Ancak çok dinamik ve kaygan bir yaşayış biçimi bu. Çoğu zaman zokayı yutmamasıyla da ünlü. Peki kentli olmak kentleri kurtarabilir mi? Kent merkezlerinin geleceğini şekillendirecek soru bu. 

Zohran nasıl geldi?

Geçtiğimiz ay New York yerel yönetimleri sonuçlarını çok konuştuk. Zohran Mamdani adında bir Marksist Demokratik Parti’nin Marksist kanadı tarafından seçime sokuldu ve bu süreçten başarıyla çıktılar. Kapitalizmin kent merkezlerinden birindeki bu başarı bir eşik olarak değerlendiriliyor. Ancak Amerikalı demokratik sosyalistler buraya gelene kadar bir dizi eşiği aşmak durumunda kaldılar. Yani bu tek başına bir siyasal seçim kampanyası değildi. Sosyolojiye çıpa atma kampanyasıydı ve yıllar sürdü. Amerikalı demokratik sosyalistler 2000’li yılların başındaki merkezi “New Yorker” kampanyasının kendilerine yeni bir fırsat sunduğunu fark ettiler. Çünkü bu kentli olma hali alttan alta bir sınıfsallığı ve düzenin pratiklerine karşı güçlü bir pozisyon almayı getirebiliyordu. Bu devrim yapan bir dönüşüm değildi ama devrimci bir dönüşümdü. Bu sayede orta ve alt sınıflar arasında kökleşen kentliliği inşa ettiler. İşte Mamdani bütün o sürecin nihai bir sonucuydu. Böyle bir süreci örmek seçim kampanyasının şenliğe dönüştürmek demekti zaten.

Caddeye inmek ve Match Day

Türkiye’de kentli olma hali ise çoğu zaman bir asırı geçen semtlerde tutunma çabasını simgeliyor. Örneğin Kadıköylü veya Beşiktaşlı olmak. Caddeye inmek veya “Match Day” gündelik pratiklere ve dolayısıyla nefes alma alanı yaratmaya yarar. Türkiye’nin bazı kentlerinde mahallecilik değil, semtçilik vardır. Ayrancı, Çayyolu, GOP semtlerin ve ona bağlı bir kent kültürünün adıdır. Ne kadar ilçe yönetimleri bu konuda çeşitli yatırımlar yapsalar da ilçeler kent olma halini çoğunlukla yansıtmaz. Çankaya Belediyesi’nin her ay çıkardığı Karanfil dergide yazanlar Ankaralılık üzerine kalem oynatırlar. Çünkü belirli bir tarihsel kesitte Ankara’yı seçimler aracılığıyla almak Çankayalının siyasi hedefi olmuştur. Çankayalılık Ankaralı olmaya rücu etmiştir.

Aynı durum Konya’da tersine çalışır. Konya’nın Çankayası olarak görülebilecek Meram bir Meramlı olmak halini almaz. Sınıfsal olarak onu takip eden Karatay ve Selçuklu’da kentli olma hali Konyalı olmaktır. Huzurun, sükuneti ve Mevlan’nın kenti 12 saat yaşar. Güneş battığında kent merkezi boşalır. Son yıllarda değişen bu sahnede başat rolü öğrenciler oynar. Konyalı olma hali muhtemelen 10 yıl sonra bir forma bürünecektir. Zaten bu da bir mücadele pratiğidir. Konya’yı İzmir’e bağlayan bir olgu da iş dünyası içindedir. Hem Konyalılar hem İzmirliler kentlerini ve dolayısıyla kendilerini oraya bağlayan değerleri kamu ve özel sektör isimlerine doğrudan yansıtırlar. “Kon” ve İz” ifadeleri iştirak isimlerinde kendilerine fazlaca yer bulurlar. 

Kampanyalar ve kentli olmak

Her kentin kendini gerçekleştirmek için bir arayışta olduğu açık. Bu kendini içinde bulunduğumuz dijital ağda daha belirgin şekilde gösteriyor. Geçmişte benim yaptığım “Daha Fazla İzmir” kent kampanyası CHP çevrelerinde ses getirmişti. Zamanında Avrupa Birliği içinde sol grup “sosyal Avrupa” kavramsallaştırmasını ortaya atmış ve Avrupa’nın değerlerinin Avrupa’nın coğrafi sınırlarının dışına taşınmasını talep etmişti. Daha Fazla İzmir kampanyasınının dijital stratejisi de buydu. Çünkü bu hem “sosyal İzmir” ve İzmir’in değerlerini İzmir’in dışına taşıyacak hem de İzmirlilerin kentine değer vermesini sağlayacaktı. Kampanyanın bitiminden kısa süre sonra SHP’nin meşhur limon kampanyasını yapan üstadımız Mehmet Ural’ın “Her yer İzmir gibi olsun” kampanyası başladı. Bu kampanya beni onurlandırdığı gibi İzmirliler’in kentine bağlayan güzel bir strateji oluşturmuştu. Aynı tarihlerde denizsiz ve gri Ankara’da “Sevgilim Ankara” kampanyasına başlamıştık. Lavarla ve Ankara Apartmanları gibi onlarca kampanyanın görünür olduğu o dönemde kentli olma hali cisimleşmeye başladı. Şimdi yüze yakın kampanya Ankara’yı görünür kılmak için canla başla mücadele ediyor.

Ankara’da +500 bin taşıt

Okan Bayülgen bir televizyon programında konuk ettiği Ekrem İmamoğlu’na “İstanbul bir gün LGBTİ biri tarafından yönetilir mi?” diye sorduğunda sayın başkan iyi bir cevap vermek yerine topu taca atmayı tercih etmişti. Kentli olma hali kent merkezlerinde canlıyken bunun sosyolojik zeminini yoklayan çok az siyasal girişim var. Eğer bu yaşanırsa katılım yollarının açıldığı ve kente değer katan kadroların ortaya çıktığı bir dönemi yaşayabiliriz. 

Ankara kent yönetimi geçen ay dolaşıma soktuğu bir haberde Ankara trafiğine son altı ayda 500 bin yeri taşıtın katıldığını açıklayarak kendisine gelen eleştirileri önemli ölçüde kesmiş oldu. Ancak Kasım 2025 itibariyle Ankara trafiğine katılan araç sayısının 16 bin olduğu açıklandı. Bu sayıyı öğrendikten sonra istatistiksel olarak 6 ayda 500 bin taşıtın trafiğe katılması mantıkla açıklanamıyor. Bunun yerine temsili demokrasinin ve “bizim değil” onun temsilcilerinin bize yalan söylediği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Kentli olmanın ve bunun sosyolojik zemininin siyasetle örgütlendiği bir ortamda bu yalanı kim söyleyebilir?

Sınıf atlamanın simgesi AVM sınıftan dayak yiyor

Market reyonunda ekonomi politik okumaları

Starbucks’tan Çankafe’ye: Kamunun savunma hattı

Etiketler: kent hakkı, kent yurttaşlığı, yerel demokrasi, katılım, denetim, Zohran Mamdani, New York belediye başkanlığı, Ankara trafik, araç artışı, belediyecilik, ulaşım politikası, barınma krizi