₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Yıl sonunda Bob Dylan: İnsan durumlarının eşiğini aşkın bir ikon kırıcı

2017 yılı, ilk Spinoza tezimi yeni bitiriyordum. Ulus Baker’in Spinoza notlarında, Joë Bousquet’nin “Ma blessure existait avant moi, je suis né pour l’incarner/ Yaram var olmadan önce de vardı; ben ona beden olmak için doğdum.” deyişine denk gelmiştim. Kulaklığımda Bob Dylan Moonshiner vardı. Müthiş bir arınma anıydı benim için. Belki çok kişisel; ancak Spinoza’daki Imaginatio ile yaranın bir beden olarak tecessüm etmesi meselesini o an sezmiştim. Bazı şairane anlar, gerçekten onlarca felsefi argümantatif dökümün bir anda açılmasını, ifşa olmasını sağlıyor. Böylece tezimin son bölümünün son kısmını Bousquet referansı ile bitirmiştim.

Yıllar sonra Dylan’ın Bousquet ile ilişkisi üzerine düşünme fırsatı buluyorum. Geç kaldıktan sonra anlamak neye yarar bilmesem de bugün Bousquet’de yankılananın ne olduğu üzerine düşünürken; Cohen’de olduğu gibi Dylan çalma listesi bana eşlik ediyor.

Dylan’ı kendine özgü kılan şey; bütün tekilliğini risklere açarak var etme cesaretinde ileri geliyor.  Bu açıdan arketipsel bir okuma yapılabilir. Ancak bu elbette kategorik değil, metaforik bir anlam taşıyacaktır. Dylan’ın her şeyden önce atılgan ve militer-didaktik bir yönü olduğunu düşünürüm Buradaki militerlik daha da çok Platondaki atılganca cesaretin ilahi bir tonu gibi çınlar. Kendisini Amerikan folku üzerinden ifade ettiği günlerde, politik bir aktör olarak belirir. Burada kitleleri yönlendirici niteliğinde beliren sert ve özlü üslup ile aynı zamanda da New York Greenwich hattında rafine ve incelikli bir nitelik kazanan folk geleneğinin romantik sesiyle birleşmiştir. Bu açıdan bakıldığında Dylan’ın sesi içsel kırılganın korunduğu ama kitlesel ve politik olanı da gözeten bir hatta konuşur. 

60’lı yılların ikinci yarısından itibaren Dylan’ın tonu daha da farklı bir hatta kayar. Burada ilk elden gelen eleştiriler; Rock’n Roll’un sakil ve yüzeysel olduğu, politik nitelik taşımadığına ilişkindir. Ancak Dylan’ın kendini yaratma döneminde en önemli eşiğin; görünürde elektrifikasyon ve orkestrasyonun eşlik ettiği, içeride ve merkezde ise kendi tutkulu ve kırılgan yanıyla konuşan ironik bir dilin benimsendiği görülmektedir. Dylan belki de kırılma ve yaralanma riskini göze almasaydı, şair olarak dili de kırılarak çözülmeyecekti. Bu açıdan Rimbaud tipi; hayatıyla oynayan bir romantik ethosun varlığından söz edilmelidir. Buradaki romans; bir yanıyla Schelling’te olan ve olmakta olan ve varlığa gelen arasındaki tabiat hâlinin dinamiğini referans verir. Yaralı ve süslü epik anlatı, modernist üslubun ironik imkanlarıyla kırılır. Highway 71 ve sonraki albümlerde belirgindir bu. Dylan’ın 60’lı yıllarda yaşadığı dönüşüm esasen iki kutup gibi tezahür eder. 60’lı yıllara politik ve protest bir figür olarak başlamıştı. 60’ların ikinci yarısında ise kişiselleşirken politik olanı modernist üslup üzerinden sürdürdü. Sadece politik müzik = protest müzik denklemini alt üst etmiş oldu. Şiirini estetikleştirirken modernistleştirdi. Bu da çok doğal; 60’lı yılların ikinci yarısında New York’ta hip-hop öncülü denemeler vardı. Sanatta form kırılıyordu. Velvet Underground, Patti Smith ve ressamların çağıydı. En başta kendine isim vererek kendini yaratan Dylan ise; melankoliyi, aşkı ve politikayı ama esasen bütün insan hâllerini yeni bir estetik kanalda ifade etmek istiyordu. Bu dönüşüm herhalde ilişkilerdeki duyarlılığından da ileri geliyor. Aşkı, ihaneti, acıları ve belirsizlikleri bir arada yaşamasından… 

Bob Dylan’ın 76 albümü Desire 60’lı yıllardaki her iki yönelimini birleştirir. Burada metaforik bir arketip olarak sahne önünde konuşmaya başlayanın artık orta yaşlarında hayatın ve kendisinin az çok ne olduğu (hiçbir zaman tamamlanmayacak olsa da) konusunda fikir sahibi birinin politikayı estetikleştirirken, estetiği de politikleştirmesi üzerine tanık olunur. One More Cup of Tea değildir mesele. Hurricane ile birlikte rap heyecanı ile Blues’un 30’lu yıllardaki alt tabanında hatırlanır. Alan Lomax kayıtları dinlenirse, neyi kast ettiğim sanıyorum daha iyi anlaşılacaktır. Cohen’de ironi tutkunun karanlığına eşlik ediyordu. Dylan’da ironi bütün ilişki durumlarını kuşatır ve kendini de oyunbaz anlatının bir parçası kılar. Cohen için melankoli ve uzlet ilahi bir yöne sahipti. Dylan içinse uzlet orkestrasyon ve kalabalıklara dönüş öncesi bir mesafedir. Dylan Yahudi geleneğinde her an tekfir edilebilir bir yaramaz din adamıdır. Cohen ise o geleneğin içinden konuşarak kendi estetiğini yarattı. Going to Acapulco’da olduğu gibi; Dylan için yaralarına iyi gelen imge kendinde. Ve bence çocukluğundaki bakıcı yaşlı kadınların şifacı imgesi.

Dylan Çalma Listesi:

Dylan – Blind Willie McTell

Dylan-Moonshiner 

Dylan – When the Ships Comes In

Dylan – I’Will Keep ıt With Mine 

Dylan – Ballad of A Thin Man

Dylan – Going to Acapulco

Dylan – Stuck Inside the Memphis Blues Again

Dylan – Just Like a Women

(Metin yazılırken dinlendi.)

Leonard Cohen’den evrene kalan

#BobDylan #Spinoza #UlusBaker #JoeBousquet #imaginatio #folk #rock #modernizm #ironi #Desire #edebiyat #müzikyazıları