₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Cem Yılmaz: Hakikat ile tevekkül arasında

“Tabii bir yere gitmiş değiller, yaralarını sarıyorlar. Daha manyak bir şeyle dönecekler… Eğitimli, orta sınıf, ayrıcalıklı elitler; işçi sınıfına neyi yapıp yapamayacaklarını, neye güleceklerini söylüyorlar. Komedinin sıradan insanlar için ne kadar önemli olduğunu anlamıyorlar.” – Ricky Gervais, Mortality

“Fakirlere de her şeyi çok görürler. Gülün lan gülün, şaka yapıyorum.” – Cem Yılmaz, CMXXIV

Komedyenin sınırlarının, yaşadığı toplumun gerçekleriyle örtüştüğü yalanı beraberinde normların koruyuculuğunu savunmayı getirir. İngiliz komedyen Ricky Gervais’ın bir Avrupalı seviyesinde gezindiği var sayımıyla hareket edilir. Cem Yılmaz’ın ise her geçen gün gerileyen Türkiye sosyolojinin belirli saik ve pratiklerine eşlik etmesi gerektiği yanılgısına düşeriz. Bu perspektifin siyasetteki yansıması “Burası Norveç mi?” sorusunda hayat bulur. Tarih yapraklarında Atatürk’ü kapağına taşıyan Time’ın geriye gurur duyulacak bir şeyler bıraktığını düşündürürür. Acaba böyle midir, yoksa bütün bunlar bir yanlış bilinç midir, tekrar tekrar dönüp bakmak gerekir.

Tek kelimeyi 10 dakika savunan komedyen

Ricky Gervais, Netflix’te yayınlanan Mortality gösterisinde uzun süredir olduğu gibi ahlakın sınırlarındaki ince bir çizginin üzerinde gezinen; muhafazakar İngiliz toplumu ve seyretilmiş Amerikan entelijansiyasına rağmen son derece kışkırtıcı bir performans ortaya koymayı başarıyor. Yıllar içinde kendisine çeşitli aşamalardan bakan hayran kitlesinin koruyuculuğu altında 10 yılda 5 Altın Küre’ye sunuculuk yapmasını anlatırken iştahla ve cesaretle düzeni nasıl alt üst ettiğini hatırlatıyor. Amerikalı avukat ordusunun karşısında gösterisinin bütünlüğünü sağlayacak ama argo sayılabilir tek sözcüğü 10 dakika boyunca savunduğunu ve başarılı olduğunu anlatıyor. Kendisinin de düzenli bağış yaptığını bildiğimiz kanserli çocuklar konusunda yapılabilecek en ofansif şakaları sıralıyor. Bütün bunlar gösterilerinden filmlerine kadar bir dizi projesinde dünya görüşünü çerçeveleyen ateist ahlakını anlatma konusundaki hevesini belirli normlar oluşturacak kadar kurumsallaştırabilen bir entelektüelin kendini gerçekleştirmesini sağlıyor. Muhafazakar İngiliz toplumuna karşı bayrak açan bir komedyen hem de postmodern dönemde/durumda bütünlüklü bir tahayyül sunuyor. İçine doğduğu toplumla arasındaki makasın açılmasına rağmen düzenin orta yerine devasa bir yarık açabiliyor Gervais.

Cem Yılmaz Sineması

Cem Yılmaz ise bir süredir tam anlamıyla yalpalıyor. Reklam ajansı faaliyeti klasik İstanbul ajanslarıyla “aynı kafada” olamadığı için bir süredir görünür işler yapamıyor. Opet’in yüksek bütçeli ve süreye yayılan başarılı reklam kampanyasının arkasından gözle görünür işler yapamadı Yılmaz. Zannederim işin bütçesi olmadığından Türkiye Futbol Federasyonu’na küçük bir reklam filmi çekebildi. Muhtemelen reklam ajansında “ürünün” kendisi olduğunu, dolayısıyla müşterinin kendisine geldiğini anladığı bir ticari dönem var olmuştur. O dönemden sonra yüzünü gösterdiği Gofrik reklamları da o kadar başarılı olamadı. Ancak sinemada ne zaman bir adım atsa o kadar fırtına estirmeyi de başardı. Birkaç televizyon programında “kendimi gerçekleştirdiğimden emin değilim” diyerek tevazu sahibi olduğunu göstermiş olsa dahi tartışma götürmez şekilde bir “Cem Yılmaz sineması” yaratmayı başardı. G.O.R.A ve A.R.O.G; Arif ve 216 karakterleri, diğer filmlerini sahiplendiği kadar sahiplenmese dahi Ali Baba ve 7 Cüceler ve son olarak Netflix’e çektiği Erşan Kuneri serisi Cem Yılmaz “fikriyatının” ne denli önemli olduğunu gösterdi.

Bütün bu performansa ve Türkiye orta sınıflarını dönüştürme arzusuna rağmen Cem Yılmaz içine doğduğu toplumla arasındaki makasın açılmasını istemedi. Bunun yerine sınıfsal pozisyonunu maddi ve manevi olarak sağlamlaştırdı. Bunun heteroseksist ve/veya toplumsal cinsiyetçi bir yanı elbette yok. Ancak “anlata anlata bitireceğim” lafzıyla giriştiği her mücadele bir şekilde tatlı kuytusunun altını çizdi. “Baltalimanı’ndan denize giren insanları görünce gurur duyuyorum, deniz herkesindir,” derken yalnızca geçmişini hatırladığını “filmi Afyon’da çekiyoruz,” cümlesiyle bölgesel eşitsizlikleri gözardı ettiği argümanıyla desteklemiş oldu. Cem Yılmaz’ın kanıksadığı her şey onu orta sınıfların belirli sınırlar içinde kalma düsturuna sabitlediğini gösterdi. 

Tevekküle uzanmak

CMXXIV gösterisinde “aramızda transgender var mı?” sorusunun arkasından gelecek bir dizi espri yerine Türkiye orta sınıflarının çoktan geride bıraktığı ve birbirini takip etmeyen; özellikle aralarına dakika çizelgesi eklenmiş politik esprilere maruz bırakıldık. Üstelik seyircinin alkışlı desteği de Cem Yılmaz’ın ürkekliğinin kanıtı niteliğindeydi.  Son dönemde kayda alınmış gösterilerinin çoğunda kameraların salonu gezdiği sırada gördüğümüz başörtülü 1 izleyici dahi onun hakikat arayışından uzaklaşıp tevekküle doğru hızla uzanmasına neden oldu. Sıklıkla tekrarlanan “bizi de Allah yarattı usta,” tespiti, şüphesiz öyledir, yıllar öncesinin “o marjinal” komedyeniyle çelişti. 

Cem Yılmaz halen çok değerli bir isim. Türkiye entelijansiyası ve düşünsel iklimi üzerinde ciddi bir etki taşıyor. Ancak onun arayışı orta sınıfların çelişkilerine içkin bir arayış. Üstelik o arayışın çıktılarını alt jenerasyondaki “Tuz Biber” kadrosu aldı bile. Yani kaba tabirle orada bir ekmek yok. Yılmaz’ın içine doğduğu toplumla arasındaki makası açması; yeni bir ahlaki sorgulamaya doğru yelken açması, yeni normlar inşa etmesi ve düzeni alaşağı etmesi heyecan verici olurdu. Üstelik Türkiye sosyolojisi muhafazakar İngiliz toplumundan daha fazla malzemeyi bünyesinde taşıyor. Ricky Gervais’ten daha ‘lucky’ olduğu gerçeğiyle yüzleşmesi dileğiyle.

British Museum Noel Baba’yı çalsaydı

Kentliler kentleri kurtarabilir mi?

Sınıf atlamanın simgesi AVM sınıftan dayak yiyor

Etiketler: #CemYılmaz #CMXXIV #RickyGervais #Mortality #Mizah #StandUp #KomedininSınırları #OrtaSınıf #KültürPolitikası #Hakikat