₺0,00

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Yaşam Söyleşileri 2 | Mardin’de filizlenen bir direniş: Ekolojik Yaşam Çiftliği

Ekolojik Yaşam Çiftliği, Mardin’de başlayan bir öykü. Doğaya Geçiş Derneği çatısı altında birleşen şu an aktif olarak çalışan yaklaşık 70 insanın bir arada olduğu bir üretim çiftliği.

Sadece agroekolojik besin üretimi dışında; filmler, söyleşiler, buluşmalarla da yapan kolektif bir üretim alanı. Sürecin en başından beri örgütleyicilerinden biri olan Xelas ile çiftlik üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Umut olması dileğiyle…

Xelas merhaba, öncelikle uzun yılların emeği olan bu çiftliğin çıkış amacından biraz bahsedebilir misin? Yolun nasıl buraya evrildi?

Ben belgesel fotoğrafçıyım. Uzun yıllar çalışmalarımı köylerde, kırsal alanlarda ve geleneksel yaşamların içinde yürüttüm. Şehirde bir fotoğraf galerim vardı ama zamanla şehir hayatı beni sıkmaya başladı. Doğayla daha doğrudan bir ilişki kurma ihtiyacı hissettim. Başlangıçta bu tamamen bireysel bir arayıştı. Şehir dışında, doğayla ve ekolojiyle uyumlu bir yaşam kurmak istiyordum. Ancak üretime başladığımda yerel tohuma ulaşamadığımı fark ettim. Köylerde tohumun kalmadığını görmek, bu sürecin yönünü tamamen değiştirdi. Kendi yiyeceğimin tohumunu bulamayınca tohum arama, çoğaltma ve paylaşma süreci başladı. Bu süreçte yanımda, beni sanat alanından tanıyan arkadaşlarım da vardı. Bilgi paylaşıldıkça bu yolculuk bireysel olmaktan çıktı ve kolektif bir hâl aldı.

Çok güzel bir yolculuk başlamış… Üretime nasıl başladın, arazi toprak yapısı nasıldı?

Toprağı aldığımda oldukça çorak ve verimsizdi. Hatta araziyi satan kişi, toprağın işlevsiz olduğunu söyleyerek aynı paraya daha fazla alan vermeyi teklif etti. Su sorunu vardı, toprak yapısı zorlayıcıydı. En başından beri zirai ilaç ve zehir kullanmama konusunda kararlıydım. Bu da süreci yavaş ve zahmetli hâle getirdi. Ancak zamanla toprağın dönüşebildiğini gördüm. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu zorlu sürecin doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Fazlasıyla emek isteyen bir süreç olmuş. Suyun olmaması şu an tüm Mezopotamya’yı etkileyen bir sorun. Su krizine karşı çözüm yöntemlerin var mı, neler yapıyorsunuz?

Kendi alanımda suyu kontrollü kullanmaya çalışıyorum. Yağmur suyunu depoluyor, damlama sulama yapıyorum ve suyu mümkün olduğunca tasarruflu kullanıyorum. Mezopotamya genelinde ise durum çok daha ağır. On beş–yirmi yıl önce yüz altmış metreden su çekilen kuyular bugün sekiz yüz metreye kadar indi. Binlerce kuyu, yoğun tarım, kimyasal gübre ve zehirli ilaçlar bu coğrafyanın su varlığını geri dönülmez şekilde tüketiyor. Bugün yeşil görülen alanların büyük bir kısmı aslında geleceği olmayan bir çölleşme sürecinin içinde.

Bir de Doğaya Geçiş Derneği’nizin olduğunu görüyorum, çiftliğin bir faaliyeti olarak mı ortaya çıktı? Neler yapılıyor dernek içerisinde?
Çalışmalar ilerledikçe etrafımda birlikte üretmek isteyen insanlar çoğaldı. Uluslararası ilgi oluştu, ekip genişledi ve bir düzen ihtiyacı doğdu. Bir arkadaşımın önerisiyle dernekleşme fikri ortaya çıktı. Doğaya Geçiş Derneği, Ekolojik Yaşam Çiftliği’nin doğal bir sonucu olarak gelişti. Paylaşım, birlikte üretme ve kolektif yaşam temel ilkelerimiz oldu. Zamanla bazı insanlar ayrıldı, bazıları kaldı; bugün ortak bir ekolojik bakışta buluşan bir yapı oluştu.

Dernek ya da çiftlik üzerinden kurumlarla bir ilişkiniz oluyor mu?

Kurumsal yapılarla çok yakın çalışan biri değilim. Ancak alana gelen kişi ve kurumlara yaptığımız çalışmaları açık bir şekilde gösteriyoruz. Benim için en önemli temas Amed Ekoloji’den Bişar ile tanışmak oldu. Agroekoloji ve üretim pratikleri üzerine çok ortaklaştık. Deneyim paylaşımı, bu tür çalışmalarda en güçlü bağlardan biri.

Evet, agroekolojik üretimin temel noktalarından biri de bilginin üretenler arasında paylaşımı, sizde de biraz bu geçerli olmuş gibi. Agroekoloji ve ekolojik kriz üzerine ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Buluşmalar, söyleşiler ve atölyeler düzenliyoruz. Su krizi üzerine çalışmalar yaptık. Avrupa’dan gelen bir ekiple, suların kirletilmesi ve insan eliyle tahribat üzerine bir atölye gerçekleştirdik. Burası yalnızca üretim yapılan bir alan değil; aynı zamanda bilginin paylaşıldığı, tartışıldığı ve aktarıldığı yaşayan bir mekân.

Bişar’la da bir görüşme yaptık. Kayyum dönemlerinin de etkisi olduğunu söyledi. Mardin’de böyle bir şey oldu mu? Kayyum dönemleri bu çalışmaları etkiledi mi?

Kayyum dönemleri bölgede örgütlenme ve kolektif üretim açısından genel bir baskı ve tedirginlik ortamı yarattı. Biz hiçbir dönemde doğrudan bir destek ilişkisine girmedik; çalışmalarımızı tamamen kendi imkânlarımızla sürdürdük. Sahada, görünür ve pratik bir üretim yürüttüğümüz için doğrudan bir müdahaleyle karşılaşmadık. Ancak bu dönemlerin ekoloji mücadelesi açısından alan daraltıcı bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Buna rağmen üretimi ve paylaşımı sürdürmek bizim için başlı başına politik bir tutumdu.

Sen üretim alanında aktif çalışan biri olarak bugün ekolojik üretim biçimini büyütmek için neler gerekli sorusuna nasıl cevap verirsin?

Maddi kaynaklara, insan emeğine ve bilgi paylaşımına ihtiyaç var. Biz bu üç alanı da olabildiğince paylaşımcı bir biçimde yürütmeye çalışıyoruz. Gelen insanlarla ekoloji üzerine konuşuyor, üretimi ve bilgiyi paylaşıyoruz.

 “Bugün yapılmazsa yarın çok geç” dediğin başlıklar var mı?

Su krizi ve iklim değişikliği. Bunlar olmadan ne üretimden ne de yaşamdan söz edebiliriz. Doğayı yok eden, yalnızca kâr odaklı projelerin durdurulması gerekiyor. Bu mesele benim için çok acil ve hayati.

Gelecek için çiftliği ve derneğe dair neler hedefliyorsunuz?

Ekolojik Yaşam Çiftliği’nde üretimi artırmak ve çalışmaları daha da büyütmek istiyorum. En büyük hedefim, kaybolan yerel tohumların yeniden üretime kazandırılması ve zehirsiz üretimin yaygınlaşması.

Son olarak, Mardin için nasıl bir ekolojik gelecek hayal ediyorsun?

Mardin’de ekolojik köylerin yeniden kurulmasını hayal ediyorum. Ekolojik köy pazarları, üreticiyle tüketicinin doğrudan buluştuğu yapılar ve agroekolojik üretimin köylere yeniden entegre edilmesi benim için çok önemli bir hedef.

Emeklerinize sağlık, katıldığın için çok teşekkür ederim, yeniden bir araya gelebilmek dileğiyle!

İklim krizine yerelden yanıt: Diyarbakır’da ekolojik belediyecilik deneyimi

Kesinti değil, gasp: Polen Ekoloji ile su adaleti krizi üzerine

Sermayenin deneme alanı: Bebekler ve toksik mamalar

Mardin; agroekoloji; Ekolojik Yaşam Çiftliği; Doğaya Geçiş Derneği; yerel tohum; su krizi; iklim krizi; kolektif üretim; zehirsiz tarım; Mezopotamya