Fotoğraf: Charly Triballeau / AFP / Getty
ABD’nin Minneapolis kentinde bir göçmenlik operasyonu sırasında 37 yaşındaki Renée Nicole Good’un bir federal ajan tarafından vurularak öldürülmesi, sadece trajik bir olay olmanın ötesine geçti. Bu olay, Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemde yürürlüğe koyduğu kapsamlı göçmenlik politikasının federal otoriteyi genişletme eğilimi ile doğrudan ilişkilendiriliyor. Trump yönetimi, göç ve sınır güvenliği gündemini “ulusal güvenlik” söylemiyle perçinleyerek ICE’a (Immigration and Customs Enforcement) benzeri görülmemiş bir yetki alanı tanıdı; bu operasyonlar, yerel toplumların yaşamını derinden etkiledi ve giderek artan bir federal güç kullanma pratiği olarak tartışma yarattı. Minneapolis’i hedef alan ve “Operation Metro Surge” olarak adlandırılan bu göçmenlik baskınları, binlerce federal ajanla yürütüldü, yüzlerce tutuklama gerçekleşti ve iki ayrı silahlı ölüm vakası yaşandı — tüm bunlar Trump’ın yetkiyi sembolik olmayan somut bir güç kullanma aracına dönüştürdüğü yorumlarını gündeme getirdi.
Trump yönetimi dönemi göçmenlik uygulamaları yoğunlaştı ve ICE’nin operasyon alanı genişletildi. Minnesota’da başlatılan büyük göçmenlik operasyonu topluluklarda gerginlik yarattı. Yerel yetkililer bu taktiklerin aşırı sert olduğunu söylüyor. Göçmenlik ajanlarının silahla müdahale ettiği pek çok olay rapor edildi; bu, eleştirilerin merkezinde. Minneapolis, George Floyd’un polis şiddetiyle öldürüldüğü şehir olarak zaten hassasiyet taşıyor; bu olay yeniden geniş protestolara yol açtı.
7 Ocak 2026 günü Minneapolis’te federal güçlerin ve protestocuların arasındaki çatışma anında 37 yaşındaki Renée Nicole Good, ICE ajanı tarafından vurularak öldürüldü.
DHS sözcüsü Tricia McLaughlin, ICE memurlarının “hedefli operasyonlar yürüttüğünü” ifade etti. Protestocular ICE araçlarını engellemeye çalışmaya başladı. Kadın memurların üzerine sürmeye çalıştığında ICE ajanı “savunma amaçlı ateş açtı” dedi. Olayı gören bölgedeki birkaç sakin, memurların kadına araçtan inmesini emrettiğini söyledi. Sosyal medyada yayınlanan bir videoda, araç geri geri giderken, memur yakın mesafeden ateş açarken araca doğru hızlandığı görülüyor.
İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, kadını öldüren ICE ajanının, “iç terör eylemi” olarak nitelendirdiği araçla çarpma iddiasına “savunma amaçlı” ateş açtığını söyledi.
Noem, Teksas’ın Brownsville kentinde düzenlediği basın toplantısında gazetecilere, “Bu olay, ICE memurlarımızın ve kolluk kuvvetlerimizin her gün maruz kaldığı saldırıları göstermektedir” dedi.
Noem’in bu açıklaması hem ulusal hem uluslararası tepki topladı. Zira Portland Avenue’daki evlerinden silahlı çatışmayı izleyen görgü tanıkları, sürücünün kaçarken kimseye çarpmaya çalışmadığını iddia ettiler.
Minnesota eyaletinde veri mühendisi olarak çalışan yerel sakin Aiden Perzana olayla ilgili konuştu: “Olayı örtbas etmeye çalışıyorlar; kesinlikle böyle bir şey olmadı” dedi. “Biri onu arabasından çıkarmaya çalışıyordu. O sadece kaçmaya çalışıyordu. Kimseye çarpmaya çalışmış olamaz. Bu çok saçma.”
Perzana, vurulan kadının aracı hareket etmeye başladığında üç ajanın aracı çevrelediğini, ancak geçmesi için “yeterli alan” olduğunu söyledi.
Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ise ateş etmenin meşru müdafaa olduğu yönündeki tüm iddiaları şiddetle reddederek:“Bu, bir ajanın pervasızca güç kullanması sonucu birinin ölmesine, öldürülmesine neden olan bir olaydı” dedi ve ateş etmenin haklı olduğunu gösteren tüm yorumlara tepki gösterdi.
“Size söyleyebileceğim şey, bunun sadece meşru müdafaa için yapıldığı iddiasının doğru olmayan saçma bir iddia olduğu” dedi. “Bu iddianın hiçbir gerçekliği yok ve bu çok açık bir şekilde belirtilmeli.”
Silahlı saldırı, George Floyd‘un 2020 yılında polis tarafından öldürüldüğü yerden 1,6 kilometre uzaklıkta meydana geldi.
Frey basın toplantısında şunları ekledi: “Bu şehirde bulunma nedeninizin bir tür güvenlik sağlamak olduğunu söylüyorsunuz, ancak tam tersini yapıyorsunuz. İnsanlar zarar görüyor. Aileler parçalanıyor. … Ve şimdi birisi öldü. Bu sizin sorumluluğunuzda. Ve buradan ayrılmak da sizin sorumluluğunuzda. Daha fazla zarar, daha fazla can kaybı ve yaralanma olmaması sizin sorumluluğunuzda.”
Bir vatandaşın olay anını kayda aldığı videoyu yayınlaması üzerine, olayın nasıl gerçekleştiğini görüyoruz. Polis, küfür ederek kadına arabadan inmesini söylemenin hemen ardından, tereddüt etmeden birden fazla kez ateş ediyor, üstelik yakın mesafeden. Neye uğradığını şaşıran halk ise polise “utanmalısın, ne yaptığının farkında mısın?!” diyerek bağırıyor.
Bu olay, Trump yönetimi altında ABD’nin büyük şehirlerinde yürütülen bir dizi göçmenlik denetim operasyonunun sonuncusunda yaşanan dramatik bir tırmanışa işaret ediyor. Bu, 2024’ten bu yana birkaç eyalette öldürülen en az beşinci kişi.
Operasyonun başlatılma sebebi olarak Somali vatandaşları gösteriliyor. Dolandırıcılık vakalarına karıştıklarına dair iddiadan ötürü 2.000’e yakın ajanın görev alması beklenilen bir operasyon söz konusu.
Olayın hukuki sürecine baktığımızda ise federal ve yerel soruşturmaların sürdüğünü, bağımsız inceleme çağrıları yapılmış durumda olduğunu biliyoruz.
Gelin birlikte ICE’ı yakından tanıyalım…
ICE’ın görev tanımı ve güç kullanma yetkisi
ICE (Immigration and Customs Enforcement), ABD İç Güvenlik Bakanlığına bağlı federal bir kurumdur. Görevleri: Göçmenlik ve gümrük yasalarını uygulamak, düzensiz göçmenleri tespit etmek ve sınır dışı etmek, suç teşkil eden göçmenlerle ilgili soruşturmalar yürütmek. Federal bir kurum olduğu için polis ya da askerlik teşkilatı gibi doğrudan halk güvenliği için kurulmamıştır, ama yasalar ona belirli durumlarda zor kullanma yetkisi tanır.
Güç kullanma yasallığı ve sınırı
Federal ajanlar, ABD yasaları gereği şiddet kullanabilir, ancak bu kullanım: Orantılı olmak zorunda, acil ve somut bir tehdit olduğuna inanılması gerekir ve genellikle yasal, orantılı ve son çare şeklinde değerlendirilir. Bunlar federal zor kullanma standardıdır; yerel polis ve federal kurumlarda benzer ilkeler vardır, ama uygulama ve eğitim farklılıkları tartışma konusu olabiliyor. Renée Nicole Good’un katledilmesini incelediğimizde ise federal yetkililer, ajanın “hayatını ve başkalarının hayatını korumak için ateş ettiğini” savunurken; görgü tanıkları ve yerel liderler bu anlatımı reddediyor. Bu da kamuoyunda orantısız güç kullanımı iddiasını güçlendiriyor.
Son yıllarda ICE müdahaleleri ve cinayetleri neden arttı?
ICE faaliyetleri, özellikle 2025–2026 döneminde federal göçmenlik politikalarının sertleşmesiyle belirgin şekilde arttı. Bunun arkasındaki başlıca nedenlerden biri Operasyonel artış (Operation Metro Surge). 2025 sonunda başlatılan ve Minnesota’da yoğunlaştırılan bir federal göçmenlik operasyonudur. Bu geniş çaplı operasyon, yüzlerce ICE ve bağlı ajanın katılımıyla yürütülüyor ve binlerce tutuklama gerçekleştirildiği bildiriliyor. Diğer bir neden ise siyasi konjonktür. ABD’de göçmenlik konusu, seçimler ve siyasi gündem açısından kritik bir konuma geldi; birçok federal politikacı, sert göç politikalarını “güvenlik” söylemi üzerinden savunuyor. Bu ortamda ICE operasyonları sıklaştırıldı ve görünür hale getirildi.
ICE tarafından katledilen kişilerin davası ne durumda?
Minnesota’daki ilk olayda eyaletin emniyet birimi (BCA), federal soruşturmadan çekilirken, olaya federal savcılar ve FBI bakacağı açıklandı ancak bazı kaynaklara göre Trump yönetimi yönlendirmeleri değiştirdi ve eyalet incelemesi engellendiği iddia edildi.
Bunun yanında, ICE’in otoritesi gereği bir dokunulmazlığı var. Federal ajanların eylemleri ABD’de genellikle görevden kaynaklanan dokunulmazlığa sahiptir. Eyaletin onları yargılaması, eğer federal görev kapsamında hareket ettikleri savunulursa zorlaşır; buna karşılık federal yargılamalar nadiren gündeme gelir ve yüksek delil eşiği söz konusudur
Uygulanan yöntemler, tarihsel olarak otoriter rejimlerin kullandığı pratikleri hatırlatıyor
Üniformasız, kimliği belirsiz şekilde de yolda gördüğü insanları ya da evlerine baskın düzenlemek suretiyle gözaltı yapabilecek otoriteye sahip bir birimden bahsediyoruz. Devlet şiddetinin görünmezleştirilmesi, halkın devlete karşı güvensizlik duyması açısından büyük bir sorun.
Ev baskınları ve alıkoymalar, yargı süreci netleşmeden fiilî özgürlükten mahrum bırakma amacını taşıyor. Bu süreçte komşuların, çocukların, ailelerin önünde yapılan müdahaleler, caydırıcılık ve korku üretme etkisi altında büyük çaplı psikolojik şiddettir.
ICE biriminin yaptığı dış görünüşüne göre olası suçluyu tespit etme hareketi, hukuken inkar edilse bile ırksallaştırılmış denetimden uzak değil. Bu, bireysel suçtan çok mültecilere karşı yapılan kolektif bir kimlik kriminalize edilişine evrilmiş durumda. Amerika’yı modern liberal devlet ilkelerinin çok uzağında bir noktada görüyoruz.
ICE ve yükselen sağ birbirine muhtaç mı?
Yükselen sağı incelediğimizde, bir tehdit anlatısına ihtiyaç duyduğu barizdir. ICE ise ona verilen yetkiye dayanarak bu tehdidi somutlaştırarak politik bir aygıt işlevi görmekte. Dolayısıyla mülteci ya da göçmenin potansiyel suçlu olarak etiketlendiği bir politika izliyorlar. Yani göçmenlik politikalarının sertleştirdiği Amerika’daki son durumu, güvenlik meselesi olmaktan çıkıp aynı zamanda yükselen sağ siyasetin seçmen mobilizasyonu için ihtiyaç duyduğu bir iç tehdit anlatısına da destek oluyor. Bu durumda ICE, hukuki bir kurum olmaktan ziyade politik korku söyleminin sahadaki uygulayıcısı, maşası olmuş durumda.
ICE’ın artan ve sertleşen müdahaleleri yalnızca göçmenlik yasalarının uygulanması ile açıklanamayacak hale geldi. Kimi zaman sivil kıyafetli memurların yaptığı baskınlar, dış görünüm ve etnik köken temelli şüphe unsurları, silahla ve dolayısıyla ölümle sonuçlanan müdahaleler ve sınırlı hesap verilebilirlik, federal bir kurumun yetkilerinin nasıl genişletildiği ve bu gücün nasıl denetimsizleşebildiği sorusunu gündeme getiriyor. Hukuki süreç ve kitlesel protestolar sürerken, ICE etrafında şekillenen tartışma artık tekil bir olaydan ziyade güvenlik söylemleriyle meşrulaştırılan devlet gücünün sınırları ve modern demokrasilerde otoritenin nerede durması gerektiği üzerine daha da geniş çerçevede bir kriz alanına işaret ediyor.
Minneapolis olayları, Trump dönemi federal göç politikalarının sınırlarının nerede çizildiğine ve bu sınırların kimin kontrolünde olduğuna dair kritik soruları gündeme taşıdı. Trump’ın göçmenlik operasyonlarını güvenlik ve hukuk çerçevesi içinde meşrulaştırma girişimi, pratikte ICE’ın genişletilmiş güç kullanımı ve siyasi otoriteyle doğrudan ilişkilendirilmesi olarak ortaya çıktı; bu da mahkeme denetiminin, yerel yönetimlerin ve halkın tepkisinin ötesine geçen bir güç pratiğini görünür kıldı. Minneapolis’teki federal operasyonlar, sadece göçmenlerin değil, vatandaşların da ciddi şekilde etkilendiği vakalara dönüştü ve hukuki süreçler, protestolar ve kamuoyu tartışmalarıyla daha da derinleşti. Sonuç olarak, Trump’ın federal otoriteyi bu denli merkeze alan yaklaşımı, hukuk devleti, idari hesap verebilirlik ve demokrasinin temel ilkeleri açısından bir dönüm noktasına işaret ediyor — Amerikan devlet aygıtının gücünü nasıl kullanması gerektiğine dair daha geniş bir toplum tartışmasını tetikliyor.
Ateşle oynamak: Trump yönetimi Venezuela’ya doğrudan savaşa yürüyor
ABD – Rusya rekabetinin üç cephesi: Ukrayna, Suriye ve Venezuela’da neler oluyor?
Etiketler: #Minneapolis #ICE #Göçmenlik #İnsanHakları #PolisŞiddeti #HukukDevleti #Trump #ABD #Protesto #Demokrasi #GöçmenHakları #FederalGüç #SivilÖzgürlükler #Minnesota
